Sosyal Ağlarda Biz
English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle

15 Haziran 2015 Pazartesi

Afrika, Bilmediklerin ve Yeni Dünya Düzeni

Afrika, Bilmediklerin ve Yeni Dünya Düzeni




Nasıl olurdu da elmas madenlerinin %80'ine, altın madenlerinin 5'de 3'üne ve diğer birçok madenin önemli kısmına, ihracatına sahip olan bir kıta, yer yüzünün gelmiş geçmiş en fakir kıtası olurdu?

Açlık çekecek kadar yoksullaşan, dakikada beş yaş altı 8 çocuğun ölmesine neden olacak kadar aç kalan, tee yıllardır bu kaderin başrolünü oynayan bu kıta, neden adam olamamıştı?

Sorumlu kimdi?
Bu çelişkiyi yaratan kimdi?

Cevabı buldu:

''İnsan'' sıfatı taşıyan, kana susamış alçaklardı.
Katillerdi.

Ve o katiller var ya...

Yarın olacakları, dünden haber vermişlerdi.

1994'te piyasaya sürülen İlluminati kartlarından biri, alarm veriyordu:



Bu kartların bazıları, çeşitli senaryolara kurgulanabilse de, yer yer büyük aptallıktı.
Çünkü bu kartlar, hiç şüphesiz kaos ortamı ve boşluk hissi yaratmak için sürülmüşlerdi. Bizim gibilerin sadece kartlardan ümit beklemesi biraz aptallık olmaz mıydı?

Neyse, dedi Üçüncü Şahıs.

Ve neden aç olduklarını araştırdı.

Aç olma nedenlerinden en temeli, kuraklıktı.
Yağmur yağmıyordu.

Güya.

Peki o zaman sana sorarım, Dünya'nın en kurak ülkesi olan Suudi Arabistan açlık çekmiyor da neden Afrika çekiyor?
Afrika, Arabistan'dan daha kurak değil?

''Arabistan zengin''

Afrika, Arabistan'dan daha fazla değerli maden yatağına sahip?

''Acaba dönen bir dolap mı var?''

Yanaklarından öper seni Üçüncü Şahıs.
Uykulunun gözü açılmaya başladı yahu!

Mahmur şey.

Olayın asıl sebebini anlamak için, Afrika ülkelerinin tarihine bakalım kaba taslak.
Afrika ülkeleri, 15. Yüzyılda öncelikle Portekizli ve Hollandalı denizcilerin akınına uğradı.

Afrika'nın içlerine girmeye korkuyorlardı. İlk defa gördükleri insanlar, farklı tür hayvanlar, bitki örtüsü, iklim onlara yusuf yusuf attırıyordu.

Neyse ki David Livingstone adında bir macerasever çıktı ve Nil'i keşfetti. Bunun üzerine Avrupalı vampirler, iç kısımların kendilerine ait olduklarını söylemeye başladılar. Ve kavga başladı.

Olaylara yön veren olay ne?

Hatırlıyor musun, Rothschild ilk borcunu İngiltere'ye verdi ve İngiltere borcunu ödeyebilmek için sömürge arayışlarına başladı, bu olayların oluş amacı ise Osmanlı'yı yıkıp Hicaz topraklarını alarak İsrail'i kurmaktı demiştim.
Yani Osmanlı'yı yıkmak için 1.Dünya Savaşı yapıldı.
1.Dünya Savaşı'nın yapılması için sömürgecilik çıkarıldı.
Sömürgeciliğin çıkarılması için İngiltere zor durumda bırakıldı.
İngiltere'nin zor durumda bırakılması için Fransa-İngiltere arasında geçen savaşlarda İngiltere'ye borç verilip, Fransa'nın yenmesi sağlandı. Böylece İngiltere borcunu ödeyemedi. Ve mecbur oldu.

İşte, bu savaşların sonucunda yapılan anlaşma olan Viyana Anlaşması'nda, sömürgecilik faaliyetlerinin FİİLİ OLARAK YAPILMASI halinde toprakların devletlere ait olacağı söylendi.
Yani, silahla topla ve tüfekle girilmesi gerekiyordu kıtalara. Aksi takdirde, o devleti sömürge yapamayacaktı kimse.

Ve böylece, Afrika bir geyik oldu. Avrupa ise bir sırtlan. Öldürmeden yediler, yiye yiye bitirmediler ve o geyik hala can çekişiyor.

Ulan bunlar açlar, neden ekip biçmiyorlar, diye sordu kendine Üçüncü.

Suyun olmaması belki bir sebepti. Ama o zaman, Batılı güçler gıda programı yerine neden su programı yapmıyorlardı? Afrika'yı besleyen nehirler vardı, su getirilebilirdi.
Onca gıda yardımı kısır döngü olacakken, bir damla suyu neden çok görüyorlardı, zamanında alacaklarını almışlardı zaten!

Afrika'da, oturma hakkı diye bir şey yok.
Oturma hakkı, iskan hakkı, üretme hakkı olmadığı için insanlar açlar.
Oturdukları ev bile onlara ait değil. Yasaları olmadığı için, her şey devletin. (Komünizm değil bu, geri kalmışlık.)
Adamın oturduğu ev bile kendisinin değil, toprağı alıp nasıl işlesin?
Nasıl besin elde etsin?
Nasıl meyve-sebze üretsin?
Adamın işleyeceği toprağı bile yok!

Peki neden çıkmıyor yasa?
Daha doğrusu neden çıkartamıyorlar?
Yüzyıllardır içine ettikleri, ölüme terk ettikleri, kanını emdikleri, pis işlerini yaptırdıkları Afrika halkı kendine gelirse ne olur?
Bugün ABD'ye baktığında, sanat alanında büyük işler çıkaran kişiler zenciler. Yani zamanında Afrika'dan getirilen kölelerin torunları. Spor alanında da öyle.
E şimdi de hukuksal alanlara girmeye başladılar.

Onlar güçlüler.
Hem fiziki açıdan, hemde zeka açısından.
Ve Afrika güçlenirse...
Ortalığı kasıp kavururlar.
Zamanında Mısır medeniyeti ile yaptılar zaten bunu.

Sen de güçlüsün, en az onlar kadar. Ama sen, onlar gibi acı çekmedin.
Senin, yani bir Türk'ün hareket etmesi için yumurta illa ağza dayanacak! İlla birileri somut olarak, topla ve tüfekle işgal edecek. Ancak o zaman ayağa kalkarsın. Bu yıla kadar şansın yaver gitti ve tüm bu tembelliklerinden kurtulabildin. Yeri geldi bir padişah çıktı, yeri geldi bir Atatürk!

Bundan sonra ya çıkmazsa?

Neyse, devam edelim.

Afrika'nın neden aç olduğunu anladın herhalde. Su getirilmiyor, su olsa bile toprak işlenemiyor. Ve tüm bunlar birilerine rakip oluşmasın diye.

İkinci bir neden ise, savaşlar.
Bu sömürgecilik etkinlikleri sonucunda, ülkeler geri çekilirken halkları böldüler. Böldüler ki emperyalizmi devam ettirebilsinler. İstedikleri zaman istedikleri şeyi yapacak güçte olsunlar.
Bunun kanıtını görmek istiyorsan, siyasi bir Dünya haritasını aç ve Afrika ülkelerinin sınırlarına bak. Cetvelle çizildiğini göreceksin.

Ya da al sana yardım:

Zamanında farklı olan sınırları, kendi çıkarları için düz bir doğrultu da yaptılar.
Bu da sınır savaşlarını doğurdu.

Ama yetmedi.

Sürekli azınlıkları desteklediler. Çünkü çoğunluk olan kesim, doğal olarak iktidar olacaktı. Ve böylece sürekli iktidar deviren bir sistem, sürekli iç savaş olan bir ortam meydana gelecekti.
Soykırımlar olacaktı.
Nitekim oldu da ve olmaya da devam ediyor.

Bakınız Ruanda soykırımı, köprülerin üzerinden kanların aktığı söylenir:


Kardeşi, kardeşe öldürttüler.

Ve en sonunda, Afrika'nın cevherlerine sahip oldular.
İstedikleri zaman sahip olabilecekleri duruma geldiler.

Sıkı dur.

Bitmedi çünkü.

Asıl iç gıcıklayan şeye geldik.

Rockefeller ve Rothschild'i biliyorsun.
Ama Dünya onlardan ibaret değil şüphesiz.
Ve bunlar nasıl oldu da böyle ortak bir proje başlattılar?

1890'lı yıllarda ABD petrol sektörünün %75'ine sahip olan ve ulaşım, banka, sanayi alanındaki hanedanlık denebilecek aile, 2 trilyon dolarlık servetli sülale. Kim bu?
Rockefeller.

Mayer Rothschild ile kurulmuş olan, Avrupalı banker aile. Rockefeller'den daha zengin. 3 trilyon dolar serveti olduğu tahmin ediliyor. (O kadar çok ki sayamamışlar) Kimmiş bu?
Rothschild.

Bitti mi sanıyorsun sen?
Sözüm meclisten dışarı, öyle ezberokuyanlar var ki bu yapılanmayı tek göz, üçgen falan sanıyorlar. Moda olduğu için bu tarz yapılanmalar ile ilgilenen kitle bu.

Ama bitmedi.

John P. Morgan, uluslararası banker. Gezegenimizin ilk milyar dolarlık servetine sahip olmuş güruh. (1901 yılında hem de) U.S Steel'in sahibi.
ABD'de ''Amerika'yı Amerika yapan adam'' diye çağrılır. Düşün boyutu.

Andrew Carnegie.
1890 yılında, çelik üretimi İngiltere'nin çelik üretiminden bile fazla olan kişi. Çelik sektörünün devi. Diğerlerinin de olduğu gibi, pek çok demiryolu, ticaret gemisi, kömür ve demir madeni vesairesi var.

Ve Afrika için dikkat çekmek istediğim kişi.
Cecil Rhodes.
Ünlü elmas imparatoru. Güney Afrika elmas tarlalarını işleten, İngiltere'nin Afrika'yı feth etsin diye yolladığı kişi.

Bu beş adamın, birleştiği noktayı mı merak ediyorsun?

Mehmet Ali Erbil olsa, tam bu noktada ''Parmaktan sonra'' derdi.

Demeyeceğim korkma.

Bu beş adamın, birleştiği nokta...

Akıl hocaları.

Hepsinin akıl hocası, Oxford üniversitesi profesörü olan John Ruskin.
John Ruskin kimdir?
Yuvarlak Masa örgütünün kurucusu.

Yuvarlak Masa'nın amacı nedir?
İngilizce konuşan tüm dünyayı, oligarşik bir federasyon olarak birleştirmek. Dünya federasyonu kurmak.

Yeni Dünya Düzeni'nin amacı neydi?
Tek dil, tek din, tek devlet.

Yuvarlak Masa'nın amacı ne?
Tek dil, tek devlet, tek kültür (dolayısıyla tek din).

İlluminati'nin maddi kaynağı olarak bahsi edilen kişiler kim?
Rockefeller ve Rothschild. (Ama gördüğün gibi fazlası da var. Sırf şu tutukluğu ve bağnazlığı üzerinden at diye verdim o isimleri de. Ne kadar kör ve bağnaz olduğunu gör diye.)

Peki Yuvarlak Masa'nın adamı kim?
Bunların akıl hocası.
Dolayısıyla bu beş adam.

İşte şimdi Küresel Sistem'i anlamak için büyük bir adım daha attın.

Bu bilgileri öğrendin. Hazmettin.
Ama hiçbir şey değişmedi.
Artık şuna inanıyorum, değişmeyen tek şey değişim değil.
Değişmeyen tek şey değişim ve senin şu tutukluluğun.

Beyin Kontrolü yazısını yazdım. Ama hala Facebook'tasın gülüm?
Hâlâ o vampir sanatçıları dinliyor, izliyor, takip ediyorsun?
Hâlâ bir şeylerin aşırı bağlı hayranı ve kölesisin?
Hâlâ basitsin?
Bu bilgileri öğrendin ve şimdi de çöpe at.

Ne faydası dokundu şimdi bunları bilmenin?

Bilgi, onu işleyebilenindir çünkü.

Afrika'da her sabah bir aslan uyanır. En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir. Yoksa açlıktan ölecektir.
Ve Afrika'da her sabah bir de ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir. Yoksa bir aslan, onu ham yapacaktır.

Aslan sen misin, onlar mı?

Cevabının ''Onlar.'' olduğunu biliyorum.
O zaman neden bu kadar boşluyorsun? Neden çok çok hızlı koşman gerektiğini bilmiyorsun?

Özünü bilmeyen, batı kültürüyle pohpohlanmış ve sersemleştirilmiş bir birey olduğun için olabilir mi?

Aklında soru vardı. Madem bunlar gizli örgüt, bize neden açık açık mesaj veriyorlar?
Sen İlluminati'yi Rothschild ve Rockefeller'den ibaret sanırken, olayın bu kadardan ibaret olduğunu mu sanıyorsun?
Sana 3 isim daha verdim az önce. Ve bu bir açık mesaj değildi. Rothschild'in ve Rockefeller'in kesiştiği noktayı buldum ve sana daha fazlası olduğunu söyledim.
Biraz kafa patlatırsan, onların yayınlamasına gerek kalmıyormuş gördüğün gibi?


Nasıl da uyumuşsun ve uyandığını sanarak uyumaya devam etmişsin.
Artık gözün açılıyor diye düşünüyorum.
Lütfen açılsın.
Gerçekten açılsın.

Devam etsin Üçüncü Şahıs.
Sen de okumaya devam et.
Gerçi okuyup uygulamadıktan sonra boşuna zaman kaybediyorsun bu blogta.

Cecil Rhodes.
Güney Afrika'daki elmas madenlerinin sahibi.

Elmaslar alınır ve artık batınındır.

Sierra Leone'nin Kanlı elmaslarına bakarsanız, olayın boyutunu daha iyi anlayabilirsiniz. Eğer ben Sierra Leone hakkında yazmaya başlarsam...
Sinirleneceğim.

Parlak, küçük bir taş parçası.
Milyon liralar ediyor.

Peki insan canı?
Paha biçilebilir mi sence?
Onlar biçmişler ve siyah insanların beş para etmez olduklarını düşünüp, azınlıkları silahlandırmışlar. Eli kalem tutması gereken minikler, otomatik silahlar tutuyor:



Ve sonuç:


İşte sana Afrika'nın timsali olan Sierra Leone'den iki kare.
Yalnızca iki kare.

Bu sakat kalmış insanlar var ya.
Ne olduğunu onlar da bilmiyor.
Bir gece insanların çıldırdığından bahsediyorlar.
Bir gece kardeşin kardeşi öldürdüğünden bahsediyorlar.
Ve şimdi işsizler.
Çünkü sakatlar!

Toprak ekip, biçmezlerse... Ölürler.
Ama toprak kimindi?

Sierra Leone'de unutuldu.

Sokaklarından kanların aktığı bu dramatik olayda unutuldu.
Peki sence unutulmasını sağlayan suçlu kim?

Cevabını sana batılı dede versin:



Sensin.

Uyumasaydın, seni aptal sanıp uyutma girişimlerine devam etmeyeceklerdi.
Reytingi sen belirlersin. Eğer senin için izlenmesi, okunması gereken şey entrika ise, yapımcılar sana neden gerçekleri aktarma gereği duysun?
Eğer sen, bu tarz bilgilerin ışığını seçmiş olsaydın, yapımcılar parayı o kitlede görecekleri için aydınlatılırdın.
Tabii, mason kuruluşu olmayan kanallar için geçerli bu.
Araştırmayan, okumayan, çağdaş sistem kölesi sen.



Peki.
Geçelim.

Soruyorum sana, Libya hakkında bildiklerin nelerdir?
''Devrik lideri Kaddafi var.''

''NATO, askeri operasyon düzenledi.''
''Halk, egemenliğe kavuştu.''

Ahahahaha(iç çekme)ahahahha

Halk, egemenliğe kavuştu.
Taaaaaabi cınııım.

Irak için de bu söyleniyordu.
Oraya demokrasi getirilmişti.
Şimdi PKK'nın takla attığı, başkanının kukla olduğu bir devlet. 
Petrol zenginiydi. Bağdat kütüphanesi gibi, gitmeyi istediğim bir yere sahipti.

Petrolü uçtu ve gitti.
Kütüphanesi yağmalandı ve batıya kaçırıldı. (Doğuya kaçırılacak değil ya gerçi.)

Ve her gün, onlarca kişinin öldüğü bir ülke oldu.

Ve şimdi de Libya.

Senaryo aynı.
Oyuncular farklı.

Kaddafi, ülkesinin kültürünü yaşatmak için yurtdışında çadırda kalırdı.
Çadırını yanında götürürdü.

Daha geçtiğimiz yıl, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy Eiffel Kulesi'ne karşı çadırını kurabileceğini söyledi.
Bir ülke zirvesinde.
Sarkozy, iltifatlar yağdırarak yapmıştı bunu:



Yüzlerdeki samimiyete, memnun ve içten ifadeye bakar mısın:



Bunların sahte gülücükler olmadığı gayet bariz.

Ve bir yıl sonra.

Libya kaka olur.
Libya pis olur.
Öğ öğ olur.

Ve sen, hiçbir şey düşünmediğini iddia edersen, inanmam buna.

Libya petrol zengini olan nadir ülkelerden biri.
Ve bunca yıl bu tarz önemli yere sahip ülkeleri, Kaddafi gibi diktatörler ile yönettiler.
Yeri geldi Saddam çıktı.
Yeri geldi Mübarek.

Hep böyle tıkırında gitti işler.
Taa ki Saddam, petrol vermeyi kesip, kuyuları ateşe verinceye kadar. Taa ki Saddam'dan rant edinilmesi kesilene kadar.
Taa ki Mübarek, İsrail'in yanında olan tutumundan vazgeçip, zayıf İslam dünyasına dönene kadar. 
Taa ki Kaddafi, petrolün batıya ülkesinin çıkarıyla akıtılabileceğini söyleyene kadar. Taa ki BM'leri eleştirene kadar. 
Taa ki Afrika'ya milyarlarca Euro yardım yapana kadar.

Artık demokrasi işlerine geliyordu.
Türkiye'de de sık sık olduğu gibi.

İstedikleri adamı, kesenin ağzını birazcık açarak ve istatistik oyunları ile getirebiliyorlardı.
Diktatörlük bitmeliydi.
Ve Arap baharı başladı.

Batıya peşkeş çeken Arap ülkeleri bile sallandı. 

Ah unutmadan söyleyeyim,
Libya'daki Ulusal Geçiş Konseyi adı verilen, muhalif konseyinin askeri lideri kim biliyor musun?
Abdülhakim Belhac.


Peki bu kimdir?
El Kaideci.

Afganistan'da Sovyetler'de cihat yaptı. Malezya'da yakalanıp CIA'de işkence gördü. 
Ve şimdi...
''Devrim Kahramanı'' 
''Trablus'u alan kişi''
''Batının medar-ı iftiharı''

Hoppala.
E hani birileri El Kaide'ye karşıydı?
Ne oldu?


Anladın sanırım.
El Kaide neymiş?

(Belhac'ın El Kaideci olduğunu ilk önce Şark el Avsat gazetesi yazarı Hossam Salama yazdı. Ardından Asia Times'dan Pepe adında bir yazar. Russia Today, televizyonda açıkladı. Ve en sonunda The Independent, olayı ilk kez keşfedilmiş gibi yazdı. Referans: haber.sol.org.tr)


Birileri ülkelere girmek için zamanında bir şeyler icat etti.
Ve bu icadı bahane ederek güzelim ülkelere tek tek girildi.
Zamanında uygarlık beşiği olan Afganistan en büyük kanıttır buna.
Afganistan üzerinden yazılmış kitaplar var, okuduğunda ağlaman bile olasıdır.

Petrolle beslenen vampirler.
Katiller.

Neyse, mazlum Afrika ülkelerine dönelim biz.

Mesela Sudan. 
Bölündü bu sene. Kuzey ve Güney olmak üzere.
Sudan'ın başkenti Hartum'dur. Osmanlılar vermiş o ismi.
Hortum'muş, batılılar Hartum deyince, biz de öyle demeye başlamışız. (Düşün Batı kültürünün egemenliğini. Ayrıca bu bilgi için Sayın Avar'a da teşekkür ediyorum.)

Önceki çatışma, Batı Sudan-Doğu Sudan'dı.
Bölemediler bir türlü.
Aman ne yapacaklardı.

Güney'de iç savaş başlattılar.
Ve başardılar.

Dil aynı.
Din aynı.
Irk aynı.
Kültür aynı.

Ee?
Bölünmek için sebepleri de yok?
Dertleri neydi?

Dert onların değil, batınındı.

Batı, Kızıldeniz'in girişini kontrol edebilen bu noktanın, petrol yatakları olan bu ülkenin önemini fark etmişti.
Çünkü İran, batının kışkırtmasıyla doğan olayların ve kendisine yapılan tehditlerin karşılığı olacağını göstermek için, Süveyş kanalını kullanarak Akdeniz'e gemi sokmuştu.
(http://www.haber7.com/haber/20110228/Iran-Akdenizde-govde-gosterisi-yapti.php)
(http://www.haberturk.com/dunya/haber/602896-iran-savas-gemileri-akdenizde)

Ve petrol tükeniyordu. Sudan iyi bir geyikti sırtlanlar için.

Halk, yine aynı sefil halktı.
Kimse neden bölündüklerini bilmiyordu.

Ama asıl büyük sebep,
Sudan'ın Çin ile olan yakın dostluğuydu.

Çin, Sudan'ın çıkarına olan milyarlarca dolarlık yatırımlar yapacağını açıklamış ve Sudan sevinmişti.
Afrika'nın güçlü olabilecek ülkelerinden biri, atağa kalkmıştı.
Çin, petrolü çıkaracak ve Sudan'a gerekli payı da verecekti.
Sudan, bu paydan çok memnundu. Hak yenmiyordu.
Eyvah dedi, batı.
El attılar hemen ve Çin, hiçbir şey yapamadı.
(Habere tıklayarak ulaşabilirsin)

Ve ülkeler, domino taşı edasıyla tek tek düştü.
Libya çok direndi ama o da düştü.
Ve yakında göreceksin, katılan ülkeler tek tek petrolün % şu kadarı senin, % şu kadarı benim kavgası yapacak.
Suriye'yi düşüremiyorlar çünkü diğer ülkelerdeki gibi, Libya'daki gibi birleşik bir halk yok.
Hepsi farklı şeyden şikayetçi, dolayısıyla onlara silah dağıtamıyorlar. (Fransa, Libya'da uçaklarla muhaliflere silah attığını kabul etmiş mesela: Burdan bakabilirsin.)

Kaldı geriye, İran ve Türkiye gibi, baharın yaşandığı coğrafyanın iki güçlü ülkesi.
İran, çok büyük lokma.Nükleer gücü var. Ve halkı bilinçli bir halk, ne kadar baskılı ve yanlış bir yönetimleri olsa da, eski dönemlerden dolayı kültürlü bir halk var.

Türkiye ise...
Borçlar yüzünden dışa bağımlı.
Erdoğancığımın yaptığı özelleştirmeler sayesinde (yabancılara yapılan özelleştirmeler sayesinde demek istedim, çünkü Türklere yapılan özelleştirmeler çok çok çok çok az) içte de dışa bağımlı.
Yeni Rakı'yı bile batıya peşkeş çekmek için sattı.

İstatistik oyunları ile ülkenin ekonomisini de güzel gösteriyor.
(Babam da o kadar şey satsa, bizim ekonomimiz de güzel gözükürdü)

Ama o para, sıcak para. Uzun vadeli değil.
Ve sen, bunu da yiyiyorsun.

Geçmiş hükümetlerin, özellikle de Özal'ın başlattığı yollar, barajlar vs. büyük şans ki Erdoğan'ın döneminde bitiş aşamasına geldi.
Ve sen yine yedin.
Erdoğan yaptı yahu, adam yapıyor!

Gerçi adam akıllı hiçbir adam yok şu anda. Biraz Sarıgül'ü severim. 
Ama o zaman, 1 tane adam olmayanı sokmayacaksın meclise.
Mecliste, 1 kişinin çoğunlukta olmasına izin vermeyeceksin ki ülke krallık olmasın.

Muhalefetin olmadığı demokrasiler çağdaş krallıktır çünkü.

Biz 1970'lerden beri bu devrim baharının içindeyiz.
PKK sayesinde istedikleri her şeyi yapıyorlar.

İsrail'e çekilen sözde reste karşılık, İsrail Dış işleri Bakanı PKK'nın ve Eremenilerin destekleneceğini açıkladı. 
Aman çok şaşırdım. Çok tırstım.
Sadece işi resmiyete döktüler, öncesi de vardı bu işin.
(Burdan ve burdan bakabilirsin)

Gelsinler.
Gelecekleri varsa görecekleri var.

Onlara göre Dünya, 7 kıta değil.
Tek bir kıta.
O da Avrupa.
Geriye kalan her yer, geyik sürüsü.

Bir insan hiç mi uslanmaz ya?
Eee atalarımız boşuna ''Yenilen pehlivan, güreşe doymaz'' dememiş.

Ortalama her 100 yılda bir dadanıyorlar topraklarımıza.
Gelsinler!
Gelince rahat edeceklerini sanarak çok yanılıyorlar.

Yahudiler, güneş doğmadan uyanır.
Camları ve perdeleri açarlar, bereketin eve dolacağına inandıkları için.
Sadece bereket için. 

Ve aynı olay, İslam'da da var.
%98'i Müslüman olan Türkiye'de Güneş doğmadan uyanmak!
Biz Güneş doğacağı zamana yakın uyuyoruz zaten, ne uyanmasından bahsediyorum?

Ki adamların ibadeti yok, bizim zorunlu ibadetimiz de var.

Adamlar, çölde meyve-sebze yetiştiriyor dışa bağımlı olmamak için. 
Allah'ın çölü!
Adam orada bitki yetiştirmekle kalmıyor, kalkmış bir de satıyor!

Ülke'nin dört bir yanı ovalarla, nehirlerle, sulak ve iyi topraklarla kaplı, biz ise tarımda hâlâ dışa bağlıyız.
Konya buğday ambarı. Eğer bakılırsa.
Ama bakılmıyor ve biz buğdayı dışarıdan alıyoruz.

Bor madeninin %75'i bizde.
Bordan kazandığımız para, 300 milyon dolar.
Avrupa'ya hammaddeyi 140 dolara satıyoruz. 667 dolar fazlası ile 817 dolara satın alıyoruz. Yıllık kaybımız 150 milyon dolar oluyor.
Dünya piyasasındaki bor ve ürünlerinin %88'i Türk malı.
Ama gel gör ki, boru işleyen ABD olduğu için biz kazanmıyoruz.
Suçlu kim?
Hükumet.

Özelleştirmedik şey bırakmayan hükumet.

Ve bordan kazanılan para, 2 milyar dolara çıkarılabilirmiş günümüzde. 

Bizim hükumetimiz, batının ''Haçlı Seferi'' olarak adlandırdığı NATO operasyonuna katıla dursun.
Onlara peşkeş çeksin.
Sen de uyu.
Çek üzerine pikeni.

Afrika'da her dakika çocuklar ölmeye devam etsin.
Açlıktan annelerine bağırsınlar, ağlasınlar.
Pislikten yüzlerine sinekler konsun.
Susuzluktan, İnek idrarı içsinler.
Açlıktan kaburgaları sayılsın.

Dünya'nın her yerinde kardeş kardeşi vursun.
Çekiç güçlerin egemenliği devam etsin.
Dönen dolaplarına farkına varmayıp, Lunapark'taki dönme dolaplara benzetip sen de gir işin içine.

Kendini düşünme.
Geçmişinden ders alma.
Geleceğini düşünme.
Aptal ol.
Oyunların etkeni ol.

Ama şu çocuğun gözyaşları için yap bari bunu,
Şu çocuğun küçülen midesi için yap,
Vicdanın için yap:







Gururunu, onurunu, sağlığını hiçe sayıp; sırf vücudunun sıvı ihtiyacını karşılamak için bu duruma düşen şu insan için yap:
Sen;
Converse'lere,
Onitsuka'lara,
Adidas'lara,
Nike'lara erişebilirken, o imkanlara sahip olmayan şu insan için yap:


Ve yine sen, tüketim canavarı olurken, bu yanlış tercihi yapmaktan bile yoksun olan şu kardeşin için yap:


Bu minikler, kaderlerinin ne olacağını bilmeden doğdular.

Onlar, kaderlerini kendileri seçmedi. Ama sen, bu kötü kaderi değiştirebilirsin.

Beyin Kontrolü

Beyin Kontrolü

''Selam ordaki.'' dedi Üçüncü Şahıs.

Yataktan yeni kalktığı için kıvırcık saçları yine dağınıktı.
Kahvaltı etmemişti.

Bekle eccük. Çay, ahududu ve incir reçelli iki dilim ekmek yapıp gelecek.

...

Geldi.

''Hoş geldi'' dedin diye umdu.
Ama ''Hoş bulduk'' demedi.

Çünkü hiç de hoş şeyler olmuyordu.

Ama önce,

Tanrı inancı olan her dindeki (Eski Mısırlılar falan da dahil) ''Deccal'' benzeri ögeleri hatırlatmak istedi.
Yer yüzüne inecek olan bu şey, insan kılığında olacak bir şeytandı.

Yarattığı havayla, insanları bir bir kendine köle edecekti.
Ve yeryüzüne inecek olan bir kurtarıcı onu al aşağı edecekti. İslam'a inanan kişiler, kurtarıcının İsa olduğunu bilir.

Ve sen.

Fanatizmin kölesi olmuş, aşırı bir hayranlıkla bir oyuncuya, şarkıcıya, yazara bağlı olan sen.

Daha doğaüstü olacak olan bu şeytan, yeryüzüne indiğinde ne halt yiyeceksin?
Sen, şimdiden zayıf bir mahlukatsın.

Sevdiğin şarkıcının, oyuncunun, futbolcunun, onun, bunun, şunun minik birer kopyasısın.
Hepsinden popüler kültüre dair bir şey kapıp, kendini sana annenin ve babanın verdiği isimle çağırmaya devam edemezsin. Çünkü sen, kendin olamıyorsun.

Bazı arkadaşlar eminim ki şahs-ı muhteremime küfürler edecek.
''Bre zerduş, sen ne anlarsın len hayranlıktan, fanatizmden'' diyecekler.

Titre. Titre ve kendile gel.

İnsanlar gördü Üçüncü Şahıs.
Haberlerde, çevresinde ve internette.

Beyinlerinin mahvolduğuna inandı.

Geçtiğimiz günlerde bir kasırga meydana geldi, hatırlarsan.
(Sustur şu kalbini, HAARP ile ilgili bir şey yazacağım diye heyecanlanma. Yazmayacağım çünkü.)

Kasırga Irene.
ABD'yi yerle bir etti.
Birkaç milyon kişi, bölgeden uzaklaştı.

Orada göze çarpan insanlar vardı.

Geleceğin timsali olan insanlar, senin gelecekteki halin olan insanlar, diye düşündü Üçüncü Şahıs.

Bu kişiler, göç etmediler.
Edenler ise, yumurta ağza dayandığına etti.
Son anda yani.

''Beyinleri kısa devre yapmış.'' diye düşündü.
Ve şu görselleri elde etti:


Üstteki kare, hortum yanı başlarındayken.



''Uçur beni Irene.''

Irene, onu büyük ihtimal uçurdu.
Ama aklı nereye uçmuştu?

Son zamanlarda ''Adrenalin arayışı'' diye yorumlanan bu olayların, gerçekten ''Adrenalin arayışı'' olduğunu düşünecek kadar mısın?
Önüne konan her şeyi kabul mü ediyorsun sen?

Yakışmaz.

ABD halkının aptallığı ve cahilliği hakkında yapılmış bir izleti(yabancı sürümü ile video yani) vardı You tube'da.
Mutlaka izlemişsindir.

Hani sorular soruyorlar ve en basit soruya bile Esra-Ceyda kardeşler gibi cevap veriyorlardı.

O izleti, kaç yıl öncesine ait?
Ve o noktanın sonrası, mantıken bu olmalıydı. Ama imkansız gelmiştir o zamanlarda sana.

Bir klişe: İmkansız diye bir şey yoktur.
Gördüğün gibi oldu.

ABD halkının bir kısmının resmen beyni hasara uğramış.
Hangi akıllı insan, insan olan insan böyle bir aptallığı yapar?

Üçüncü Şahıs, adrenalin bağımlısıdır.
Lunaparkta gondola 4 kez üst üste biner. O derece.
Ama bu...

Kocaman bir aptallık!
Geri zekalılık!
İntihar!

Ve bu kişiler içinde ölenler de var büyük ihtimal.

Şunlara bak ya:


Bunların kafasından istiyorum ben.
Ne içmek lazım, ne yemek lazım bilen varsa telefon numaram 534 bipbiribip bip.

Eğlence düşkünü dünya.
Manyaklığın moda olması.

Bana kalırsa, yayınlanan o semboller ve mesajlar gibi şeylerle, elektronik çiplerle ve diğer başka yollarla, insanları getirecekleri son nokta bu.

İnsanları muz görmüş maymun gibi yapıyorlar.
İnsanları asimile ediyorlar.
Kültürleri yok ediyorlar.
Yok olan kültürler yerine, başka kültürler icat ediyorlar.
Tüketim canavarı yapıyorlar.
Çizgi filmlerdeki hipnoz olmuş insanlara çeviriyorlar, hani gözlerinde dalgalar döner ya böyle.

Anne babanız mutlaka anlatmıştır veya yaşın büyükse sen de biliyorsundur, bayramdan bayrama kıyafet alınır ve alınan yeni ayakkabılar yastığın yanına konup uyunurdu.

Ayağa kalk.

Ayağa kalk ve gardırobunu aç.

1, 2, 3.... Ne kadar kıyafetin var?

Önceki zamanlarda insanlar insan değil miydi?

Bir iki kıyafetle, ter temiz, pırıl pırıl, ütülü falan yaşanıyordu.

Ne olduk yahu biz?

Bir gece uyuduk. Kanımıza aşıladılar tüketim canavarlığını.

Derdimiz ne?

Kendimizi Ayşe'ye, Fatma'ya, Mehmet'e, Ahmet'e beğendirme çabamız niye?

''Ay benim öyle bir derdim yok vallahi''

He o zaman kara kaşın, kara gözün için süsleniyorsun.

''Kendime saygım var.''

Kişiliğine saygın nerede?

Ben de suçluyum bu konuda. Ben de tüketim canavarıyım bir nevi. Gereğinden fazlasını istiyoruz. Gereğinden fazlasına ihtiyacımız varmış gibi hissediyoruz.

İmkan çok, ne yapalım, diyeceksin.

Eskiden insanların imkanı yoktu diye varsayalım, az kıyafetleri vardı.
Ama bizden daha bakımlı, daha temizlerdi.

İmkan fazla diyoruz ya, su bile ayağımıza kadar geldi. Ama 500T'ye bir biniyorsun, bir de iniyorsun. Aradaki zamanı hatırlamıyorsun ter kokusundan.

E hani imkan vardı?
İmkan çokluğu yüzünden bu kadar kıyafetimiz vardı?

Hayır. Bu Pollyannacılık. Biz, tüketim canavarıyız.

Neyse.

Üçüncü Şahıs, çoğu kişinin haberdar olduğu bir konudan bahsedecek sana.

Sübliminal mesaj.

Ama yabancı kelimelerin Türk kültürünü ve Türklüğü yok ettiği Atatürk tarafından kanıtlanmış olduğu için ve Ata'sının da her kelimenin Türkçesini kullan çağrısına uyacağı için, Sübliminal mesaj demeyecek hiç.
Bilinçaltı mesajı diyecek ona. (Mesaj yerine ileti kullanmak lazım ama neyse.)

Bu mesajları bilmeyenler olduğu gibi, bilip inanmayanlar da var.
Ama Üçüncü Şahıs inanıyor.

Çünkü beynimiz, gerçekten de kusursuz.
Bunu herkes biliyor.

İnsanlar, beyinlerinin % de bilmem kaçını kullanır demeyeceğim.
Çünkü beynimizin bir kısmı kullanılıp, diğer kısmını çöpe atmıyoruz. Araştırmalar bunu gösterdi, beynimizin tamamını kullanıyoruz. Ama beynimizi istemli olarak kullanabildiğimiz yüzdelik az.

Beynimiz, yaşamsal etkinlikleri gerçekleştirmek cart curt, o Mehmet, şu Elma, yol düz, karşında köpek var derkennnnn, tamamını kullanabiliyor.
İstemsiz de çalışıyor.

Düşünsene, şimdi nefes al, şimdi mideyi çalıştırayım, ay dur bir yandan da kalbim kan pompalasın derken salağa bağlardık.

Peki ne alaka şimdi değil mi?

Ben sana beynin kusursuzluğunu anlattım, işte Üçüncü Şahıs'ın savunduğu olay da bu.
Beynin bir şeyi gördüğü anda, onu bir şeylerle bağdaştırıp sana kolaylık sağlamayı amaçlıyor. Ve o şeyi sürekli görürsen de, bir daha zaman kaybı yaşamayıp bağdaştırdığı şeyi bilinçaltında tutuyor.

Mesela birinin görüyorsun, ''Sen birine benziyorsun, dur çıkaracağım.''
Zaman geçer...
Beyin, teker teker hafızayı tarar. Odaklanırsın.
Ve:
'' He sen bizim Göbük Emin'in yandan çarklı oğluna benziyorsun ya!''

İşte beynin bu istemsiz işleyişinden faydalanan alçaklar, insanları psikoloji bilimini kullanarak kontrol etmeyi de amaçlıyorlar.
Belki o kasırgada gördüğün kişiler, bu sayede coştular.

Kırmızı renk uykulu.

Kırmızı rengin beyinde uyandırdığı şeylerden haberdar mısın?

Şimdi beyninden türlü sallamalar geçiyor muhtemelen.

Kırmızı renk, açlık hissi uyandırır. Acıktırır. Kanıtlanmıştır.

Peki...

Sarı ve turuncu renkleri?

Sarı, dikkat çekicidir.
Ve turuncu ise tamamen bir hipnoz rengidir. Beyni hipnoz edici özelliği sayısız araştırmalarla kanıtlanmış. Ayrıca turuncu da dikkat çekici imiş.

Yani sarı ve turuncu, ikisi de ''Ben burdayım!'' diyor.
Taksiler bu yüzden sarı veya turuncuya çalan bir renkte. Diğer araçların içinde seni kendisine çekmek için.

O zaman şuna bakmaya ne dersin?




''Karnın acıktı, yemek 'burdayım ben' diyor.''

Gördüğün gibi, amaç sende açlık algısını oluşturmak.

Yani,

Tüketim canavarısın artık cınım. McDonald's ın yeni de bir müşterisi.

Üçüncü Şahıs bununla kalmadı, bir bilgi daha ekledi.
İlk paylaştığım logoyu yan çevirmeye ne dersin?




Büyükçene bir B harfi.

Bir aralar bir Baphomet vardı, sağlığı nasıl onun?

Üçüncü Şahıs, bilinçaltı mesajları demişti.
Bu renk olayı falan, doğrudan bilinçaltı mesajıdır.

Ancak bilindiği üzere, bilinçaltı mesajları ağırlıkla ''Seks'' üzerine kuruludur.
Zaten çoğu bilinçaltı mesajı, ''Seks'' ibaresi veya sözcüğünü taşır.

McDonald's ın çoğu kişi tarafından bilinen bir bilinçaltı mesajı var:



Bu görsel, internette dolaşıyor zaten.

Kadın beyni, bunu görünce hormon salgılatabilir.
Erkek beyni de aynı şekilde.

Ve sen.

Beynine senden habersiz gönderilen bu uyarılarla, yine tüketim canavarı olursun.

McDonald's tüm dünyada dana eti kullanıyormuş. Domuz eti yokmuş ürünlerinde.
Neden?

Hepimizin bildiği bir olay var. McDonald's Yahudi işi diye duymuşsundur.
Yahudilere de domuz eti haramdır.
Bu yüzden her yerde dana eti kullanıyorlar.

Sadece bu da değil.

Bu yazıyı okuyan her kişinin, çok çok büyük ihtimalle Tom ve Jerry izlediğini düşünüyor Üçüncü Şahıs.
Hatta izlemeyen yoktur diye de düşünüyor Üçüncü Şahıs.

''Hayır olamaz Tom ve Jerry de mi?''

Eveet cınım.


Masada bir piramit vardır.
O piramit yanıp sönmeye başlar ve kodoman amca hemen masadan kalkar.
Masanın önünde, ışın cihazının yanı başında diz üstü çöker.
Ve Baphomet (şeytan) gelir.
Biter mi? Bitmez. Bir de ona tapılır.


''Hayır ya olamaz!''

Olur cınım:

Allah'tan bu çizgi film 2010 yılına ait. Yani geçtiğimiz döneme dönük bir şeyler yok sanırım.
Yani çocukluğundan hasara uğramadın pek.

Yani biraz oh çekebilirsin.
Ama gevşeme.
Hata yaparsın.

Ne yapabiliriz konusuna gelince.
Öncelikle korkmayın. Çünkü kullandıkları araç ''korku''.

Televizyon denen gizli hipnoz aracından kurtulmaya çalışın. Pazartesi, Salı....her günün dizisini ezbere bilen insanlar tanıyorum. Oturup ailenizle bir iki lak lak edin bunun yerine.

Her izlediğiniz, her okuduğunuz şeye lap diye inanmayın. Araştırın. Değerlendirin.
Kitap da olsa gazete de olsa bu iş böyledir.

Bir siyasi partinin sonsuza dek kölesi olmayın mesela. Fikirler yenilenir, değişir ve zaman zaman da çağın gerisine düşer.
Başınızda sizi yöneten adamların oyunlarına karşı gözünüzü açık tutun, sessiz kalmayın.

''Atatürk sabetaycıymış.''
''Asker, 40 şehirde darbe planı yapmış.''

 falan fıstık. İnanmayın böyle şeylere, bir araştırın, görün, değerlendirin. Samimiyetsizlikleri fark edin.

Farkı farkedin.

Devam edelim.

Üçüncü Şahıs pes etmez. Birkaç çizgi filmden daha bilinçaltı mesajlarını aktarır:




Daha fazlası Üçüncü Şahıs'ı aşar.
İnternette bolca döküman mevcut bu konuda.

Çocuklara ne izlettiğine dikkat et.
Basit gibi de gözükse çizgi film, hayal dünyasını genişletmeyip, gelecekteki dünyasını yerle bir edebilir.
Kurtul yahu şu televizyon illetinden!
Kurtul seni zayıf kılan bağımlılıklarından, aşırı derecedeki hayranlıklarından. Altını çiziyorum, aşırı derece hayranlık.

Bağımlılık demişken, bir noktaya atıfta bulunmak istiyor Üçüncü Şahıs.

Facebook.

Sosyal ağlar arasında, Türkiye'nin başının belası bu internet sitesi.
Dememe bile gerek yok sanırım bunu?

Saatler Facebook'un başında harcanıyor, kimileri tarafından.

Ve pek çoğu da, benim Facebook kullanırken yaşadığım hissi yaşamıştır: Lanet, pis bir tembellik. Pişmanlık. Ve eziklik.

Boş zamanında kitap açıp okumak varken, gazete kurcalamak varken, arkadaş/aile muhabbetlerine girmek varken...

Dur ben bir Face'e gireyim.

Annenin karnına gir ve orda kal tamam mı?
Oksijeni karbondioksite çevirmekten başka ne halta yararsın sen?

Kölelik bitti.

Tabi cınım. Bu ne o zaman?
Demokrasi algısının arkasına gizlenmiş çağdaş kölelik sistemi.

Facebook'un kuruluş amacı nedir bilen var mı?

Facebook, Mark adlı asosyal biri tarafından kuruldu.

Mark, arkadaş çevresi tarafından dışlanan bir tıfıldı.
Kimse onunla konuşmuyordu.
Eziliyordu.
Kimse bir şey anlatmıyordu ona.
Partilere davet edilmiyordu.
Kabul görmüyordu.

Ve...

Okulunu kapsayan bir arkadaşlık sistemi kurdu.
Sonra ABD'ye.
Sonra dünyaya açıldı, o pencere.
Güzel fikir, değil mi?

Ve şimdi milyonlarca arkadaşı ve kullanıcısı var.
Her haltını bildiği arkadaşları var.
Kimin kimle çıktığını, kimin kimle nerede  buluşacağını, kimin hangi sınavdan ne not aldığını, kimin hangi şarkıcıya hayran olduğunu, kimin kimden nefret ettiğini anında öğrenebilir.

Ve sen, saniyeler içinde çözülmüş olursun.
Saniyeler içinde öğrenilecek kadar ucuz biri olduğunu düşünüyor musun?
Asosyal Mark'ın, sosyal olduğunu sanan kullanıcıları/arkadaşları.

Facebook'un diğer kölecil unsuru ise, gençleri ego düşkünü yapmak.
Bir durum girdiğinde veya bir şey paylaştığında, millete kendini ağırdan satma çabası diyebiliriz buna.
Veya klavye delikanlılığı.

Arkana yaslanıp düşününce, Facebook'ta ne derece malötesi şeyler yaptığının farkına varabilirsin.

Ve Facebook bu derece güçlü bir ağ iken...
Vampirler boş durur mu?

Facebook'un bilinçaltı mesajı:


Yeni neslin neden bazı konularda erkenci olduğunun nedenlerinden biri bu olabilir mi?

Facebook'un giriş sayfası olan bu yerdeki bu mesaja, Allah bilir kaç bin kere maruz kaldın?

Bilinçaltı mesajı bu. Fark edilmesi gerekmez. Beyin, görselleri kendi içerisinde birleştirip, bir şeyleri kendisine yerleştirir.
Görüş alanına girmesi yeterli.

Bazı sayıların sana renk çağrıştırması gibi bir şey bu.
Veya bulut şekillerinin.
Beynin sinyal verir gördüğü anda, ama sen bir şeye benzetmeye çalışmadığın için veya odaklanmadığın için somut olarak algılayamazsın.

Ve sen bu mesajı alarak, benliğinden parça kopardın.

Yetmedi mi, ya da bu mesajı zaten biliyor muydun?

Al o zaman, Facebook'un kurucusu Mark bir televizyon programında, ceketini çıkartıyor:





Ceketin iç yüzünde bir logo var. Çok cici ve çağdaş bir tasarım. Hmm.

                                                          İşte o ceket ve o facebook logosu:


Üçüncü Şahıs sorar: ''Yetmedi mi?''
Ve uykulu cevap verir.

''Yetmedi!''

Yuh demeye kıyamaz Üçüncü Şahıs, bu Facebook bağımlısı köle olmuş zavallı bireye.
Ve bir İlluminati kartı yayınlar.

Kartın adı: Güzel Fikir. O Bana Ait.

Arada bağ var mı, ben bilmem.
Beyim bilir.
Hanımım bilir.

Bu kart yönetilmiş ve amaçlanan hedefle ilgili. Sadece bizim zamanımızda kullanılabilir bir eylem olabilir ve İlluminati cart curt.

Hmm...

Facebook bağımlısı, ay affedersin, Facebook kölesi olmuş uykulu,

Çık masanın altından.

Ve kendine gel, ne dersin?
Boş zamanımda yapacak bir şeyim yok diye savunma kendini.
Kitap okumayı sevmiyorum diye savunma kendini. (Her okuduğun kitaba da inanma)

Bir şey bulursun illa ki. Boş zaman yoktur, boşa harcanan zaman vardır sözünü kulağına küpe yapmayı unutmuşsun anlaşılan.

Facebook konusunda insiyatif sizin.
Ben bu yazıyı yazsam bile, bin dereden su getirsem bile, sen bunları öğrenmiş olsan bile yine yapacaksın yapacağını.

Eşeğe altın semer vursan yine eşek, yine eşek.

Bana soracaksın, çok konuşuyorsun ama senin de Facebook'un var mı, diyeceksin.

VarDI. Bunu farkedince birkaç ay kapalı kaldı.
Yurtdışına çıkma planı devreye girdi ve yurt dışında rehberlik yapacak hocam Facebook üzerinden vize aşamaları falan hakkında bilgi vermeye karar verdi.
Dolayısıyla açmak zorunda kaldım.
Her koşulda Facebook'a muhtaç kaldım.
Ezik hissettim.
Ama vize işleri hallolunca, yani 2 gün önce, Facebook'umu yeniden kapatabildim. (Çok sevinçliyim bu yüzden)

Bir daha açmak zorunda kalmam umarım.

Facebook'u bırakalım ve gelelim başka mevzuya.
Üçüncü Şahıs, başka bir şey daha eklesin şunca yazıya.

Ergenlerin ve Türk gençliğinin ifil ifil hayran olduğu Heri Potır.
İşte aşırı hayranlığın ne derece bir pislik ve aptallık olduğunu gösteren bir şey daha.

Yapılan iş kaliteli.
İşlerin arkasındaki zip zoplar ise tam tersi.

Konuya değinmeden önce Da Vinci şifresi adlı olaya değinmem lazım ama.
Bildiğin üzere, bu şifre Kutsal Kase denen şeyin anahtarı.

Kutsal Kase ise çeşitli efsanelere göre, Hz.İsa'nın kanının bulunduğu kase.
Bu Kase sayesinde mucizevi şeyler yapılabilirmiş.

Da Vinci şifresini çözen kişi, bu Kase'ye ulaşabilirmiş.

Ve o şifrenin çözümü hakkında benim için geçerli bir teori var.

Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam yemeği adlı ünlü tablosuna bakıyoruz:

Ve bu tabloda İsa, havarileri ile yemek yiyiyor.
Ama yalnızca bir kadın var.
Sol tarafında.
Sadece bir kadın.

Peki o kadın kim?
Papalık tarafından fahişe ilan edilmiş olan Mecdelli Meryem.

Bu kadın, İsa ile evlenmiş ve bir çocukları dünyaya gelmiş, teoriye göre. Bu konu tartışılır. Buraya kadar verdiğim Hristiyanlık bilgileri, hala tartışılmakta olan bilgiler. İlk kez 1970'lerde gündeme gelmiş, dönemi kasıp kavurmuş ve 2000'lerde Dan Brown ile popüler olmuştur.

İşte birileri, Kutsal Kase'nin Mecdelli Meryem'in rahmi olduğunu düşünüyor. Geçerli sebepleri de var. Çocuk dünyaya gelmiş ve günümüzde de bu soy devam ediyormuş. Kutsal Kase'den faydalanma yolu da bu soy işte.

Şifrenin çözüm noktası ise şu:

Aşağı dönük üçgen.
Yahudi yıldızını görüp, anlamını araştırmamış kişiler, işte bu büyük bir ayıp.

Yahudi yıldızını biliyorsun ama anlamını bilmiyorsun.
Yukarıya dönük üçgen erkeği, aşağıya dönük üçgen kadını simgeler, özellikle pagan kültüründe. Bir çeşit simge, Yahudi yıldızı da bunu kullanmış.
İşte Da Vinci de böyle atıfta  bulundu diyorlar falan fıstık.

Zaten aşağıya dönük üçgen, rahim şekline de benzediği için kadın simgesi, bunu da yaz kenara.

Benim değinmek istediğim nokta, kadın simgesi.

Yani sana bu bilgileri aktarırken, ulaşmak istediğim nokta üçgenlerin anlamıydı.
Çünkü bu bilgiler, Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanılan bilgiler.
Tapınak Şövalyeleri ise masonlukla birleşmiş, Norveç'teki cani bunları söylemiş ve kendisi de Tapınak Şövalyeleri'ne üyeymiş.

Yani senin anlayacağın, Sahte Mesih'in oluşumu için bir taban bilgi hazırlığı olabilir bunlar.
Sen sadece üçgenlerin anlamını kavra, gerisi bildiğin ama tamamen benimsemediğin bilgiler olsun. Olsun ki gelecekte zorluk çekme.

Artık o üçgenlerin İlluminati'yi falan çağırması dışındaki tarihsel ve simgesel anlamını da biliyorsun.

O zaman şu görsele bakmaya ne dersin?




Dumbledore'un şapkası ve oturduğu sandalyenin tasarımı yukarıya dönük üçgen.

Ve cicidede, inadına kadehini kaldırıp o karenin tam altına sokuyor. Kamera açısı yüzünden biraz daha solda görünüyor yalnızca.
Kadeh de adeta Kutsal Kase'nin tasviri.

Ve aşağı dönük üçgen yani.

Ve al sana yahudi yıldızı sembolizmi.

Bitmedi, yere bakılır ve üçgen görülür:



Her şeye laf söyleyince kabullenen ama çok sevgili Heri Potır'a laf söyleyince isyan eden bir tayfa var şu an eminim.

İşte. Siz. Bu. Kadarsınız.

Pembe pamuk ipliklerine bağlı bir hayat yaşıyorsunuz.
Aşırı hayranlıklarınızın, fanatizmin, fikirlerinizin kölesi oluyorsunuz. Gücü elinizde tutamıyorsunuz.
Bağnazlık bu yaptığınız.
Ve kölelik.

Kraldan fazla kralcısınız.
Türkçe kaynaklı Harry Potter ifşaları görmedik, sen yazdın diye olmaz bu iş diye düşünecek kadar da zayıf kişiliklersiniz
İngilizce ve Almanca bloglarda daha fazlası mevcut.

Ama ben senin zavallı savunmalarına inat bir görsel daha paylaşacağım, hatta iki, hatta üç, hatta dört:

Yukarıda ismini bilmediğim ama Hogwartscanların yemek yedikleri salon sahnesi:
Ve yahudi yıldızı.

Peki...

Şu görsel neye benziyor, Mısır Güneş Tanrısı Amon Ra'nın sembolü yani?





Heri Potır'ın oyununu oynadığı şu Quidditch adlı oyuna olabilir mi?

Evet, aynısı.

Peki Amon Ra'nın bir diğer sembolü ne biliyor musun?
Önceki yazılarda bahsettim.

Ra'nın gözü.

İşte o göz:


Tek göz!
Quidditch'in Ra'nın 2. sembolü üzerinden yaptığı atıf olan Ra'nın en önemli ve birinci sembolü olan gözü, tek gözden oluşur.

Ve Hermonie, yani Emma Watson'dan bir kare:

Emma Watson'a sormuşlar.
Neden böyle yaptınız diye.
Cevap ise: ''Sadece ben değil, arkadaşım Daniel ve Rupert da yapıyor...'' falan diye devam ediyor.

Amanın ya! Çok şekerler.
Fantastik kitap hayranıydım ama artık değilim.
Mart'tan beri değilim.

Uyuttuğunu fark ettim çünkü!
Dünyanı hayallere kurgulayıp, gerçeği yok edebildiğini fark ettim.
Bana bir şey katmadığını fark ettim.

Hayal dünyasını geliştiriyormuş, Pırrrt! Palavra!
Hayallere köle ediyor diyelim.

Ve bu yazımdan ötürü, pek çok takipçi kaybedeceğimi düşünüyorum.
Çağdaş sistem kölelerini.
Her şeyi eleştirip ses çıkarmayan ama kendisine ait bir şeyi eleştirince zıngıdı zıngıdı bağıran kişileri.

Olsun.

Ben inandığım gerçeklerden vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim.
Gördüğüm şeyleri, kalbinizi esir altına almış zayıf noktanıza alet edemem.

Heri Potır konusunda ifşalara belki başka bir yazıda devam ederim, en manyak ve açık tespitler bunlardı.

Gerçi ne dersem diyeyim, Facebook'un kölesi olunmaya devam edilecek, okunan ve izlenen her şeye inanılacak, Heri Potır'ın esiri olunmaya devam edilecek ama ben bilinçliyim ya! diye millete kendini pahalıdan satmaktan da vazgeçmeyecek birileri.
Pabucumun bilinçlileri.

Gerçi Gaga'nın, Kanye West'in, Pink Floyd'un, Rihanna'nın, Eminem'in, Nicki Minaj'ın illuminati çağrıları yaptığını ezelden beri bile bile dinlemeye devam edenler varken... Bu tür şeylerden uzak durulmasını beklemem, saçmalık.

İşte zavallı olduğumuzun kanıtı.

Ayrıca, çocuk olmayın.
Tek göz yapan, üçgen yapan her kişi İlluminatili olmayacağı gibi; üçgen yapmadı, tek göz yapmıyor diyerek sevdiğiniz kişileri bana pahalıdan satamazsınız.

İlluminati gibi iğrenç ve köklü bir tarikatvari örgütün yalnızca tek gözden falan ibaret olduğunu düşünecek kadar ortaçağ beynine sahip değilsin değil mi?

İlluminatili veya İlluminatililere hizmet etmiş bir kişi ile teması varsa, bu da bir şüphe teşkil eder mesela.
Hele bir de İlluminatililer ile ortak çalışmalar yapıyorsa, şüphelerim sertleşir.

Neyse.

Şimdi sıkı dur.
İşi biraz daha bilimselleştireceğim.

İnsan beynine elektronik herhangi bir şey yerleştirip yönetmek mümkün mü?

...


...

Ne yazık ki evet.
Bu 1950'lerden beri çalışılan bir olgu.

FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen minyatür elektrotlar hayvan kafasına yerleştirildi ve maymunda cinsel saldırganlık, boğaya durma emri verilebildi. Yunuslar yönetilebildi.
(Referans: genbilim.com - Türkiye Genbilim Sitesi)
(Referans: ökkeş zortuk kullanıcı adlı genbilimci)

ABD'de beyin üzerine araştırma yapan James Olds, beynin hipotalamus bölgesine elektronik implant yerleştirdi. Ve insanda korku, heyecan gibi duyguları yönetebildi. Halüsinasyon oluşturarak davranışları ödüllendirdi ve cezalandırdı.

FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan beyin elektronik uyarılması tartışmalara konu oldu. Hatta Fransa'da her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleme tezi ortaya atıldı.
(Referans: genbilim.com)

Ve şimdilerde ise Radyohipntonik beyinlerarası çalışmaları yapıyor. Bu çalışma elektronik hipnoz olarak tanımlanabilir, ve insanlara istemediği şeyleri de yaptırmak mümkün olacak.

Bunlar mümkün mü?

Evet.

Çünkü psikologlar depresyonu artık bu tarzdaki elektronik dalgalarla iyileştiriyor mesela.
Veyahutta beynin hasar tespiti benzer dalgalar ile sağlanıyor.
(Referans: genbilim.com)

Ve ilginç bir şey daha sana:

Bunu araştıran ve bulan kişi James Olds, bir havuz KAZASI ile öldü. Araştırmalarını ABD devam ettiriyor.

Vay be. Bir kişi de normal ölmüyor zaten. Aynı Tesla'nın olayına benzedi bu. Tesla ölür ve Teleforce'a el konur. Ve, HAARP serüveni başlar.

Bakalım gelecekte neler göreceğiz.
Başımıza neler gelecek.
Biz hayranlıklarımızın ve bağımlılıklarımızın kölesiyken, bunlara nasıl direnebiliriz bilemiyorum.

Bitmedi.

Alçaklar uyumuyor.

Sen uyuyorsun, su uyuyor. Ama düşman uyumuyor.

ABD, İsrail, Rusya ve İngiltere.

Dünya'nın en güçlü ordularına ve savaş teknolojilerine sahip 4 ülke.

Bütçelerini neye ayırmaya başladılar biliyor musun?

Parapsikolojik ordu harcamalarına.

Parapsikolojik ordu demek, doğa üstü güç demek.

Fizik, psikoloji, kimya, tıp alanından sayısız bilimadamı şu anda bu olayı araştırıyor.
Anne-çocuk arasındaki veya ikizler arasındaki tehlike, duygu sezgisi parapsikolojinin olduğuna kanıttır.

Kaşık büken insanları hatırlıyor musun?
Veya eşya oynatan?

Onlar bunun sağladığı yetenekler işte.

Parapsikoloji duyular dışı algılama demektir. 

Bana inanmıyor musun?
O zaman CIA'in Stargate kod adlı çalışanlarını araştırmanı tavsiye ederim. Hatta bunlar arasında en yeteneklisi olan 
Joe McMoneagle liyakat nişanı aldı.

Duyu ötesi algıları açık olan insanları kullanarak bir ordu oluşturuyorlar.

Parapsikoloji basitinize kaçmasın. Çok güçlü, eğer yönetimi gerçekleşebilirse.
Özellike durugörü denen olay, düşmanınız varsa onu yok edebilir.

Durugörü denen olay sayesinde, odaklanılan kişinin o anda ne yaptığını görebilirsin.

Al sana ABD'de Ganzfeld araştırmasında kullanılan duyular dışı algılamaya tabii tutulan bir denek:



Kişinin duyumsal özellikleri sıfırlanıyor. Yani duyuları kısa süreliğine etkisiz hale getiriliyor.
Yani birey, duyu dışı ortama itiliyor.
Fakat beklenen paranormal algılamalardan hangisinin oluşacağı bilinmez; yani denekte bir telepati fenomeni de oluşabilir, durugörü de, telekinezi de.

Eğer istenen şey telepatiyse, bir kişi daha gerekli. O kişinin duyguları falan deneğe aktarılmaya çalışıyor.
20-40 dakika süren bu uygulama bitiminde, deneğe 4 video gösteriliyor. İçlerinden biri, telepati kurulması gereken kişinin ruh hali.

Ve sonuç: Başarılı.

(Referans: Vikipedi)
(Referans: Vikipedi'ye inanmamı sağlayan mindhacks bilgileri)
(Referans: the Medical-dictionary )


/*-----3 sütun değil 4 sütun istiyorum diyenlere-----*/

Afrika, Bilmediklerin ve Yeni Dünya Düzeni

Afrika, Bilmediklerin ve Yeni Dünya Düzeni




Nasıl olurdu da elmas madenlerinin %80'ine, altın madenlerinin 5'de 3'üne ve diğer birçok madenin önemli kısmına, ihracatına sahip olan bir kıta, yer yüzünün gelmiş geçmiş en fakir kıtası olurdu?

Açlık çekecek kadar yoksullaşan, dakikada beş yaş altı 8 çocuğun ölmesine neden olacak kadar aç kalan, tee yıllardır bu kaderin başrolünü oynayan bu kıta, neden adam olamamıştı?

Sorumlu kimdi?
Bu çelişkiyi yaratan kimdi?

Cevabı buldu:

''İnsan'' sıfatı taşıyan, kana susamış alçaklardı.
Katillerdi.

Ve o katiller var ya...

Yarın olacakları, dünden haber vermişlerdi.

1994'te piyasaya sürülen İlluminati kartlarından biri, alarm veriyordu:



Bu kartların bazıları, çeşitli senaryolara kurgulanabilse de, yer yer büyük aptallıktı.
Çünkü bu kartlar, hiç şüphesiz kaos ortamı ve boşluk hissi yaratmak için sürülmüşlerdi. Bizim gibilerin sadece kartlardan ümit beklemesi biraz aptallık olmaz mıydı?

Neyse, dedi Üçüncü Şahıs.

Ve neden aç olduklarını araştırdı.

Aç olma nedenlerinden en temeli, kuraklıktı.
Yağmur yağmıyordu.

Güya.

Peki o zaman sana sorarım, Dünya'nın en kurak ülkesi olan Suudi Arabistan açlık çekmiyor da neden Afrika çekiyor?
Afrika, Arabistan'dan daha kurak değil?

''Arabistan zengin''

Afrika, Arabistan'dan daha fazla değerli maden yatağına sahip?

''Acaba dönen bir dolap mı var?''

Yanaklarından öper seni Üçüncü Şahıs.
Uykulunun gözü açılmaya başladı yahu!

Mahmur şey.

Olayın asıl sebebini anlamak için, Afrika ülkelerinin tarihine bakalım kaba taslak.
Afrika ülkeleri, 15. Yüzyılda öncelikle Portekizli ve Hollandalı denizcilerin akınına uğradı.

Afrika'nın içlerine girmeye korkuyorlardı. İlk defa gördükleri insanlar, farklı tür hayvanlar, bitki örtüsü, iklim onlara yusuf yusuf attırıyordu.

Neyse ki David Livingstone adında bir macerasever çıktı ve Nil'i keşfetti. Bunun üzerine Avrupalı vampirler, iç kısımların kendilerine ait olduklarını söylemeye başladılar. Ve kavga başladı.

Olaylara yön veren olay ne?

Hatırlıyor musun, Rothschild ilk borcunu İngiltere'ye verdi ve İngiltere borcunu ödeyebilmek için sömürge arayışlarına başladı, bu olayların oluş amacı ise Osmanlı'yı yıkıp Hicaz topraklarını alarak İsrail'i kurmaktı demiştim.
Yani Osmanlı'yı yıkmak için 1.Dünya Savaşı yapıldı.
1.Dünya Savaşı'nın yapılması için sömürgecilik çıkarıldı.
Sömürgeciliğin çıkarılması için İngiltere zor durumda bırakıldı.
İngiltere'nin zor durumda bırakılması için Fransa-İngiltere arasında geçen savaşlarda İngiltere'ye borç verilip, Fransa'nın yenmesi sağlandı. Böylece İngiltere borcunu ödeyemedi. Ve mecbur oldu.

İşte, bu savaşların sonucunda yapılan anlaşma olan Viyana Anlaşması'nda, sömürgecilik faaliyetlerinin FİİLİ OLARAK YAPILMASI halinde toprakların devletlere ait olacağı söylendi.
Yani, silahla topla ve tüfekle girilmesi gerekiyordu kıtalara. Aksi takdirde, o devleti sömürge yapamayacaktı kimse.

Ve böylece, Afrika bir geyik oldu. Avrupa ise bir sırtlan. Öldürmeden yediler, yiye yiye bitirmediler ve o geyik hala can çekişiyor.

Ulan bunlar açlar, neden ekip biçmiyorlar, diye sordu kendine Üçüncü.

Suyun olmaması belki bir sebepti. Ama o zaman, Batılı güçler gıda programı yerine neden su programı yapmıyorlardı? Afrika'yı besleyen nehirler vardı, su getirilebilirdi.
Onca gıda yardımı kısır döngü olacakken, bir damla suyu neden çok görüyorlardı, zamanında alacaklarını almışlardı zaten!

Afrika'da, oturma hakkı diye bir şey yok.
Oturma hakkı, iskan hakkı, üretme hakkı olmadığı için insanlar açlar.
Oturdukları ev bile onlara ait değil. Yasaları olmadığı için, her şey devletin. (Komünizm değil bu, geri kalmışlık.)
Adamın oturduğu ev bile kendisinin değil, toprağı alıp nasıl işlesin?
Nasıl besin elde etsin?
Nasıl meyve-sebze üretsin?
Adamın işleyeceği toprağı bile yok!

Peki neden çıkmıyor yasa?
Daha doğrusu neden çıkartamıyorlar?
Yüzyıllardır içine ettikleri, ölüme terk ettikleri, kanını emdikleri, pis işlerini yaptırdıkları Afrika halkı kendine gelirse ne olur?
Bugün ABD'ye baktığında, sanat alanında büyük işler çıkaran kişiler zenciler. Yani zamanında Afrika'dan getirilen kölelerin torunları. Spor alanında da öyle.
E şimdi de hukuksal alanlara girmeye başladılar.

Onlar güçlüler.
Hem fiziki açıdan, hemde zeka açısından.
Ve Afrika güçlenirse...
Ortalığı kasıp kavururlar.
Zamanında Mısır medeniyeti ile yaptılar zaten bunu.

Sen de güçlüsün, en az onlar kadar. Ama sen, onlar gibi acı çekmedin.
Senin, yani bir Türk'ün hareket etmesi için yumurta illa ağza dayanacak! İlla birileri somut olarak, topla ve tüfekle işgal edecek. Ancak o zaman ayağa kalkarsın. Bu yıla kadar şansın yaver gitti ve tüm bu tembelliklerinden kurtulabildin. Yeri geldi bir padişah çıktı, yeri geldi bir Atatürk!

Bundan sonra ya çıkmazsa?

Neyse, devam edelim.

Afrika'nın neden aç olduğunu anladın herhalde. Su getirilmiyor, su olsa bile toprak işlenemiyor. Ve tüm bunlar birilerine rakip oluşmasın diye.

İkinci bir neden ise, savaşlar.
Bu sömürgecilik etkinlikleri sonucunda, ülkeler geri çekilirken halkları böldüler. Böldüler ki emperyalizmi devam ettirebilsinler. İstedikleri zaman istedikleri şeyi yapacak güçte olsunlar.
Bunun kanıtını görmek istiyorsan, siyasi bir Dünya haritasını aç ve Afrika ülkelerinin sınırlarına bak. Cetvelle çizildiğini göreceksin.

Ya da al sana yardım:

Zamanında farklı olan sınırları, kendi çıkarları için düz bir doğrultu da yaptılar.
Bu da sınır savaşlarını doğurdu.

Ama yetmedi.

Sürekli azınlıkları desteklediler. Çünkü çoğunluk olan kesim, doğal olarak iktidar olacaktı. Ve böylece sürekli iktidar deviren bir sistem, sürekli iç savaş olan bir ortam meydana gelecekti.
Soykırımlar olacaktı.
Nitekim oldu da ve olmaya da devam ediyor.

Bakınız Ruanda soykırımı, köprülerin üzerinden kanların aktığı söylenir:


Kardeşi, kardeşe öldürttüler.

Ve en sonunda, Afrika'nın cevherlerine sahip oldular.
İstedikleri zaman sahip olabilecekleri duruma geldiler.

Sıkı dur.

Bitmedi çünkü.

Asıl iç gıcıklayan şeye geldik.

Rockefeller ve Rothschild'i biliyorsun.
Ama Dünya onlardan ibaret değil şüphesiz.
Ve bunlar nasıl oldu da böyle ortak bir proje başlattılar?

1890'lı yıllarda ABD petrol sektörünün %75'ine sahip olan ve ulaşım, banka, sanayi alanındaki hanedanlık denebilecek aile, 2 trilyon dolarlık servetli sülale. Kim bu?
Rockefeller.

Mayer Rothschild ile kurulmuş olan, Avrupalı banker aile. Rockefeller'den daha zengin. 3 trilyon dolar serveti olduğu tahmin ediliyor. (O kadar çok ki sayamamışlar) Kimmiş bu?
Rothschild.

Bitti mi sanıyorsun sen?
Sözüm meclisten dışarı, öyle ezberokuyanlar var ki bu yapılanmayı tek göz, üçgen falan sanıyorlar. Moda olduğu için bu tarz yapılanmalar ile ilgilenen kitle bu.

Ama bitmedi.

John P. Morgan, uluslararası banker. Gezegenimizin ilk milyar dolarlık servetine sahip olmuş güruh. (1901 yılında hem de) U.S Steel'in sahibi.
ABD'de ''Amerika'yı Amerika yapan adam'' diye çağrılır. Düşün boyutu.

Andrew Carnegie.
1890 yılında, çelik üretimi İngiltere'nin çelik üretiminden bile fazla olan kişi. Çelik sektörünün devi. Diğerlerinin de olduğu gibi, pek çok demiryolu, ticaret gemisi, kömür ve demir madeni vesairesi var.

Ve Afrika için dikkat çekmek istediğim kişi.
Cecil Rhodes.
Ünlü elmas imparatoru. Güney Afrika elmas tarlalarını işleten, İngiltere'nin Afrika'yı feth etsin diye yolladığı kişi.

Bu beş adamın, birleştiği noktayı mı merak ediyorsun?

Mehmet Ali Erbil olsa, tam bu noktada ''Parmaktan sonra'' derdi.

Demeyeceğim korkma.

Bu beş adamın, birleştiği nokta...

Akıl hocaları.

Hepsinin akıl hocası, Oxford üniversitesi profesörü olan John Ruskin.
John Ruskin kimdir?
Yuvarlak Masa örgütünün kurucusu.

Yuvarlak Masa'nın amacı nedir?
İngilizce konuşan tüm dünyayı, oligarşik bir federasyon olarak birleştirmek. Dünya federasyonu kurmak.

Yeni Dünya Düzeni'nin amacı neydi?
Tek dil, tek din, tek devlet.

Yuvarlak Masa'nın amacı ne?
Tek dil, tek devlet, tek kültür (dolayısıyla tek din).

İlluminati'nin maddi kaynağı olarak bahsi edilen kişiler kim?
Rockefeller ve Rothschild. (Ama gördüğün gibi fazlası da var. Sırf şu tutukluğu ve bağnazlığı üzerinden at diye verdim o isimleri de. Ne kadar kör ve bağnaz olduğunu gör diye.)

Peki Yuvarlak Masa'nın adamı kim?
Bunların akıl hocası.
Dolayısıyla bu beş adam.

İşte şimdi Küresel Sistem'i anlamak için büyük bir adım daha attın.

Bu bilgileri öğrendin. Hazmettin.
Ama hiçbir şey değişmedi.
Artık şuna inanıyorum, değişmeyen tek şey değişim değil.
Değişmeyen tek şey değişim ve senin şu tutukluluğun.

Beyin Kontrolü yazısını yazdım. Ama hala Facebook'tasın gülüm?
Hâlâ o vampir sanatçıları dinliyor, izliyor, takip ediyorsun?
Hâlâ bir şeylerin aşırı bağlı hayranı ve kölesisin?
Hâlâ basitsin?
Bu bilgileri öğrendin ve şimdi de çöpe at.

Ne faydası dokundu şimdi bunları bilmenin?

Bilgi, onu işleyebilenindir çünkü.

Afrika'da her sabah bir aslan uyanır. En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir. Yoksa açlıktan ölecektir.
Ve Afrika'da her sabah bir de ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir. Yoksa bir aslan, onu ham yapacaktır.

Aslan sen misin, onlar mı?

Cevabının ''Onlar.'' olduğunu biliyorum.
O zaman neden bu kadar boşluyorsun? Neden çok çok hızlı koşman gerektiğini bilmiyorsun?

Özünü bilmeyen, batı kültürüyle pohpohlanmış ve sersemleştirilmiş bir birey olduğun için olabilir mi?

Aklında soru vardı. Madem bunlar gizli örgüt, bize neden açık açık mesaj veriyorlar?
Sen İlluminati'yi Rothschild ve Rockefeller'den ibaret sanırken, olayın bu kadardan ibaret olduğunu mu sanıyorsun?
Sana 3 isim daha verdim az önce. Ve bu bir açık mesaj değildi. Rothschild'in ve Rockefeller'in kesiştiği noktayı buldum ve sana daha fazlası olduğunu söyledim.
Biraz kafa patlatırsan, onların yayınlamasına gerek kalmıyormuş gördüğün gibi?


Nasıl da uyumuşsun ve uyandığını sanarak uyumaya devam etmişsin.
Artık gözün açılıyor diye düşünüyorum.
Lütfen açılsın.
Gerçekten açılsın.

Devam etsin Üçüncü Şahıs.
Sen de okumaya devam et.
Gerçi okuyup uygulamadıktan sonra boşuna zaman kaybediyorsun bu blogta.

Cecil Rhodes.
Güney Afrika'daki elmas madenlerinin sahibi.

Elmaslar alınır ve artık batınındır.

Sierra Leone'nin Kanlı elmaslarına bakarsanız, olayın boyutunu daha iyi anlayabilirsiniz. Eğer ben Sierra Leone hakkında yazmaya başlarsam...
Sinirleneceğim.

Parlak, küçük bir taş parçası.
Milyon liralar ediyor.

Peki insan canı?
Paha biçilebilir mi sence?
Onlar biçmişler ve siyah insanların beş para etmez olduklarını düşünüp, azınlıkları silahlandırmışlar. Eli kalem tutması gereken minikler, otomatik silahlar tutuyor:



Ve sonuç:


İşte sana Afrika'nın timsali olan Sierra Leone'den iki kare.
Yalnızca iki kare.

Bu sakat kalmış insanlar var ya.
Ne olduğunu onlar da bilmiyor.
Bir gece insanların çıldırdığından bahsediyorlar.
Bir gece kardeşin kardeşi öldürdüğünden bahsediyorlar.
Ve şimdi işsizler.
Çünkü sakatlar!

Toprak ekip, biçmezlerse... Ölürler.
Ama toprak kimindi?

Sierra Leone'de unutuldu.

Sokaklarından kanların aktığı bu dramatik olayda unutuldu.
Peki sence unutulmasını sağlayan suçlu kim?

Cevabını sana batılı dede versin:



Sensin.

Uyumasaydın, seni aptal sanıp uyutma girişimlerine devam etmeyeceklerdi.
Reytingi sen belirlersin. Eğer senin için izlenmesi, okunması gereken şey entrika ise, yapımcılar sana neden gerçekleri aktarma gereği duysun?
Eğer sen, bu tarz bilgilerin ışığını seçmiş olsaydın, yapımcılar parayı o kitlede görecekleri için aydınlatılırdın.
Tabii, mason kuruluşu olmayan kanallar için geçerli bu.
Araştırmayan, okumayan, çağdaş sistem kölesi sen.



Peki.
Geçelim.

Soruyorum sana, Libya hakkında bildiklerin nelerdir?
''Devrik lideri Kaddafi var.''

''NATO, askeri operasyon düzenledi.''
''Halk, egemenliğe kavuştu.''

Ahahahaha(iç çekme)ahahahha

Halk, egemenliğe kavuştu.
Taaaaaabi cınııım.

Irak için de bu söyleniyordu.
Oraya demokrasi getirilmişti.
Şimdi PKK'nın takla attığı, başkanının kukla olduğu bir devlet. 
Petrol zenginiydi. Bağdat kütüphanesi gibi, gitmeyi istediğim bir yere sahipti.

Petrolü uçtu ve gitti.
Kütüphanesi yağmalandı ve batıya kaçırıldı. (Doğuya kaçırılacak değil ya gerçi.)

Ve her gün, onlarca kişinin öldüğü bir ülke oldu.

Ve şimdi de Libya.

Senaryo aynı.
Oyuncular farklı.

Kaddafi, ülkesinin kültürünü yaşatmak için yurtdışında çadırda kalırdı.
Çadırını yanında götürürdü.

Daha geçtiğimiz yıl, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy Eiffel Kulesi'ne karşı çadırını kurabileceğini söyledi.
Bir ülke zirvesinde.
Sarkozy, iltifatlar yağdırarak yapmıştı bunu:



Yüzlerdeki samimiyete, memnun ve içten ifadeye bakar mısın:



Bunların sahte gülücükler olmadığı gayet bariz.

Ve bir yıl sonra.

Libya kaka olur.
Libya pis olur.
Öğ öğ olur.

Ve sen, hiçbir şey düşünmediğini iddia edersen, inanmam buna.

Libya petrol zengini olan nadir ülkelerden biri.
Ve bunca yıl bu tarz önemli yere sahip ülkeleri, Kaddafi gibi diktatörler ile yönettiler.
Yeri geldi Saddam çıktı.
Yeri geldi Mübarek.

Hep böyle tıkırında gitti işler.
Taa ki Saddam, petrol vermeyi kesip, kuyuları ateşe verinceye kadar. Taa ki Saddam'dan rant edinilmesi kesilene kadar.
Taa ki Mübarek, İsrail'in yanında olan tutumundan vazgeçip, zayıf İslam dünyasına dönene kadar. 
Taa ki Kaddafi, petrolün batıya ülkesinin çıkarıyla akıtılabileceğini söyleyene kadar. Taa ki BM'leri eleştirene kadar. 
Taa ki Afrika'ya milyarlarca Euro yardım yapana kadar.

Artık demokrasi işlerine geliyordu.
Türkiye'de de sık sık olduğu gibi.

İstedikleri adamı, kesenin ağzını birazcık açarak ve istatistik oyunları ile getirebiliyorlardı.
Diktatörlük bitmeliydi.
Ve Arap baharı başladı.

Batıya peşkeş çeken Arap ülkeleri bile sallandı. 

Ah unutmadan söyleyeyim,
Libya'daki Ulusal Geçiş Konseyi adı verilen, muhalif konseyinin askeri lideri kim biliyor musun?
Abdülhakim Belhac.


Peki bu kimdir?
El Kaideci.

Afganistan'da Sovyetler'de cihat yaptı. Malezya'da yakalanıp CIA'de işkence gördü. 
Ve şimdi...
''Devrim Kahramanı'' 
''Trablus'u alan kişi''
''Batının medar-ı iftiharı''

Hoppala.
E hani birileri El Kaide'ye karşıydı?
Ne oldu?


Anladın sanırım.
El Kaide neymiş?

(Belhac'ın El Kaideci olduğunu ilk önce Şark el Avsat gazetesi yazarı Hossam Salama yazdı. Ardından Asia Times'dan Pepe adında bir yazar. Russia Today, televizyonda açıkladı. Ve en sonunda The Independent, olayı ilk kez keşfedilmiş gibi yazdı. Referans: haber.sol.org.tr)


Birileri ülkelere girmek için zamanında bir şeyler icat etti.
Ve bu icadı bahane ederek güzelim ülkelere tek tek girildi.
Zamanında uygarlık beşiği olan Afganistan en büyük kanıttır buna.
Afganistan üzerinden yazılmış kitaplar var, okuduğunda ağlaman bile olasıdır.

Petrolle beslenen vampirler.
Katiller.

Neyse, mazlum Afrika ülkelerine dönelim biz.

Mesela Sudan. 
Bölündü bu sene. Kuzey ve Güney olmak üzere.
Sudan'ın başkenti Hartum'dur. Osmanlılar vermiş o ismi.
Hortum'muş, batılılar Hartum deyince, biz de öyle demeye başlamışız. (Düşün Batı kültürünün egemenliğini. Ayrıca bu bilgi için Sayın Avar'a da teşekkür ediyorum.)

Önceki çatışma, Batı Sudan-Doğu Sudan'dı.
Bölemediler bir türlü.
Aman ne yapacaklardı.

Güney'de iç savaş başlattılar.
Ve başardılar.

Dil aynı.
Din aynı.
Irk aynı.
Kültür aynı.

Ee?
Bölünmek için sebepleri de yok?
Dertleri neydi?

Dert onların değil, batınındı.

Batı, Kızıldeniz'in girişini kontrol edebilen bu noktanın, petrol yatakları olan bu ülkenin önemini fark etmişti.
Çünkü İran, batının kışkırtmasıyla doğan olayların ve kendisine yapılan tehditlerin karşılığı olacağını göstermek için, Süveyş kanalını kullanarak Akdeniz'e gemi sokmuştu.
(http://www.haber7.com/haber/20110228/Iran-Akdenizde-govde-gosterisi-yapti.php)
(http://www.haberturk.com/dunya/haber/602896-iran-savas-gemileri-akdenizde)

Ve petrol tükeniyordu. Sudan iyi bir geyikti sırtlanlar için.

Halk, yine aynı sefil halktı.
Kimse neden bölündüklerini bilmiyordu.

Ama asıl büyük sebep,
Sudan'ın Çin ile olan yakın dostluğuydu.

Çin, Sudan'ın çıkarına olan milyarlarca dolarlık yatırımlar yapacağını açıklamış ve Sudan sevinmişti.
Afrika'nın güçlü olabilecek ülkelerinden biri, atağa kalkmıştı.
Çin, petrolü çıkaracak ve Sudan'a gerekli payı da verecekti.
Sudan, bu paydan çok memnundu. Hak yenmiyordu.
Eyvah dedi, batı.
El attılar hemen ve Çin, hiçbir şey yapamadı.
(Habere tıklayarak ulaşabilirsin)

Ve ülkeler, domino taşı edasıyla tek tek düştü.
Libya çok direndi ama o da düştü.
Ve yakında göreceksin, katılan ülkeler tek tek petrolün % şu kadarı senin, % şu kadarı benim kavgası yapacak.
Suriye'yi düşüremiyorlar çünkü diğer ülkelerdeki gibi, Libya'daki gibi birleşik bir halk yok.
Hepsi farklı şeyden şikayetçi, dolayısıyla onlara silah dağıtamıyorlar. (Fransa, Libya'da uçaklarla muhaliflere silah attığını kabul etmiş mesela: Burdan bakabilirsin.)

Kaldı geriye, İran ve Türkiye gibi, baharın yaşandığı coğrafyanın iki güçlü ülkesi.
İran, çok büyük lokma.Nükleer gücü var. Ve halkı bilinçli bir halk, ne kadar baskılı ve yanlış bir yönetimleri olsa da, eski dönemlerden dolayı kültürlü bir halk var.

Türkiye ise...
Borçlar yüzünden dışa bağımlı.
Erdoğancığımın yaptığı özelleştirmeler sayesinde (yabancılara yapılan özelleştirmeler sayesinde demek istedim, çünkü Türklere yapılan özelleştirmeler çok çok çok çok az) içte de dışa bağımlı.
Yeni Rakı'yı bile batıya peşkeş çekmek için sattı.

İstatistik oyunları ile ülkenin ekonomisini de güzel gösteriyor.
(Babam da o kadar şey satsa, bizim ekonomimiz de güzel gözükürdü)

Ama o para, sıcak para. Uzun vadeli değil.
Ve sen, bunu da yiyiyorsun.

Geçmiş hükümetlerin, özellikle de Özal'ın başlattığı yollar, barajlar vs. büyük şans ki Erdoğan'ın döneminde bitiş aşamasına geldi.
Ve sen yine yedin.
Erdoğan yaptı yahu, adam yapıyor!

Gerçi adam akıllı hiçbir adam yok şu anda. Biraz Sarıgül'ü severim. 
Ama o zaman, 1 tane adam olmayanı sokmayacaksın meclise.
Mecliste, 1 kişinin çoğunlukta olmasına izin vermeyeceksin ki ülke krallık olmasın.

Muhalefetin olmadığı demokrasiler çağdaş krallıktır çünkü.

Biz 1970'lerden beri bu devrim baharının içindeyiz.
PKK sayesinde istedikleri her şeyi yapıyorlar.

İsrail'e çekilen sözde reste karşılık, İsrail Dış işleri Bakanı PKK'nın ve Eremenilerin destekleneceğini açıkladı. 
Aman çok şaşırdım. Çok tırstım.
Sadece işi resmiyete döktüler, öncesi de vardı bu işin.
(Burdan ve burdan bakabilirsin)

Gelsinler.
Gelecekleri varsa görecekleri var.

Onlara göre Dünya, 7 kıta değil.
Tek bir kıta.
O da Avrupa.
Geriye kalan her yer, geyik sürüsü.

Bir insan hiç mi uslanmaz ya?
Eee atalarımız boşuna ''Yenilen pehlivan, güreşe doymaz'' dememiş.

Ortalama her 100 yılda bir dadanıyorlar topraklarımıza.
Gelsinler!
Gelince rahat edeceklerini sanarak çok yanılıyorlar.

Yahudiler, güneş doğmadan uyanır.
Camları ve perdeleri açarlar, bereketin eve dolacağına inandıkları için.
Sadece bereket için. 

Ve aynı olay, İslam'da da var.
%98'i Müslüman olan Türkiye'de Güneş doğmadan uyanmak!
Biz Güneş doğacağı zamana yakın uyuyoruz zaten, ne uyanmasından bahsediyorum?

Ki adamların ibadeti yok, bizim zorunlu ibadetimiz de var.

Adamlar, çölde meyve-sebze yetiştiriyor dışa bağımlı olmamak için. 
Allah'ın çölü!
Adam orada bitki yetiştirmekle kalmıyor, kalkmış bir de satıyor!

Ülke'nin dört bir yanı ovalarla, nehirlerle, sulak ve iyi topraklarla kaplı, biz ise tarımda hâlâ dışa bağlıyız.
Konya buğday ambarı. Eğer bakılırsa.
Ama bakılmıyor ve biz buğdayı dışarıdan alıyoruz.

Bor madeninin %75'i bizde.
Bordan kazandığımız para, 300 milyon dolar.
Avrupa'ya hammaddeyi 140 dolara satıyoruz. 667 dolar fazlası ile 817 dolara satın alıyoruz. Yıllık kaybımız 150 milyon dolar oluyor.
Dünya piyasasındaki bor ve ürünlerinin %88'i Türk malı.
Ama gel gör ki, boru işleyen ABD olduğu için biz kazanmıyoruz.
Suçlu kim?
Hükumet.

Özelleştirmedik şey bırakmayan hükumet.

Ve bordan kazanılan para, 2 milyar dolara çıkarılabilirmiş günümüzde. 

Bizim hükumetimiz, batının ''Haçlı Seferi'' olarak adlandırdığı NATO operasyonuna katıla dursun.
Onlara peşkeş çeksin.
Sen de uyu.
Çek üzerine pikeni.

Afrika'da her dakika çocuklar ölmeye devam etsin.
Açlıktan annelerine bağırsınlar, ağlasınlar.
Pislikten yüzlerine sinekler konsun.
Susuzluktan, İnek idrarı içsinler.
Açlıktan kaburgaları sayılsın.

Dünya'nın her yerinde kardeş kardeşi vursun.
Çekiç güçlerin egemenliği devam etsin.
Dönen dolaplarına farkına varmayıp, Lunapark'taki dönme dolaplara benzetip sen de gir işin içine.

Kendini düşünme.
Geçmişinden ders alma.
Geleceğini düşünme.
Aptal ol.
Oyunların etkeni ol.

Ama şu çocuğun gözyaşları için yap bari bunu,
Şu çocuğun küçülen midesi için yap,
Vicdanın için yap:







Gururunu, onurunu, sağlığını hiçe sayıp; sırf vücudunun sıvı ihtiyacını karşılamak için bu duruma düşen şu insan için yap:
Sen;
Converse'lere,
Onitsuka'lara,
Adidas'lara,
Nike'lara erişebilirken, o imkanlara sahip olmayan şu insan için yap:


Ve yine sen, tüketim canavarı olurken, bu yanlış tercihi yapmaktan bile yoksun olan şu kardeşin için yap:


Bu minikler, kaderlerinin ne olacağını bilmeden doğdular.

Onlar, kaderlerini kendileri seçmedi. Ama sen, bu kötü kaderi değiştirebilirsin.

Beyin Kontrolü

Beyin Kontrolü

''Selam ordaki.'' dedi Üçüncü Şahıs.

Yataktan yeni kalktığı için kıvırcık saçları yine dağınıktı.
Kahvaltı etmemişti.

Bekle eccük. Çay, ahududu ve incir reçelli iki dilim ekmek yapıp gelecek.

...

Geldi.

''Hoş geldi'' dedin diye umdu.
Ama ''Hoş bulduk'' demedi.

Çünkü hiç de hoş şeyler olmuyordu.

Ama önce,

Tanrı inancı olan her dindeki (Eski Mısırlılar falan da dahil) ''Deccal'' benzeri ögeleri hatırlatmak istedi.
Yer yüzüne inecek olan bu şey, insan kılığında olacak bir şeytandı.

Yarattığı havayla, insanları bir bir kendine köle edecekti.
Ve yeryüzüne inecek olan bir kurtarıcı onu al aşağı edecekti. İslam'a inanan kişiler, kurtarıcının İsa olduğunu bilir.

Ve sen.

Fanatizmin kölesi olmuş, aşırı bir hayranlıkla bir oyuncuya, şarkıcıya, yazara bağlı olan sen.

Daha doğaüstü olacak olan bu şeytan, yeryüzüne indiğinde ne halt yiyeceksin?
Sen, şimdiden zayıf bir mahlukatsın.

Sevdiğin şarkıcının, oyuncunun, futbolcunun, onun, bunun, şunun minik birer kopyasısın.
Hepsinden popüler kültüre dair bir şey kapıp, kendini sana annenin ve babanın verdiği isimle çağırmaya devam edemezsin. Çünkü sen, kendin olamıyorsun.

Bazı arkadaşlar eminim ki şahs-ı muhteremime küfürler edecek.
''Bre zerduş, sen ne anlarsın len hayranlıktan, fanatizmden'' diyecekler.

Titre. Titre ve kendile gel.

İnsanlar gördü Üçüncü Şahıs.
Haberlerde, çevresinde ve internette.

Beyinlerinin mahvolduğuna inandı.

Geçtiğimiz günlerde bir kasırga meydana geldi, hatırlarsan.
(Sustur şu kalbini, HAARP ile ilgili bir şey yazacağım diye heyecanlanma. Yazmayacağım çünkü.)

Kasırga Irene.
ABD'yi yerle bir etti.
Birkaç milyon kişi, bölgeden uzaklaştı.

Orada göze çarpan insanlar vardı.

Geleceğin timsali olan insanlar, senin gelecekteki halin olan insanlar, diye düşündü Üçüncü Şahıs.

Bu kişiler, göç etmediler.
Edenler ise, yumurta ağza dayandığına etti.
Son anda yani.

''Beyinleri kısa devre yapmış.'' diye düşündü.
Ve şu görselleri elde etti:


Üstteki kare, hortum yanı başlarındayken.



''Uçur beni Irene.''

Irene, onu büyük ihtimal uçurdu.
Ama aklı nereye uçmuştu?

Son zamanlarda ''Adrenalin arayışı'' diye yorumlanan bu olayların, gerçekten ''Adrenalin arayışı'' olduğunu düşünecek kadar mısın?
Önüne konan her şeyi kabul mü ediyorsun sen?

Yakışmaz.

ABD halkının aptallığı ve cahilliği hakkında yapılmış bir izleti(yabancı sürümü ile video yani) vardı You tube'da.
Mutlaka izlemişsindir.

Hani sorular soruyorlar ve en basit soruya bile Esra-Ceyda kardeşler gibi cevap veriyorlardı.

O izleti, kaç yıl öncesine ait?
Ve o noktanın sonrası, mantıken bu olmalıydı. Ama imkansız gelmiştir o zamanlarda sana.

Bir klişe: İmkansız diye bir şey yoktur.
Gördüğün gibi oldu.

ABD halkının bir kısmının resmen beyni hasara uğramış.
Hangi akıllı insan, insan olan insan böyle bir aptallığı yapar?

Üçüncü Şahıs, adrenalin bağımlısıdır.
Lunaparkta gondola 4 kez üst üste biner. O derece.
Ama bu...

Kocaman bir aptallık!
Geri zekalılık!
İntihar!

Ve bu kişiler içinde ölenler de var büyük ihtimal.

Şunlara bak ya:


Bunların kafasından istiyorum ben.
Ne içmek lazım, ne yemek lazım bilen varsa telefon numaram 534 bipbiribip bip.

Eğlence düşkünü dünya.
Manyaklığın moda olması.

Bana kalırsa, yayınlanan o semboller ve mesajlar gibi şeylerle, elektronik çiplerle ve diğer başka yollarla, insanları getirecekleri son nokta bu.

İnsanları muz görmüş maymun gibi yapıyorlar.
İnsanları asimile ediyorlar.
Kültürleri yok ediyorlar.
Yok olan kültürler yerine, başka kültürler icat ediyorlar.
Tüketim canavarı yapıyorlar.
Çizgi filmlerdeki hipnoz olmuş insanlara çeviriyorlar, hani gözlerinde dalgalar döner ya böyle.

Anne babanız mutlaka anlatmıştır veya yaşın büyükse sen de biliyorsundur, bayramdan bayrama kıyafet alınır ve alınan yeni ayakkabılar yastığın yanına konup uyunurdu.

Ayağa kalk.

Ayağa kalk ve gardırobunu aç.

1, 2, 3.... Ne kadar kıyafetin var?

Önceki zamanlarda insanlar insan değil miydi?

Bir iki kıyafetle, ter temiz, pırıl pırıl, ütülü falan yaşanıyordu.

Ne olduk yahu biz?

Bir gece uyuduk. Kanımıza aşıladılar tüketim canavarlığını.

Derdimiz ne?

Kendimizi Ayşe'ye, Fatma'ya, Mehmet'e, Ahmet'e beğendirme çabamız niye?

''Ay benim öyle bir derdim yok vallahi''

He o zaman kara kaşın, kara gözün için süsleniyorsun.

''Kendime saygım var.''

Kişiliğine saygın nerede?

Ben de suçluyum bu konuda. Ben de tüketim canavarıyım bir nevi. Gereğinden fazlasını istiyoruz. Gereğinden fazlasına ihtiyacımız varmış gibi hissediyoruz.

İmkan çok, ne yapalım, diyeceksin.

Eskiden insanların imkanı yoktu diye varsayalım, az kıyafetleri vardı.
Ama bizden daha bakımlı, daha temizlerdi.

İmkan fazla diyoruz ya, su bile ayağımıza kadar geldi. Ama 500T'ye bir biniyorsun, bir de iniyorsun. Aradaki zamanı hatırlamıyorsun ter kokusundan.

E hani imkan vardı?
İmkan çokluğu yüzünden bu kadar kıyafetimiz vardı?

Hayır. Bu Pollyannacılık. Biz, tüketim canavarıyız.

Neyse.

Üçüncü Şahıs, çoğu kişinin haberdar olduğu bir konudan bahsedecek sana.

Sübliminal mesaj.

Ama yabancı kelimelerin Türk kültürünü ve Türklüğü yok ettiği Atatürk tarafından kanıtlanmış olduğu için ve Ata'sının da her kelimenin Türkçesini kullan çağrısına uyacağı için, Sübliminal mesaj demeyecek hiç.
Bilinçaltı mesajı diyecek ona. (Mesaj yerine ileti kullanmak lazım ama neyse.)

Bu mesajları bilmeyenler olduğu gibi, bilip inanmayanlar da var.
Ama Üçüncü Şahıs inanıyor.

Çünkü beynimiz, gerçekten de kusursuz.
Bunu herkes biliyor.

İnsanlar, beyinlerinin % de bilmem kaçını kullanır demeyeceğim.
Çünkü beynimizin bir kısmı kullanılıp, diğer kısmını çöpe atmıyoruz. Araştırmalar bunu gösterdi, beynimizin tamamını kullanıyoruz. Ama beynimizi istemli olarak kullanabildiğimiz yüzdelik az.

Beynimiz, yaşamsal etkinlikleri gerçekleştirmek cart curt, o Mehmet, şu Elma, yol düz, karşında köpek var derkennnnn, tamamını kullanabiliyor.
İstemsiz de çalışıyor.

Düşünsene, şimdi nefes al, şimdi mideyi çalıştırayım, ay dur bir yandan da kalbim kan pompalasın derken salağa bağlardık.

Peki ne alaka şimdi değil mi?

Ben sana beynin kusursuzluğunu anlattım, işte Üçüncü Şahıs'ın savunduğu olay da bu.
Beynin bir şeyi gördüğü anda, onu bir şeylerle bağdaştırıp sana kolaylık sağlamayı amaçlıyor. Ve o şeyi sürekli görürsen de, bir daha zaman kaybı yaşamayıp bağdaştırdığı şeyi bilinçaltında tutuyor.

Mesela birinin görüyorsun, ''Sen birine benziyorsun, dur çıkaracağım.''
Zaman geçer...
Beyin, teker teker hafızayı tarar. Odaklanırsın.
Ve:
'' He sen bizim Göbük Emin'in yandan çarklı oğluna benziyorsun ya!''

İşte beynin bu istemsiz işleyişinden faydalanan alçaklar, insanları psikoloji bilimini kullanarak kontrol etmeyi de amaçlıyorlar.
Belki o kasırgada gördüğün kişiler, bu sayede coştular.

Kırmızı renk uykulu.

Kırmızı rengin beyinde uyandırdığı şeylerden haberdar mısın?

Şimdi beyninden türlü sallamalar geçiyor muhtemelen.

Kırmızı renk, açlık hissi uyandırır. Acıktırır. Kanıtlanmıştır.

Peki...

Sarı ve turuncu renkleri?

Sarı, dikkat çekicidir.
Ve turuncu ise tamamen bir hipnoz rengidir. Beyni hipnoz edici özelliği sayısız araştırmalarla kanıtlanmış. Ayrıca turuncu da dikkat çekici imiş.

Yani sarı ve turuncu, ikisi de ''Ben burdayım!'' diyor.
Taksiler bu yüzden sarı veya turuncuya çalan bir renkte. Diğer araçların içinde seni kendisine çekmek için.

O zaman şuna bakmaya ne dersin?




''Karnın acıktı, yemek 'burdayım ben' diyor.''

Gördüğün gibi, amaç sende açlık algısını oluşturmak.

Yani,

Tüketim canavarısın artık cınım. McDonald's ın yeni de bir müşterisi.

Üçüncü Şahıs bununla kalmadı, bir bilgi daha ekledi.
İlk paylaştığım logoyu yan çevirmeye ne dersin?




Büyükçene bir B harfi.

Bir aralar bir Baphomet vardı, sağlığı nasıl onun?

Üçüncü Şahıs, bilinçaltı mesajları demişti.
Bu renk olayı falan, doğrudan bilinçaltı mesajıdır.

Ancak bilindiği üzere, bilinçaltı mesajları ağırlıkla ''Seks'' üzerine kuruludur.
Zaten çoğu bilinçaltı mesajı, ''Seks'' ibaresi veya sözcüğünü taşır.

McDonald's ın çoğu kişi tarafından bilinen bir bilinçaltı mesajı var:



Bu görsel, internette dolaşıyor zaten.

Kadın beyni, bunu görünce hormon salgılatabilir.
Erkek beyni de aynı şekilde.

Ve sen.

Beynine senden habersiz gönderilen bu uyarılarla, yine tüketim canavarı olursun.

McDonald's tüm dünyada dana eti kullanıyormuş. Domuz eti yokmuş ürünlerinde.
Neden?

Hepimizin bildiği bir olay var. McDonald's Yahudi işi diye duymuşsundur.
Yahudilere de domuz eti haramdır.
Bu yüzden her yerde dana eti kullanıyorlar.

Sadece bu da değil.

Bu yazıyı okuyan her kişinin, çok çok büyük ihtimalle Tom ve Jerry izlediğini düşünüyor Üçüncü Şahıs.
Hatta izlemeyen yoktur diye de düşünüyor Üçüncü Şahıs.

''Hayır olamaz Tom ve Jerry de mi?''

Eveet cınım.


Masada bir piramit vardır.
O piramit yanıp sönmeye başlar ve kodoman amca hemen masadan kalkar.
Masanın önünde, ışın cihazının yanı başında diz üstü çöker.
Ve Baphomet (şeytan) gelir.
Biter mi? Bitmez. Bir de ona tapılır.


''Hayır ya olamaz!''

Olur cınım:

Allah'tan bu çizgi film 2010 yılına ait. Yani geçtiğimiz döneme dönük bir şeyler yok sanırım.
Yani çocukluğundan hasara uğramadın pek.

Yani biraz oh çekebilirsin.
Ama gevşeme.
Hata yaparsın.

Ne yapabiliriz konusuna gelince.
Öncelikle korkmayın. Çünkü kullandıkları araç ''korku''.

Televizyon denen gizli hipnoz aracından kurtulmaya çalışın. Pazartesi, Salı....her günün dizisini ezbere bilen insanlar tanıyorum. Oturup ailenizle bir iki lak lak edin bunun yerine.

Her izlediğiniz, her okuduğunuz şeye lap diye inanmayın. Araştırın. Değerlendirin.
Kitap da olsa gazete de olsa bu iş böyledir.

Bir siyasi partinin sonsuza dek kölesi olmayın mesela. Fikirler yenilenir, değişir ve zaman zaman da çağın gerisine düşer.
Başınızda sizi yöneten adamların oyunlarına karşı gözünüzü açık tutun, sessiz kalmayın.

''Atatürk sabetaycıymış.''
''Asker, 40 şehirde darbe planı yapmış.''

 falan fıstık. İnanmayın böyle şeylere, bir araştırın, görün, değerlendirin. Samimiyetsizlikleri fark edin.

Farkı farkedin.

Devam edelim.

Üçüncü Şahıs pes etmez. Birkaç çizgi filmden daha bilinçaltı mesajlarını aktarır:




Daha fazlası Üçüncü Şahıs'ı aşar.
İnternette bolca döküman mevcut bu konuda.

Çocuklara ne izlettiğine dikkat et.
Basit gibi de gözükse çizgi film, hayal dünyasını genişletmeyip, gelecekteki dünyasını yerle bir edebilir.
Kurtul yahu şu televizyon illetinden!
Kurtul seni zayıf kılan bağımlılıklarından, aşırı derecedeki hayranlıklarından. Altını çiziyorum, aşırı derece hayranlık.

Bağımlılık demişken, bir noktaya atıfta bulunmak istiyor Üçüncü Şahıs.

Facebook.

Sosyal ağlar arasında, Türkiye'nin başının belası bu internet sitesi.
Dememe bile gerek yok sanırım bunu?

Saatler Facebook'un başında harcanıyor, kimileri tarafından.

Ve pek çoğu da, benim Facebook kullanırken yaşadığım hissi yaşamıştır: Lanet, pis bir tembellik. Pişmanlık. Ve eziklik.

Boş zamanında kitap açıp okumak varken, gazete kurcalamak varken, arkadaş/aile muhabbetlerine girmek varken...

Dur ben bir Face'e gireyim.

Annenin karnına gir ve orda kal tamam mı?
Oksijeni karbondioksite çevirmekten başka ne halta yararsın sen?

Kölelik bitti.

Tabi cınım. Bu ne o zaman?
Demokrasi algısının arkasına gizlenmiş çağdaş kölelik sistemi.

Facebook'un kuruluş amacı nedir bilen var mı?

Facebook, Mark adlı asosyal biri tarafından kuruldu.

Mark, arkadaş çevresi tarafından dışlanan bir tıfıldı.
Kimse onunla konuşmuyordu.
Eziliyordu.
Kimse bir şey anlatmıyordu ona.
Partilere davet edilmiyordu.
Kabul görmüyordu.

Ve...

Okulunu kapsayan bir arkadaşlık sistemi kurdu.
Sonra ABD'ye.
Sonra dünyaya açıldı, o pencere.
Güzel fikir, değil mi?

Ve şimdi milyonlarca arkadaşı ve kullanıcısı var.
Her haltını bildiği arkadaşları var.
Kimin kimle çıktığını, kimin kimle nerede  buluşacağını, kimin hangi sınavdan ne not aldığını, kimin hangi şarkıcıya hayran olduğunu, kimin kimden nefret ettiğini anında öğrenebilir.

Ve sen, saniyeler içinde çözülmüş olursun.
Saniyeler içinde öğrenilecek kadar ucuz biri olduğunu düşünüyor musun?
Asosyal Mark'ın, sosyal olduğunu sanan kullanıcıları/arkadaşları.

Facebook'un diğer kölecil unsuru ise, gençleri ego düşkünü yapmak.
Bir durum girdiğinde veya bir şey paylaştığında, millete kendini ağırdan satma çabası diyebiliriz buna.
Veya klavye delikanlılığı.

Arkana yaslanıp düşününce, Facebook'ta ne derece malötesi şeyler yaptığının farkına varabilirsin.

Ve Facebook bu derece güçlü bir ağ iken...
Vampirler boş durur mu?

Facebook'un bilinçaltı mesajı:


Yeni neslin neden bazı konularda erkenci olduğunun nedenlerinden biri bu olabilir mi?

Facebook'un giriş sayfası olan bu yerdeki bu mesaja, Allah bilir kaç bin kere maruz kaldın?

Bilinçaltı mesajı bu. Fark edilmesi gerekmez. Beyin, görselleri kendi içerisinde birleştirip, bir şeyleri kendisine yerleştirir.
Görüş alanına girmesi yeterli.

Bazı sayıların sana renk çağrıştırması gibi bir şey bu.
Veya bulut şekillerinin.
Beynin sinyal verir gördüğü anda, ama sen bir şeye benzetmeye çalışmadığın için veya odaklanmadığın için somut olarak algılayamazsın.

Ve sen bu mesajı alarak, benliğinden parça kopardın.

Yetmedi mi, ya da bu mesajı zaten biliyor muydun?

Al o zaman, Facebook'un kurucusu Mark bir televizyon programında, ceketini çıkartıyor:





Ceketin iç yüzünde bir logo var. Çok cici ve çağdaş bir tasarım. Hmm.

                                                          İşte o ceket ve o facebook logosu:


Üçüncü Şahıs sorar: ''Yetmedi mi?''
Ve uykulu cevap verir.

''Yetmedi!''

Yuh demeye kıyamaz Üçüncü Şahıs, bu Facebook bağımlısı köle olmuş zavallı bireye.
Ve bir İlluminati kartı yayınlar.

Kartın adı: Güzel Fikir. O Bana Ait.

Arada bağ var mı, ben bilmem.
Beyim bilir.
Hanımım bilir.

Bu kart yönetilmiş ve amaçlanan hedefle ilgili. Sadece bizim zamanımızda kullanılabilir bir eylem olabilir ve İlluminati cart curt.

Hmm...

Facebook bağımlısı, ay affedersin, Facebook kölesi olmuş uykulu,

Çık masanın altından.

Ve kendine gel, ne dersin?
Boş zamanımda yapacak bir şeyim yok diye savunma kendini.
Kitap okumayı sevmiyorum diye savunma kendini. (Her okuduğun kitaba da inanma)

Bir şey bulursun illa ki. Boş zaman yoktur, boşa harcanan zaman vardır sözünü kulağına küpe yapmayı unutmuşsun anlaşılan.

Facebook konusunda insiyatif sizin.
Ben bu yazıyı yazsam bile, bin dereden su getirsem bile, sen bunları öğrenmiş olsan bile yine yapacaksın yapacağını.

Eşeğe altın semer vursan yine eşek, yine eşek.

Bana soracaksın, çok konuşuyorsun ama senin de Facebook'un var mı, diyeceksin.

VarDI. Bunu farkedince birkaç ay kapalı kaldı.
Yurtdışına çıkma planı devreye girdi ve yurt dışında rehberlik yapacak hocam Facebook üzerinden vize aşamaları falan hakkında bilgi vermeye karar verdi.
Dolayısıyla açmak zorunda kaldım.
Her koşulda Facebook'a muhtaç kaldım.
Ezik hissettim.
Ama vize işleri hallolunca, yani 2 gün önce, Facebook'umu yeniden kapatabildim. (Çok sevinçliyim bu yüzden)

Bir daha açmak zorunda kalmam umarım.

Facebook'u bırakalım ve gelelim başka mevzuya.
Üçüncü Şahıs, başka bir şey daha eklesin şunca yazıya.

Ergenlerin ve Türk gençliğinin ifil ifil hayran olduğu Heri Potır.
İşte aşırı hayranlığın ne derece bir pislik ve aptallık olduğunu gösteren bir şey daha.

Yapılan iş kaliteli.
İşlerin arkasındaki zip zoplar ise tam tersi.

Konuya değinmeden önce Da Vinci şifresi adlı olaya değinmem lazım ama.
Bildiğin üzere, bu şifre Kutsal Kase denen şeyin anahtarı.

Kutsal Kase ise çeşitli efsanelere göre, Hz.İsa'nın kanının bulunduğu kase.
Bu Kase sayesinde mucizevi şeyler yapılabilirmiş.

Da Vinci şifresini çözen kişi, bu Kase'ye ulaşabilirmiş.

Ve o şifrenin çözümü hakkında benim için geçerli bir teori var.

Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam yemeği adlı ünlü tablosuna bakıyoruz:

Ve bu tabloda İsa, havarileri ile yemek yiyiyor.
Ama yalnızca bir kadın var.
Sol tarafında.
Sadece bir kadın.

Peki o kadın kim?
Papalık tarafından fahişe ilan edilmiş olan Mecdelli Meryem.

Bu kadın, İsa ile evlenmiş ve bir çocukları dünyaya gelmiş, teoriye göre. Bu konu tartışılır. Buraya kadar verdiğim Hristiyanlık bilgileri, hala tartışılmakta olan bilgiler. İlk kez 1970'lerde gündeme gelmiş, dönemi kasıp kavurmuş ve 2000'lerde Dan Brown ile popüler olmuştur.

İşte birileri, Kutsal Kase'nin Mecdelli Meryem'in rahmi olduğunu düşünüyor. Geçerli sebepleri de var. Çocuk dünyaya gelmiş ve günümüzde de bu soy devam ediyormuş. Kutsal Kase'den faydalanma yolu da bu soy işte.

Şifrenin çözüm noktası ise şu:

Aşağı dönük üçgen.
Yahudi yıldızını görüp, anlamını araştırmamış kişiler, işte bu büyük bir ayıp.

Yahudi yıldızını biliyorsun ama anlamını bilmiyorsun.
Yukarıya dönük üçgen erkeği, aşağıya dönük üçgen kadını simgeler, özellikle pagan kültüründe. Bir çeşit simge, Yahudi yıldızı da bunu kullanmış.
İşte Da Vinci de böyle atıfta  bulundu diyorlar falan fıstık.

Zaten aşağıya dönük üçgen, rahim şekline de benzediği için kadın simgesi, bunu da yaz kenara.

Benim değinmek istediğim nokta, kadın simgesi.

Yani sana bu bilgileri aktarırken, ulaşmak istediğim nokta üçgenlerin anlamıydı.
Çünkü bu bilgiler, Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanılan bilgiler.
Tapınak Şövalyeleri ise masonlukla birleşmiş, Norveç'teki cani bunları söylemiş ve kendisi de Tapınak Şövalyeleri'ne üyeymiş.

Yani senin anlayacağın, Sahte Mesih'in oluşumu için bir taban bilgi hazırlığı olabilir bunlar.
Sen sadece üçgenlerin anlamını kavra, gerisi bildiğin ama tamamen benimsemediğin bilgiler olsun. Olsun ki gelecekte zorluk çekme.

Artık o üçgenlerin İlluminati'yi falan çağırması dışındaki tarihsel ve simgesel anlamını da biliyorsun.

O zaman şu görsele bakmaya ne dersin?




Dumbledore'un şapkası ve oturduğu sandalyenin tasarımı yukarıya dönük üçgen.

Ve cicidede, inadına kadehini kaldırıp o karenin tam altına sokuyor. Kamera açısı yüzünden biraz daha solda görünüyor yalnızca.
Kadeh de adeta Kutsal Kase'nin tasviri.

Ve aşağı dönük üçgen yani.

Ve al sana yahudi yıldızı sembolizmi.

Bitmedi, yere bakılır ve üçgen görülür:



Her şeye laf söyleyince kabullenen ama çok sevgili Heri Potır'a laf söyleyince isyan eden bir tayfa var şu an eminim.

İşte. Siz. Bu. Kadarsınız.

Pembe pamuk ipliklerine bağlı bir hayat yaşıyorsunuz.
Aşırı hayranlıklarınızın, fanatizmin, fikirlerinizin kölesi oluyorsunuz. Gücü elinizde tutamıyorsunuz.
Bağnazlık bu yaptığınız.
Ve kölelik.

Kraldan fazla kralcısınız.
Türkçe kaynaklı Harry Potter ifşaları görmedik, sen yazdın diye olmaz bu iş diye düşünecek kadar da zayıf kişiliklersiniz
İngilizce ve Almanca bloglarda daha fazlası mevcut.

Ama ben senin zavallı savunmalarına inat bir görsel daha paylaşacağım, hatta iki, hatta üç, hatta dört:

Yukarıda ismini bilmediğim ama Hogwartscanların yemek yedikleri salon sahnesi:
Ve yahudi yıldızı.

Peki...

Şu görsel neye benziyor, Mısır Güneş Tanrısı Amon Ra'nın sembolü yani?





Heri Potır'ın oyununu oynadığı şu Quidditch adlı oyuna olabilir mi?

Evet, aynısı.

Peki Amon Ra'nın bir diğer sembolü ne biliyor musun?
Önceki yazılarda bahsettim.

Ra'nın gözü.

İşte o göz:


Tek göz!
Quidditch'in Ra'nın 2. sembolü üzerinden yaptığı atıf olan Ra'nın en önemli ve birinci sembolü olan gözü, tek gözden oluşur.

Ve Hermonie, yani Emma Watson'dan bir kare:

Emma Watson'a sormuşlar.
Neden böyle yaptınız diye.
Cevap ise: ''Sadece ben değil, arkadaşım Daniel ve Rupert da yapıyor...'' falan diye devam ediyor.

Amanın ya! Çok şekerler.
Fantastik kitap hayranıydım ama artık değilim.
Mart'tan beri değilim.

Uyuttuğunu fark ettim çünkü!
Dünyanı hayallere kurgulayıp, gerçeği yok edebildiğini fark ettim.
Bana bir şey katmadığını fark ettim.

Hayal dünyasını geliştiriyormuş, Pırrrt! Palavra!
Hayallere köle ediyor diyelim.

Ve bu yazımdan ötürü, pek çok takipçi kaybedeceğimi düşünüyorum.
Çağdaş sistem kölelerini.
Her şeyi eleştirip ses çıkarmayan ama kendisine ait bir şeyi eleştirince zıngıdı zıngıdı bağıran kişileri.

Olsun.

Ben inandığım gerçeklerden vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim.
Gördüğüm şeyleri, kalbinizi esir altına almış zayıf noktanıza alet edemem.

Heri Potır konusunda ifşalara belki başka bir yazıda devam ederim, en manyak ve açık tespitler bunlardı.

Gerçi ne dersem diyeyim, Facebook'un kölesi olunmaya devam edilecek, okunan ve izlenen her şeye inanılacak, Heri Potır'ın esiri olunmaya devam edilecek ama ben bilinçliyim ya! diye millete kendini pahalıdan satmaktan da vazgeçmeyecek birileri.
Pabucumun bilinçlileri.

Gerçi Gaga'nın, Kanye West'in, Pink Floyd'un, Rihanna'nın, Eminem'in, Nicki Minaj'ın illuminati çağrıları yaptığını ezelden beri bile bile dinlemeye devam edenler varken... Bu tür şeylerden uzak durulmasını beklemem, saçmalık.

İşte zavallı olduğumuzun kanıtı.

Ayrıca, çocuk olmayın.
Tek göz yapan, üçgen yapan her kişi İlluminatili olmayacağı gibi; üçgen yapmadı, tek göz yapmıyor diyerek sevdiğiniz kişileri bana pahalıdan satamazsınız.

İlluminati gibi iğrenç ve köklü bir tarikatvari örgütün yalnızca tek gözden falan ibaret olduğunu düşünecek kadar ortaçağ beynine sahip değilsin değil mi?

İlluminatili veya İlluminatililere hizmet etmiş bir kişi ile teması varsa, bu da bir şüphe teşkil eder mesela.
Hele bir de İlluminatililer ile ortak çalışmalar yapıyorsa, şüphelerim sertleşir.

Neyse.

Şimdi sıkı dur.
İşi biraz daha bilimselleştireceğim.

İnsan beynine elektronik herhangi bir şey yerleştirip yönetmek mümkün mü?

...


...

Ne yazık ki evet.
Bu 1950'lerden beri çalışılan bir olgu.

FM radyo kanalı ile sinyaller alabilen minyatür elektrotlar hayvan kafasına yerleştirildi ve maymunda cinsel saldırganlık, boğaya durma emri verilebildi. Yunuslar yönetilebildi.
(Referans: genbilim.com - Türkiye Genbilim Sitesi)
(Referans: ökkeş zortuk kullanıcı adlı genbilimci)

ABD'de beyin üzerine araştırma yapan James Olds, beynin hipotalamus bölgesine elektronik implant yerleştirdi. Ve insanda korku, heyecan gibi duyguları yönetebildi. Halüsinasyon oluşturarak davranışları ödüllendirdi ve cezalandırdı.

FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan beyin elektronik uyarılması tartışmalara konu oldu. Hatta Fransa'da her doğan çocuğa kimliğini belirtir elektronik parça yerleştirerek ömür boyu nerede olup olmadığını izleme tezi ortaya atıldı.
(Referans: genbilim.com)

Ve şimdilerde ise Radyohipntonik beyinlerarası çalışmaları yapıyor. Bu çalışma elektronik hipnoz olarak tanımlanabilir, ve insanlara istemediği şeyleri de yaptırmak mümkün olacak.

Bunlar mümkün mü?

Evet.

Çünkü psikologlar depresyonu artık bu tarzdaki elektronik dalgalarla iyileştiriyor mesela.
Veyahutta beynin hasar tespiti benzer dalgalar ile sağlanıyor.
(Referans: genbilim.com)

Ve ilginç bir şey daha sana:

Bunu araştıran ve bulan kişi James Olds, bir havuz KAZASI ile öldü. Araştırmalarını ABD devam ettiriyor.

Vay be. Bir kişi de normal ölmüyor zaten. Aynı Tesla'nın olayına benzedi bu. Tesla ölür ve Teleforce'a el konur. Ve, HAARP serüveni başlar.

Bakalım gelecekte neler göreceğiz.
Başımıza neler gelecek.
Biz hayranlıklarımızın ve bağımlılıklarımızın kölesiyken, bunlara nasıl direnebiliriz bilemiyorum.

Bitmedi.

Alçaklar uyumuyor.

Sen uyuyorsun, su uyuyor. Ama düşman uyumuyor.

ABD, İsrail, Rusya ve İngiltere.

Dünya'nın en güçlü ordularına ve savaş teknolojilerine sahip 4 ülke.

Bütçelerini neye ayırmaya başladılar biliyor musun?

Parapsikolojik ordu harcamalarına.

Parapsikolojik ordu demek, doğa üstü güç demek.

Fizik, psikoloji, kimya, tıp alanından sayısız bilimadamı şu anda bu olayı araştırıyor.
Anne-çocuk arasındaki veya ikizler arasındaki tehlike, duygu sezgisi parapsikolojinin olduğuna kanıttır.

Kaşık büken insanları hatırlıyor musun?
Veya eşya oynatan?

Onlar bunun sağladığı yetenekler işte.

Parapsikoloji duyular dışı algılama demektir. 

Bana inanmıyor musun?
O zaman CIA'in Stargate kod adlı çalışanlarını araştırmanı tavsiye ederim. Hatta bunlar arasında en yeteneklisi olan 
Joe McMoneagle liyakat nişanı aldı.

Duyu ötesi algıları açık olan insanları kullanarak bir ordu oluşturuyorlar.

Parapsikoloji basitinize kaçmasın. Çok güçlü, eğer yönetimi gerçekleşebilirse.
Özellike durugörü denen olay, düşmanınız varsa onu yok edebilir.

Durugörü denen olay sayesinde, odaklanılan kişinin o anda ne yaptığını görebilirsin.

Al sana ABD'de Ganzfeld araştırmasında kullanılan duyular dışı algılamaya tabii tutulan bir denek:



Kişinin duyumsal özellikleri sıfırlanıyor. Yani duyuları kısa süreliğine etkisiz hale getiriliyor.
Yani birey, duyu dışı ortama itiliyor.
Fakat beklenen paranormal algılamalardan hangisinin oluşacağı bilinmez; yani denekte bir telepati fenomeni de oluşabilir, durugörü de, telekinezi de.

Eğer istenen şey telepatiyse, bir kişi daha gerekli. O kişinin duyguları falan deneğe aktarılmaya çalışıyor.
20-40 dakika süren bu uygulama bitiminde, deneğe 4 video gösteriliyor. İçlerinden biri, telepati kurulması gereken kişinin ruh hali.

Ve sonuç: Başarılı.

(Referans: Vikipedi)
(Referans: Vikipedi'ye inanmamı sağlayan mindhacks bilgileri)
(Referans: the Medical-dictionary )
/* -----Bitiş-----*/