Sosyal Ağlarda Biz
English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle

30 Mayıs 2015 Cumartesi

"HAARP" Cehennem Silahı..!!

"HAARP" Cehennem Silahı..!!


Bir Zamanlar 'Komplo Teorisi' Diyorlardı;

İnsanların en önemli organı olan beyinin kontrolü evrensel olarak en büyük ve en yeni silah ....KARA BiLiM HAARP VE TESLA HAARP'in gerçek amaçlari söyle özetlenebilir: Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak, genis kitlelerin düsüncelerini ve ruhsal durumlarini kontrol edebilmek, istenilen ülkelerin iletisim sistemlerini çökertmek.

Bu teknoloji tek beyni kontrol ile kalmyıp aynı zamanda depremde yapabiliyor.....

Temel prensipleri, Tesla'nin 100 yil önce gelistirdigi fikirlere dayaniyor, ikinci Dünya Savasi'ndan sonra, bugünlere kadar gelen süre içerisinde, çesitli çevrelerde en çok tartisilan konulardan biri "kara bilim" oldu. "Kara bilim" basta ABD olmak üzere büyük devletlerin, dünyayi kendi hegemonyalari altinda tutabilmek için yaptiklari bilimsel-teknik arastirmalara ve üzerinde çalistiklari çesitli projelerin toplamina verilen ad. Bu projeler büyük ölçekli ve büyük bütçelerle yürütülen, gizli veya yan gizli projelerdir. Saldin/savunma silahlari üretimi, gözetim sistemleri ve düsünce kontrolü üzerine yapilan çalismalar, dogayi manipüle etme amaçli arastirmalar, bu projelerin içerigini olusturur. Söz konusu projeler gizli oldugu için, ortalikta pek çok rivayet dolasmaktadir ve elimizde bu projeler hakkinda çok da fazla bilgi yoktur. Buna karsin, bu projeler içinde çalisan bazi insanlarini çalismalarini desifre etmesi, insanlik disi bir bilimi kabul etmeyen arastirmacilarin ve bilim insanlarinin çabalari, devletler arasindaki çelismeler ve nihayet bu projelerin bazilarinin gizli kalamayip ister istemez su yüzüne çikmasi sonucu, söz konusu projeler hakkinda az da olsa bilgi sahibiyiz.

Bu projelerin ilki, 2. Dünya Savasi sirasinda gerçeklestirilen Manhattan Projesi'ydi. 1941 yilinda çalismalarina baslanan Manhattan Projesi'nin konusu atom bombasinin üretimiydi. Bu projenin gerçekligi Hirosima ve Nagazaki'de aci bir biçimde kanitlandi.

Gerçek oldugu en son kanitlanan girisim ise ECHELON Projesi oldu. 2. Dünya Savasi'ndan sonra ABD önderliginde, ingiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada arasinda yapilan Ukusa Antlasmasi'nin uygulamalarinin 1980'lere yansimasi olan ECHELON sistemiyle; tüm e-postalar, "chat" tipin-de iletisim biçimleri, faks, teleks, telefon haberlesmeleri gözlenebiliyor. ABD ve digerleri yillardir bunun bir komplo teorisi oldugunu, ECHELON Projesi diye bir proje olmadigini iddia ediyorlardi. Geçtigimiz Şubat ayinda yasanan gelismeler ise ECHELON'un gerçekligini ortaya koydu. Basinda ve internette çikan haberlere göre, ABD'nin yukarida adi sayili diger devletler ile birlikte casusluk yapmasi ortaligi karistirdi. Fransa, ABD ve ingiltere'ye karsi hukuki islemlere basvurmaya hazirlaniyor. Alman ve italyan parlamentolari ise konu hakkinda arastirma baslatti.

Avrupa Parlamentosu, Bilimsel ve Teknolojik Seçenek Degerlendirme Dairesi (STAO), konu ile ilgili özel bir rapor hazirladi. Avrupa Parlamentosu'nun konuyla ilgili raporu 22 Şubat'ta Özgürlükler Komitesi'nde ele alinacakti.

Şimdiye kadar varligi kabul edilmeyen ECHELON'un adi, Amerikan Savunma Bakanligi'nin (Pentagon) Şubat ayinda internete verdigi, gizlilik derecesi olmayan belgelerden bazilarinda da geçiyor. İste HAARP (High-Fre-quency Active Auroral Re-search Program) Projesi'nin de bu tip bir kara proje olduguna dair ciddi iddialar ve çalismalar var.

Nikola Tesla Nikola Tesla 9 Temmuz 1856'da, Sirbistan'da dogdu. 1884'de ABD'ye göç etti. Tesla, tarih
kitaplarindan adi silinmis önemli bir arastirmaci ve mucittir. Tesla 1800'lerin sonlarinda, bugün tüm dünyada kullanilan "alternatif akim" (AC) sistemini buldu ve patentini aldi. Tesla'nin buluslari arasinda "rotatif manyetik alan", dinamo, AC endüksiyon motoru, vs. vardir. Tesla ABD'ye gidisinden bir yil sonra, 1885'de alternatif akim dinamo, transformör ve motor sisteminin patent haklarim, adi bugün Tesla'ninkinden çok daha popüler olan George Westinghouse'a satti. Tesla 1891'de ünlü bulusu olan "Tesla Bobini"ni (Tesla Coil) icat etti. Bu bulus, radyo teknolojisinde genis olarak kullanilabilecek bir endüksiyon bobiniydi. 1900'ün baslarinda Tesla, en büyük bulusu olarak gördügü "karasal sabit dalgalar"! (terrestrial stationery waves) kesfetti. Bu bulusu ile yeryüzünün belirli frekanslardaki elektrik titresimlerine duyarli oldugunu ve bir iletken/iletici (conductor) olarak kullanilabilecegini kanitladi. Tesla'nin bir diger önemli projesi ise kablosuz elektrik transferiydi. 200 ampulü arada kablo olmadan, 25 mil uzakliktan yakabildigi rivayet edilir. Tesla'nin en büyük amaçlarindan biri ionosferden bedava elektrik üretmekti.

Kablosuz ve bedava elektrik projeleri gibi çalismalari olan Tesla'nin, finansörü J. P. Morgan'a Long Island'da yapimina baslanan ancak tamamlanamayan, deneyler için kullanilacak laboratuar kulenin islevinin, mesaj gibi elektrik iletmek oldugunu itiraf etmesi, onun inisinin de baslangici oldu. Tekeller oylarin ona karsi kullandilar. Tesla, sistemin görmek istediklerinden daha fazlasini yapmisti. Konvansiyonel olmayan enerji teknolojileri alaninda Tesla çok önemli bir isim olmasina karsin, tarih kitaplarinda ona, sanki önemsiz tarihsel bir figürmüs gibi davranildi.

Tesla-Edison karsilastirmasi bu açidan ilginçtir. DC (dogru-sal akim-direct current) sisteminin mu-cidi Edison'u herkes tanir. Ancak onun DC sisteminden çok daha kullanisli olan ve bugün kullanilan AC sisteminin mucidi Tesla küçük bir çevre disinda taninmaz. Edison'un DC sistemi, merkez-den bir mil uzakliktaki ampulü yakamiyordu.

Tesla'nin AC sisteminde ise elektrik, yüksek voltajlarda yüzlerce mil yolculuk yapabilir. 20. yüzyila girmeden hemen önce Tesla yeni tip elektrik dalgasini kesfetmis ve kullanmisti. Görünüse göre kesfi o kadar esasliydi ki, Tesla'nin arkasindaki finansal destegin geri çekilmesinden, kasitli olarak izole edilmesinden ve adinin kitaplardan silinmesinden sorumluydu. Tesla 1. Dünya Savasi'ndan itibaren izole bir yasam sürdü. Ara sira yeni, bedava enerji kaynagi kesfini, bütün düsman ordulari ve yüzlerce mil öteden bütün uçaklari yok edebilecek "ates topu" silahlari teorisini, akil almaz bir savunma hazirlayabilecek bir silah düsüncesini ve kablosuz, kayipsiz enerji transferinin mükemmelligini açiklamak için yüzeye çikti. Tesla 7 Ocak 1943'de yokluk içinde ölürken arkasinda pek çok radikal icat ve fikir birakmisti. Öyle ki, kendisine "Elektrigin Tanrisi" dendi. : Pek çok arastirmaciya göre HAARP 1 Projesi, ilk kez Nikola Tesla tarafindan ileri sürülen konseptleri kendine temel aldi.

Pentagon, HAARP Projesi ile "Tesla teknolojisini" yeniden yaratip, bu teknolojiyi tehlikeli amaçlar için kullanmayi hedefliyor. HAARP: Sadece bir akademik arastirma mi? High-frequency Active Auroral Re-search Program (HAARP) dünyanin en büyük ve en güçlü radyo transmiterlerinden (iletici) birini imal etme projesidir.

Proje, Amerikan Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafindan ortaklasa finanse ediliyor. 30 milyon dolarlik programin yürütme görevi ise Alaska Üniversitesi'nin. Proje, Alaska/Gakona'nin 11 mil dogusunda hâlâ insa halindedir. 1993 yilinda uygulamaya konan programin 2002 veya 2003 yilinda tamamlanmasi bekleniyor. HAARP dev antenlerden sinyaller gönderecek yüksek frekans transmiterlerinden ve bunun disinda 19 enstrümandan ibaret. Geçen yillarda 48 anteni insa edilmis olan ve 5 arc'lik bir alana yayilan HAARP, program tamamlandiginda her biri 2 tane 10 kilowatthk radyo transmiterli 180 antene sahip olacak ve 33 acr'lik bir alana yayilacak. Enerji için dizel jeneratörler kullanilacak ve 3.6 megawatthk radyo sinyalini ionos-fere gönderme kapasitesine sahip olacak. Kisaca HAARP, inanilmaz güç düzeylerinde ELF (extremely low frequ-ency-son derece düsük frekans) ve VHF (very high frequency-çok yüksek fre-kans) transferine yetenekli, dünyanin en büyük radyo frekansi (RF) transmitteri olacak.



HAARP'm siradan bir radyo istasyonundan farki daha güçlü olmasi ve antenlerinin yönlendirilebilir ve belirli bir noktaya odaklanabilir olmasi. Bunun anlami 3.6 megawattlik radyo sinyali sadece gelisigüzel bir sekilde disari yayilmayacak, bunun ötesinde, bu radyo sinyalleri bir isinin içinde yükselebilecek. Bu isinin parlakligi radyo mühendislerinin "effective radiated power" (ERP-etkili isinsallastirilmis enerji) olarak adlandirdiklari sey. HAARP'in tamamlanmis hali 4.7 gigawatt civannda ERP'ye sahip olacak. Desinatörieri HAARP'in enerji üretmeyecegini, sadece kendine yüklenen enerjiyi istenen belirli noktalara transfer edecegini belirtiyorlar. Konuyu daha iyi kavrayabilmek için Daily News gazetesinden Doug O'Har-ra'nin verdigi bir örnegi aktaralim. iki elektrik ampulü düsünün. Bu ampullerin bir tanesi 100 watt digeri 1000 watt. Onlari bir alanin ortasina yerlestirin. 1000 wattlik ampul 100 wattlik ampul-den 10 kez daha parlaktir. 10 kat fazla enerji yayar.

Şimdi, 100 wattlik ampulü isigin isinini 10 kez parlaklastiran bir reflektör (yansitici) ile birlikte bir elektrik fenerinin içine yerlestirin. Elektrik feneri 1000 wattlik bir ERP'ye sahip olacaktir. Eger bu size çevrilirse, 100 wattlik elektrik feneri 1000 wattlik ampul gibi parlak görünecektir. Hâlâ sadece 100 watt gönderiyor fakat sinirli bir yerden 1000 wattlik ampul kadar parlak görünüyor olacaktir. Mühendisler HAARP'in antenlerinin radyo enerjisinin üzerinde elektrik feneri reflektörü gibi hareket edecegini söylüyorlar. Tonosferin bir bölümü üzerinde, 4.7 giga-watt ERP'ye sahip bir isin içinde, 3.6 megawatt
odaklayacaktir. Eger HAARP'in bütün antenleri en yüksek frekansina, 10 Mhz civarina, getirilirse ve ionosferin en alçak bölümüne, 50-55 mil civarina, hedeflenirse, radyo isini tarafindan vumlan alan 30 mil kare civarinda olacak. HAARP mühendislerine göre bu, HA" ARP'in çalisabilecegi en dar ve en çok odaklanmis alan. Diger yerlesimlerde ve irtifalarda isin, enerjisini daha genis bir alan üzerinde yayabilecek. Aslinda HAARP gizli bir proje degil. Amerikan Savunma Bakanligi da HAARP'm varligini diger projelerde oldugu gibi inkar etmiyor. Internette HAARP'in kendi web sitesi bile var.

Giz ve ihtilaf, amaçlar ve sonuçlar söz konusu oldugunda basliyor. Bu ihtilafli projenin yöneticisi olan John Heckscher'e göre HAARP'in amaci gayet masumane: HAARP, iyonosferi dev bir anten olarak kullanabilmek amaciyla, bir ionosfer yamasini isitmak için arastirmacilarin kullanabilecegi bir alet. HAARP tamamlanip harekete geçirildigi zaman, dev antenler, ayni zamanda yüksek frekansli radyo dalgalarmi dar bir isinin içinden iletecekler.

Bu radyo dalgalan ionosfere gönderilecek. Bu yüksek frekans radyasyon isini ile, arastirmacilar elektrojetin (aurorasal perde boyunca bir milyon amperlik dogal akimlar) küçük bir parçasini degistirebilecekler. Elektrojetin gücünün degistirilmesiyle, ionosferin çok düsük frekansi (extremely low ferquency-ELF) radyo dalgalan üretmek için kullanilmasi mümkün hale gelecek. Geophysical Institute (Jeofizik Enstitüsü) yöneticisi Syun Akasofu'ya göre HAARP gibi bir araç olmadan, bu frekans genisliginde yayin yapabilmek için yüzlerce mil uzunlugunda bir antene ihtiyaç vardir. HAARP etkili bir sekilde aurorayi bir çesit antene dönüstürüyor. Çünkü ELF radyo dalgalari okyanuslara nüfuz edebiliyor. Böylece denizaltilar suyun yüzeyine çikmak zorunda kalmadan radyo sinyallerini alabilecek. ELF dalgalari ayrica uzun mesafeli komünikasyonlari kolaylastirabilecek.



ELF dalgalari, aynen okyanusa oldugu gibi, yeryüzüne de derinden nüfuz edebilecek. Monitöre bagli bir alici kullanarak, objelerden dünyanin yüzeyine siçrayan dalgalar sayesinde tüneller veya gizli yeralti barinaklarinin varligi ortaya çikacak. Bu jeologlarin yeralti minerallerini ve petrol depolarini bulmak için yillardir kullandiklariyla ayni teknik. Heckscher'e göre HAARP'm yayacagi sinyaller hükümetin herhangi bir elektrik sinyali için uygun buldugu güvenlik düzeyinden bir milyon kez daha az tehlikeli. HAARP'm transmiteri halihazirda 1/3 megawatt güce sahip.

Gelecek yillarda bu rakam 3 megavvatt'a ulasacak. Heckscher HAARP'm ionosfer üzerindeki etkisinin az olacagini basit bir örnekle açiklamaya çalisiyor: Küçük bir elektrik bobmim bir fincan kahveye veya büyük bir nehire daldirmak. Heckscher'e göre HAARP ile yapilacak olan ikincisi. Akasofu da bu gibi durumlarda hep ifade edildigi gibi,

HAARP Projesi'nin dogaya ve insanlara ciddi zararlari olacagi iddiasinin bir bilim kurgu oldugunu söylüyor. Ona göre projenin, transmiter faaliyet halindeyken o yörede uçan uçaklardaki elektronik ekipman için potansiyel bir tehlikesi var.

Fakat buna karsi güvenlik tedbirleri mevcut. HAARP operatörleri Federal Aviation Administration'a HAARP'in iletim takvimini verecekler ve mühendisler yörede uçan uçaklarin güvenligini temin etmek için HAARP'a uçak belirleme radarlari yerlestirecekler. Ayni prosedür roketler için de takip edilecek. HAARP'I desifre etme girisimleri HAARP'a karsi muhalefet önce internet kanalinda basladi. Pek çok insan Alaska'daki süpheli askeri faaliyetlere dikkat çekmek için interneti kullandi.

Protestonun basili kismi, daha sonra Alaska'da yasamaya baslayan bir antinükleer aktivist Dennis Specht, Nexus adli dergiye HAARP konulu bir haber gönderdiginde basladi. Daha sonra, Alaskali bir politik aktivist ve Anchorage'da bilimsel arastirmaci olan Nick Begich, kendilerini teknokesisler olarak tanimlayan, Arizona/Sedona'da yasayan Patrick ve Gael Crystal ile net üzerinden iletisim kurdu ve onlardan bir Avustralya dergisi olan Nexus'u kontrol etmelerini istedi. Begich kendi memleketiyle ilgili bir konuyu Nexus'a görmekten çok sasirdi ve makalede zikredilen dökümanlari bulup çikarmak için acilen çalismaya basladi.

Muhalif arastirmacilara ve bilim insanlarina göre HAARP bir çesit gelismis "ionosferik isitici" (ionosferic he-ater). Bu ionosferik isitici üst atmosferi, odaklanmis ve yönlendirilmis elektro-manyetik isini ile zaplayacak. Ultragüçlü dalgalari, atmosferimizdeki elektrikle yüklü bölgenin titremesine (vibrate) ve dramatik bir sekilde yanmasina neden olabilir. ionosfer atmosferin tabakalarindan biridir. ionosfer, dünyanin üst atmosferini saran elektrik yüklü bir alandir. Dünyanin yüzeyinin üstünden, asagi yukari 35-50 milden baslayip 500-600 mil yükseklige kadar uzanir (48 km ila 50000 km). tonosfer ion ve elektron olarak adlandirilan pozitif ve negatif yüklü atomik parçaciklar içerir.

Uzaydan gelen zararli isinlara karsi dogal bir kalkan islevi görür. Amerikan ordusu HAARP için, "ionosfer üzerine yapilan bilimsel bir arastirma" gibi zararsiz bir gerekçe ileri sürmektedir. îonosfer tabakasi askeriye için önemlidir.

Çünkü ordu tarafindan kullanilan iletisim, gözetim ve denizcilik sistemlerinin hepsi ionosferin içinden geçer veya ionosfer tarafindan yansitilir. ionosferin bir bütün olarak anlasilmasi ve kontrol edilmesi Pentagon'a bu sistemler üzerinde daha iyi kontrol imkani verecek. HAARP üzerine en kapsamli arastirmayi yapip, çalismalarini Angels Don't Play Thîs HAARP-Advencis in Tesla Technology adli kitapta derleyen Dr. Nick Begich ve Jeane Manning'e göre, HAARP bir çesit radyo teleskobunun degistirilmis hali. Antenler sinyalleri almak yerine, gönderiyorlar. Yazarlar HAARP'i ionosfer alanlarini, bir isini odaklayarak, isinin odaklandigi bu bölgeleri isitip yükselten süper güçlü radyo dalgasi, isinlama teknolojisi için bir test olarak degerlendiriyorlar. Elektromanyetik dalgalar daha sonra dünyaya geri siçrayacak ve her seye nüfuz edecek.

Begich ve Manning "HA-ARP tellaUari"nm, projenin komünikasyon sistemini gelistirmek için ionosferi degistirme amaçli, iyi niyetli akademik bir proje oldugu izlenimi verdiklerini; bu programin Arerico, Porto Riko, Tromsk, Norveç ve eski Sovyetler Biriligi'ndeki diger tamamen güvenli ionosferik isitici operasyonlarindan bir farki olmadigini iddia ettiklerini, bununla birlikte askeri dökümanlarin meseleyi açikça ortaya koydugunu ifade ediyorlar. HAARP'm gerçek amaçlarindan biri, Pentagon'un hedefleri için ionosferin nasil sömürülecegini ögrenmek. RF gücü ionosferi dogal olmayan aktivitelere götürecek.



Bu proje ancak bir nükleer silahini yapabilecegi boyutlarda tehlikeler içeriyor. Ayrica bizi, ionize evrenin ve hiç durmadan bizi bombalayan yildizlara ait radyasyonun zararli etkilerinden koruyan gezegenin kalkaninin dogasini degistir-meye çabaliyor. Uygulayicilari tarafindan ionosferik bir arastirma olarak nitelenen HAARP ile gündeme gelen ilk soru: "Gökte delikler mi açiyorlar?" sorusu. Tesla'nin çalismalarini baz alan bu ihtilafli transmitter veya isiticinin dünyanin üst atmosferinde 30 millik delikler açmayi da içeren pek çok potansiyel tehlike içerdigi bilim insanlari tarafindan ciddi bir sekilde ileri sürülüyor. Çogu bilim insani, HAARP'in eger havanin kontrolü için kullanilmazsa, hava modifikasyonu için kullanilabilecegi konusunda görüs birligi içindeler.

Bunun yaninda, "HAARP'in sahipleri" onu kullanarak üst atmosferde bir reflektör yaratma imkanina sahip olacaklar.

Bunu HAARP'tan transfer edilen enerjiyi, gökyüzünün bir bölümüne odaklayarak ve elektrik akimini açarak yapacaklar. Hava tamamen dramatik olarak isinacak ve ordunun, radyo dalgalari ve radar isinlari için kullanabilecegi bir donuk nokta (opaque spot) yaratacak. Bu sekilde onlar, isinlarina dünyanin etrafini "egmek" için imkan verecek sanal yansima istasyonu (virtu-al reflectmg station) yaratmaya yetenekli olacaklar. HAARP aynca, verili bölgenin üstündeki ionosfer bölümünü kiskirtarak (uyandirarak), dünyanin herhangi bir yerindeki iletisimi engelleyebilecek. Etki, yerel bir firtina gibi olacak: bölgenin içine veya disina herhangi bir yayini total bir engelle karsilasacak. Begich ve Manning, Bernard Eastlund isimli Teksasli fizikçinin çalismalari üzerine insa edilen baska patentlere bakinca, ordunun HAARP transmiterini nasil -ne sekilde kullanmaya niyet ettiginin, daha açik hale gelecegini söylüyor-lar. Bu ayrica, hükümetin proje konusundaki yalanlamalarini daha az inanilir hale getiriyor.

Yazarlara göre Pentagon bu teknolojiyi hangi niyetlerle ve ne sekilde kullanacagini biliyor ve dokümanlarinda bu konuda "temizlik" yapiyor. Ordu kasti olarak, sofistike kelime oyunlari, hile ve açik dezenformasyon araciligi ile halki aldatiyor.

Pentagon, HAARP sisteminin: ·
-Orduya atmosferik termonükleer cihazlarinin elektromanyetik titresim etkisini tekrar yerine koyacak (yerine baskasini geçirmek) bir alet verebilecegini;·
-Çok büyük ELF denizalti iletisim sistemini, ELF dalgalari üreterek yeni ve daha siki bir teknolojiyle yeniden
yapilandiracagini;·
-Askeriyenin kendi iletisim sistemlerinin çalismasini korurken, son derece genis alanlardaki iletisimleri silip
süpürmesine yol hazirlayabilecegini;·
-Eger EMASS'in kompüterize yetenekleriyle ve Cray bilgisayarlarla birlesirse dünyanin tomografisini çekme imkani sayesinde, barisin korunmasina katkilari olacagini;·
-Büyük bir alan üstünde petrol, gaz ve mineral tortular bulmak amaciyla jeofiziksel yoklama için bir araç sagladigini;·
-Yaklasan uçaklar ve kurvazör füzelerini meydana çikarmak için kullanilabilecegini ve diger teknolojileri kullanilmaz hale getirecegini söylüyor.

HAARP'IN arka plani Kuskusuz, HAARP izole olmus bir proje degil. ABD'nin uzun yillardir üzerinde çalistigi pek çok projeden olu-san demetin bir parçasi. Aslinda HAARP "Yildiz Savaslari" (Star Wars) programinin önemli bir bölümünü olusturuyor. ABD uzayla, 2. Dünya Savasi sirasinda ve sonrasinda ciddi bir biçimde ilgilenmeye basladi. Bu derin ilginin nedenleri roket teknolojisinin baslangicinin -nükleer teknolojinin de esligiyle- bu dönemde ortaya çikmasidir. ilk çalismalar sonucunda gürültü bombalan ve rehberli füzeler ortaya çikti.

Roket ve nükleer silah teknolojisi ayni zamanda, 1945-1963 yillan arasinda gelisti. Bu süre zarfinda yeryüzünün üstünde ve altinda siddetli nükleer testler tecrübe edildi. îonosfer ve stratosfer üzerine yapilan çalismalar sonucu atmosferin bir parçasi olan ve evrenden solar ve galaktik rüzgarlarla gelen protonlar, electronlar ve alfa parçaciklari gibi yüklü parçaciklari tutarak dünyayi koruyan "Van Allen Belts" (Van Allen Kemerleri) bulundu. Bu kemerler Amerika'nin ilk uydu operasyonu -Explorer I-sirasinda 1958'de kesfedildi. Agustos-Eylül 1958 arasinda ABD, "Argus Projesi" adi altinda 3 nükleer bomba ve 2 de hidrojen bombasi deneyi yapti. Bu projenin amacinin, yüksek irtifadaki nükleer patlamalarin elektromanyetik titresim (EMP) nedeniyle radyo iletimlerine ve radar operasyonlarina etkisine deger biçmek, jeomanyetik alanlar ve onun içindeki yüklü parçaciklari daha iyi anlamak oldugu söyleniyor. 13-20 Agustos 1961'de Amerikan ordusu ionosferde bir "telekomünikasyon kalkani" yaratmayi planladi. Bu kalkan 3000 km yükseklikte kurulacakti. Kalkanin ionosferde kurulma sebebi telekomünikasyonlara manyetik firtinalar ve günes isinlari tarafindan zarar verilebilir olmasidir. 9 Temmuz 1962'de Pentagon "Project Starfish" adi altinda ionosferle ilgili bir dizi yeni deney yapmaya giristi. Bu deneyler alt Van Allen kemerine zarar verdi. 1968'de "Solar Power Satellite Project (SPS) ile günes enerjisiyle çalisan her biri bir ada büyüklügünde olan uydular üzerine çalisildi.

1975'de firlatilan "Saturn V Rocket" atmosferde yandi. Bu yanma ionosferde büyük bir delik açti. 1978'de SPS Projesi üzerine yeniden çalisilmaya baslandi. Bu dönemde antibalistik füzeler için uydu isin silahlari üzerine çalisildi.
Yüksek enerjili lazer isinlarinin bir "termal silah" olarak düsman füzelerini yok etmek için en uygun araç oldugu ileri sürüldü.



SPS ayni zamanda psikolojik ve anti-personel bir silahi da ifade etmekteydi. Lazer isinlan güç bataryalari bir SPS uydusundan diger uydulara veya platformlara yayilabilecektir. Bir psikolojik silah olarak insanlar üzerinde genel bir panik yaratma etkisi vardir. SPS'in dünyanin herhangi bir yerindeki askeri operasyonda ihtiyaç olunan enerjiyi iletme kapasitesinden bahsedilmektedir. Bunlarin disinda, gözetim ve erken uyan sistemlerinde gelismeler, düsman ordularin yayinini bozma ve ionosferde fiziksel degisiklikler yaratma yetenegine sahiptir. SPS projesine Baskan Carter'm onay vermesine karsilik, projenin çok pahali olmasi (Enerji Bakanligi'nin tüm bütçesinden daha fazla bir bütçeye ihtiyaç duyuluyordu) nedeniyle program rafa kaldirildi. Ta ki Ronald Reagen baskan olana dek. Proje Reagen, döneminde yeniden su yüzüne çikti. Reagen projeyi, Pentagon'un bütçesinden daha büyük bir bütçe ayirarak "Star Wars" (Yildiz Savaslari) adi altinda harekete geçirdi. 1970'lerin sonlarinda Pentagon, düsmana ait nükleer çevrede iletisimin radyo ve televizyon teknolojisinde kullanilan geleneksel yöntemlerle gerçeklestirilemedigini farketti. 1982'de bir komuta kontrol elektronik alt sistemi gelistirildi. "Ground Wave Emergency Net-work (GWEN)" denilen bu sistemle roketler monitörden izlenip kontrol edilebiliyordu. 1981 yilinda "Orbit Maneuvering System" (OMS) ile uzay mekikleri için SPS uzay platformlari insasi planlandi. NASA'nin ürettigi uzay mekiginin ionosfere enjekte ettigi gazlarin ionosfere etkisi üzerine çalisildi.

Deneyler sonu-cunda ABD ionosferik delikler açabildigini gördü. 1985 yilinda yeni mekik deneyleri yapilmaya baslandi. 1980'lerde ABD yilda 500-600 civarinda roket firlatiyordu. Bu sayi 1989'da zirveye (1500 adet) ulasti. Bütün bu deneylerin atmosfere ciddi etkileri oldu. 1986'da, Çernobil faciasindan hemen önce, ABD Mighty Oaks olarak bilinen Nevada'daki test bölgesinde hidrojen bombasi deneyleri yapiyordu. Bu deneyler X isinlari ve parçacik isini silahlarinin gelistirilmesi programinin bir parçasiydi. ABD 1991'de Körfez Savasi sirasin-da elektromanyetik titresim silahlari (EMP) olarak adlandirilan silahlari test etti. 1993 yilinda baslatilan HAARP projesi iste tüm bu deneylerin devami ve Star Wars programinin bir parçasi durumunda.

HAARP'in tarihi Dünyadaki en büyük petrol sirketlerinden biri olan ARCO'nun subesi ARCO Power Technologies Incorporated (AP-TI), HAARP projesini insa edecek müteahhit sirketti. ARCO bu subeyi, patentleri ve ikinci safha insa kontratiyla Haziran 1994'de E-Systems'e satti. E-Systems istihbarat servislerine is yapan, dünyadaki en büyük müteahhit sirketlerden biridir. CIA, savunma istihbarat örgütleri ve digerleri için is yapar. Yillik satislarinin 1.8 trilyon dolari, kara projeler (o kadar gizli projeler ki ABD Kongresi paranin nasil harcandigini konusmuyor) için olan 800 milyon dolarla birlikte, bu örgütlerin gideridir. E-Systems'in hisseleri, dünyadaki en genis savunma müteahhitlerinden biri olan Raytheon tarafindan satin alindi. 1994'de Raytheon Fortune, ilk 500'ler listesinde 42 numaradaydi. Raytheon, bazilari HAARP projesinde degerli olacak binlerce patente sahip. Asagidaki 12 patent, HAARP projesinin omurgasi ve simdi Raytheon ismi altinda tutulan binlerce digerleri arasinda saklaniyor. Bemard J. Eastlund'un 4686605 nolu patenti, "Method and Apparatus for Al-tering a Region in the Earth's Atmosphere, lonosphere, andor

Magnetosphere (Dünyanin Atmosferinde, îonosferinde ve/veya Magnetosferinde Bir Bölgeyi Degistirmek için Yöntem ve Cihazlar) bir yildir hükümet gizli emri altinda mühürlü. Bu patente göre, Nikola Tesla'nin 1900'lerin basindaki çalismasi arastirmanin temellerini sekillendirdi. Olayin bir de ticari boyutu olabilir tabii. Bu teknolojinin, patentlerin sahibi ARCO için ne kiymeti olacak? Elektrik gücünü gaz alanlari içinde bir güç merkezinden tüketiciye kablosuz olarak isinlayarak muazzam kazançlar elde edebilirler. Bir süre için, HAARP arastirmacilari bunun HAARP için amaçlanmis kullanimlardan biri oldugunu kamtîayamadilar. Bununla birlikte, Nisan 1995'de Begich diger patentleri buldu.

Bu yeni APTI patentlerinin bazilari gerçekten de elektrik gücünü göndermek için kablosuz bir sistemdi. Ayni, Tesla'nin projesi gibi. Eastlund'un patenti, bu teknolojinin uçaklarin ve füzelerin sofistike rehber sistemlerini bozabilecegini veya tamamen çatlatabilecegini söylüyordu. Dahasi, dünyanin genis alanlarina baskalasan frekanslarin elektromanyetik dalgalari ile bu püskürtme yetenegi ve bu dalgalardaki degisimleri kontrol, karada ve denizde, havada oldugu gibi iletisimi nakavt etmeyi mümkün hale getirecekti. Begich bunun disinda 11 tane baska APTI patenti buldu. Nükleer çapli radyasyonsuz patlamalarin, güç isinlama sistemlerinin, radarlarini, nükleer baslik tasiyan füzeler için dedektör sistemlerinin, simdiye kadar termonükleer silahlar tarafindan üretilen elektromanyetik titresimlerin ve diger Yildiz Savaslari oyunlarinin nasil yapilacagini açiklayan çalismalardi bunlar. Bu patent demeti HAARP silah sisteminin temelinde yatiyor. iki yazara göre, sanki havadaki ve zihinsel tahriplerdeki EM titresimler yetmemis gibi, Eastlund süper güçlü ionosferik isiticinin havayi kontrol edebilecegiyle övünüyor. Begich ve Manning'm aydinlattigi hükümet dökümanlari gösteriyor ki, Pentagon hava kontrol teknolojisine sahip. HAARP tam güç düzeyine eristiginde, tüm yarimküreler üzerinde hava etkileri yaratabilecek. Eger bir hükümet dünyanin hava

modelleri ile deney yapiyorsa, yapilan is gezegendeki herkesin en önemli ortak sorunlarindan biridir. Begich ve Manning'in kitabi, Prof. Elizabeth Rauscher gibi bagimsiz bilim insanlariyla görüsmeleri içeriyor. Ytiksek enerji fiziginde uzun ve etkileyici bir kariyere sahip olan ve prestijli bilim dergilerinde yazilari, kitaplari basilan Rauscher, HAARP'i yorumluyor: "Korkunç enerjiyi, son derece nazik, ionosfer olarak çagirdigimiz bu birden fazla tabakalari kapsayan moleküler konfigürasyonun içine pompaliyorsunuz." îonosfer, katalitik reaksiyonlara egilimli, Rauscher açikliyor: "Eger küçük bir parça degistirilirse, ionosferde büyük bir degisim olabilir". îonosferi nazik bir balans sistemi olarak tanimlarken, Dr. Rauscher, onun, zihnindeki resmini paylasiyor: bir çorba kabarcik. "Eger kabarcikta yeterince büyük bir delik açilirsa", Rauscher kehanette bulunuyor, "patlayabilir".



Bilinç kontrolü mü?

Begich ve Manning tarafindan yapilan arastirmalar, garip projelerin örtüsünü kaldirdi. Örnegin, ABD Hava Kuvvetleri dökümanlari insanin zihinsel eylemlerini manipüle etmek ve degistirmek [genis cografik alanlar üzerinde titresen radyo frekans radyasyonu (HAARP'in maddesi) araciligi ile] için bir sistem gelistirildigini meydana çikardi. Bu teknoloji hakkinda en çok anlatilan materyal, ünlü Zbigniew Brzezinski'nin (Carter'in eski ulusal güvenlik danismani) ve J. F. MacDonald'm (Johnson'm bilim danismani ve UCLA'da jeofizik profösörü) jeofizikal ve çevresel savas için güç isinlama transmiteri hakkinda yazdiklari yazilarindan gelir. Bu dökümanlar, bu etkilerin nasil insan sagligi ve düsüncesi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilecegini gösterir. Brzezinski 25 yil önce Kolombiya Üniversitesi'nde bir profesörken yazmis oldugu bir kitapta söyle diyor: "Politika stratejistleri beyin ve insan davranislari üzerine yapilan arastirmalari sömürmeyi özendiriyorlar. Jeofizikçi G. J. F. MacDonald (savas problemlerinde uzman) dogru olarak zamanlanmis, suni olarak uyandirilan elektronik darbelerin dünyanin belirli bölgeleri üzerinde göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek sarsmalar kalibina önderlik edebilecegini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi olarak, seçilmis bölgelerde çok genis nüfusun beyin performansini bozacak bir sistem gelistirebilir.

Ulusal çikarlar için davranislari manipüle etmede çevreyi kullanma düsüncesinin ne kadar derinden rahatsiz edici oldugu kimileri için sorun degil; böyle kullanima teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek birkaç on yil içinde gelisecek." 1966'da MacDonald, Baskan'in "Bilim Danisma Komitesi"nin ve daha sonra Baskan'in "Çevre Niteligi Konseyi"nin bir üyesiydi. Askeri amaçlar için çevresel kontrol teknolojilerinin kullanimi üzerine yazilar yazdi. Bir jeofizikçi olarak yaptigi en derin yorum, jeofiziksel savasin anahtarinin, çevresel istikrarsizliklarin (yani küçük bir miktar enerjinin ilavesinin çok daha büyük miktarlarda enerjiyi salivermesi) tanimlanmasi oldugu önermesidir. Jeofizikçiler çevresel karmasaya enerji eklemenin genis etkileri olabilecegini fark ettiler.

Bununla birlikte insanlik halihazirda çevremize, kritik kütle tesis ettigini anlamadan, ciddi miktarlarda
elektromanyetik enerji ekliyor. Begich ve Manning'in kitabi bu konuda çesitli sorular yükseltiyor: "Bu ekler etkisiz mi yoksa ötesinde onarilamaz bir zarar verecek kümülatif bir miktar var mi? HAARP geri dönemeyecegimiz bir yolculugun son basamagi mi? Baska bir seri seytani Pandora'nin Kutusu'ndan saliverecek baska bir enerji deneyi üzerine para yatirmak üzere miyiz?" 1970 baslarinda Z. Brzezins" ki, yavas yavas ortaya çikacak, teknolojye bagimli "daha kontrol edilebilir ve daha yönetilebilir bir toplum"u Öngördü. Bu topluma, oy kullananlari iddiali süper bilimsel "know-how" ile etki altinda birakacak bir elit grup tarafindan hükmedilecekti. Bu elit, halkin davranislarini etkilemek ve toplumu yakin gözetim ve kontrol altinda tutmak için son modern teknikleri kullanarak politik amaçlarina ulasmada tereddüt etmeyecekti. Begich'e göre Brzezinski'nin tahminleri dogru çikti. Bugün, söz konusu elit için birkaç yeni araç ortaya çikiyor. Araçlari kullanma izni için politikalar zaten hazir. "ABD nasil yavas yavas kontrol edilebilir teknotopluma dönüsecek?" sorusu soruluyor. Kademe taslari arasinda Brzezinski, halkinin güvenini kazanmak için, devam eden sosyal krizleri ve kitle medyasinin kullanimim umut ediyor. ABD Kongresine ait kayitlar, ionosfere gönderilen sinyallerle dünyaya nüfuz etmek için, HAARP'in kullanimiyla mesgul oluyor. Bu sinyaller gezegenin içinden kilometrelerce derine bakarak, düzenli yeralti askeri gereçlerinin, minerallerin ve tünellerin yerini bulmak için kullanilacak. Senato 1996'da sadece bu yetenegi gelistirmek için 15 milyon dolar ödenek ayirdi.

Problem su: dünyaya nüfuz eden radyasyonlar için gerekli olan frekans, insanin zihinsel fonksiyonlarinin tahribi için en çok zikredilen frekans dizisinin içinde. Ayrica baliklarin ve vahsi hayvanlarin (ki kendi rotalarini bulmak için rahatsiz edilmemis enerji alani üzerinde ilerlerler) göç modelleri üzerinde pek derin etkilere sahip olacak. Begich ve Manning yeni teknolojilerin insanin beyin potansiyelini gelistirmek için inanilmaz imkanlara sahip oldugunu söylüyorlar. Bu teknolojiler ögrenme, hafizayi gelistirme ve insan davranisi modifikasyonu için kullanilabilir. Beyin teknolojileri alaninda önemli bir isim olan Michael Hutchison, bu alani siradan insanlara açti. Hutchison'un açikladigi gibi beyin, oranli dar üstün frekanslar bagi içinde çalisir. Üstün beyin dalga frekanslari beyinde yer alan aktivite çesitlerine araci olur. 4 temel beyin dalga frekansi grubu vardir ki bunlar çogu zihinsel aktiviteyle birlesirler.

Birincisi, beta dalgalari (13-15 Hertz veya titresim saniyede), bir kisinin dikkati normal aktivitelere dogru disa yöneldigi zaman, normal aktivite ile birlesir. Bu alanin yüksek sonu, stres ve kiskirmis (heyecenli) durumlardaki düsünmeyi ve algisal becerileri bozar -ile birlesir. îkinci grup, alfa dalgalan (8-12 Hertz), gevsetmeye araci olabilir.

Alfa frekanslari ögrenme ve odaklanmis zihinsel fonksiyonlar (is görme) için idealdir. Üçüncüsü teta dalgalari (4-7 Hertz); zihinsel imgelemeye, hafizaya ve iç zihinsel odaga girise araci olur. Bu durum genellikle genç çocuklarla, davranissal n-iodifikasyon ve uyku durumlariyla ilgilidir.



Son olarak, ultra yavas delta dalgalan (5-3 Hertz), bir kimse derin uykudayken bulunur. Genel kural odur ki, beynin üstün dalga frekansi, saniyede titresim süresinde rahatlanildiginda en düsüktür ve insan en uyanik ve heyecanliyken en yüksektir. Beynin, elektromanyetik araçlar ile distan canlandirilmasi (tahrik edilmesi) bir dis cihaz (jeneratör) ile yeni bir safhaya geçirilmesine veya kilitlenmesine neden olabilir. Üstün beyin dalgalari dis tahrik tarafindan yeni frekans kaliplarina sürülebilir veya itilebilir. Baska bir deyisle, dis sinyal sürücüsü veya itici cihaz beyni bir yolculuga çikarir, normal frekanslari beyin dalgalarinda degisiklige neden olmaya bütünüyle götürür; ki bu daha sonra beyin kimyasinda degismeye neden olur; ve bu da daha sonra beyin çiktilarinda, düsünce sekillerinde, duygu veya fiziksel durum sekillerinde degismeye neden olur.

Beyin manipülasyonu iki yoldan birine çikar: Faydali veya zararli. Spesifik dalga formlari kombinasyonu ile birlikte çesitli frekanslar beynindeki belirli kimyasal karsiliklari tetikler. Bu nörokimyasallarin saliverilmesi beyinde endise duygulari, hirs, depresyon, ask vb. sonuçlari olan spesifik reaksiyonlara neden olur. Bütün bunlar ve duygusal entellektüel karsiliklarin tüm bu gidis gelisi (degisimler), spesifik elektriksel uyanlar sonucu ortaya çikan bu beyin kimyasallarin (kimyasal ajanlarin) özel kombinasyonlari sonucunda ortaya çikar. Beyin sivilarindaki bu belirli karisimlar olaganüstü özel zihinsel durumlari ortaya çikarabilirler. Örnegin, bilinçli davranis kaybi, karanlik korkusu vb. Bu alandaki çalismalar düzenli olarak yapilan yeni bulusla da çok hizli bir yüzdede ilerlemektedir. Bu spesifik frekanslarin bilgisinin çözümü, insan sagligini anlamada anlamli bir gelisme saglayabilir. ELF için tasiyici olarak hareket eden radyo frekans radyasyonu kablosuz olarak beyin dalgalarini degistirmede kullanilabilecek. Bu HAARP'ini bilinç kontrolü konusunda, uygulamalarinda neler yapabileceginin göstergesidir.

Bununla beraber, HAARP'm kayitlarinda, bunun insandaki yan etkileri henüz ortaya çikarilmamistir; fakat Begich ve Manning'in kitaplarindaki hükümet dökümanlarinda görünmektedir. Beyin aktivitesinin kontrolü için gereken güç düzeyi 5-20 mikroamper gibi çok küçük bir degerdir ki bu da 60 Wattlik bir ampulü yakmak için gereken enerjiden binlerce kat daha küçüktür. Yazarlar çalismalarinda gerekli olan çok küçük enerji üzerine konusmaktalar. Beyin aktivitesini etkilemek için gereken hiz, enerji seviyesi ve dalgalar formu kombinasyonundan olusur. Son yirmi yilda ve özellikle son birkaç yildaki gelismeler çok büyük ilerlemeler sunmaktadir. Arastirmalar, uluslararasi olarak, dis elektromanyetik alanlar tarafindan beynin kolayca yönlendirilebilecegini veya durumlari degistirmek için etkilenebilecegini buldu. Bu buluslar hem bilim insanlari hem de siradan insanlar için yeni araçlar tedarik etti.

Yeni araçlar elektrikli "cranial" kafaya iliskin uyari aletlerini, ses sistemlerini, isikli uyan sistemlerini ve diger birçok beyin yönlendirme ve geri tepki (destek yanki) cihazlarini içermektedir. Teknolojik ilerlemeler ayrica, insanlarin kendi beyin aktivitelerinin yararli sonuçlar için nasil kontrol ve manipüle edilecegini ögrenmelerine izin veren özel kontrol ve gözetim araçlarina eklendi. Raporlar digerlerinin yaninda gevsemeyi, agri kontrolünü, ögrenme hizini ve hafizanin gelistirilmesini içermektedir. Hutchison'm en son çalismasi henüz birlestirilen düsünce teknolojilerinin son tanimlarini sagliyor. Onun son kitabi "büyük beyin gücü", okuyucularini çok hizli degisen (o kadar ki bilimin uy-gulamalardan daha hizli gelistiginin farkedildigi) alana ulastiriyor.

Sinir sistemi bozukluklarinin düzeltilmesi, dikkat daginikligi ve çocuklardaki hiperaktif bozukluklarin düzeltilmesi, diger seyler arasinda ilaç ve alkole bagli bozukluklarin düzeltilmesi konusundaki son durum tartisiliyor. Bu tip elektrotip, bu tibbi arastirmalarin en ilginç alanlarini olusturur. Son yillarda arastirmalar tibbi ve psikolojik uygulamalarin sasirtici olumlu sonuçlarina dogru genislemistir. Bu sonuçlarin bazilari Amerikan Hava Kuvvetleri tarafindan fark edildi. Ne yazik ki askeri çalismalar bu teknolojiyi insanlik yararina kullanmaktan çok silah sistemlerinde kullanma yönünde devam etmektedir. Flanagan'm nörofonu Amerikanin en yetenekli mucitlerinden Dr. Patrick Flanagan, 1962'de tibbin degisecegini öngörmüstü. "Bir gün tibbi pratigin tüm konsepti elektronik tarafindan degistirilecek. însanlar ilaç-tan ziyade elektronik olarak tedavi edilecek." diyen Dr. Flanagan, o zamanlarda muhtemelen hâlâ en gelismis beyin yönlendirme araci olarak kabul edilen "Neurophone"u (elektronik telepati makinesi) kesfetmisti.

Flanagan son söylesisinde, HAARP'in sadece dünyanin en büyük ionosferik isiticisi degil, ayni zamanda tasavvur edilmis en büyük beyin yönlendirme cihazi oldugunu not etmektedir. HAARP kayitlarina göre, cihaza son sekli verildiginde (cihaz tüm bölgesel topluluklari etkilemeye yetecek düzey-de enerjiye sahip birçok dalga formu kullanir), VLF ve ELP dalgalarini gönderebilecek. Dr. R. 0. Becker 60'lann basinda ELF tasimak için DC akiminin üstüne sinyal ekleyerek ELP deneyleri yapti. Becker bu konsepti bir ELF kullanarak test etti, 1-10 Hertz (pulses per second) sinyal insanlar üzerinde, test subjeleri arasinda yükselen bilinç kaybi sonucu-nu verdi. Sonuçlar ELF'nin yani insanin beyin fonksiyonlarim en çok etkileyen frekanslarin, disardan çok derin sonuçlarla manipüle edilebilir oldugunu gösterdi.

1958'de Dr. Patrick Flanagan, 14 yasindayken nörofonu icat etti. Bu ona zamanimizin en parlak mucitlerinden biri unvanini kazandirdi. Nörofon cihazi, sesi (kelimeler ve müzik gibi) elektrik uyansina (impulse), hem de bunu vücut üzerindeki herhangi bir noktadan direk olarak kulak ve bütün duyma mekanizmasini büsbütün baypas edip beyne transfer ederek, dönüstürebilir. Arastirmacilar teknolojiyi tartisirken, alti yildan fazla bir süredir "Birlesik Devletler Patent Ofisi" cihaz için patent vermeyi reddetmektedir. Sonuçta hükümet nörofonun asla çalismayacagim açikladi ve patenti reddetti. Bundan sonra Flanagan ve avukati, çalisan cihazi inceleyicisine göstermek amaciyla alet modeliyle Washington DC'ye gittiler. inceleyici ikiliye sagir olan isçilerinden biri üzerinde kullanilip olumlu sonuç alindigi takdirde cihaz için patenti tekrar açacagini ifade etti. Alet denendi, sagir isçi gönderilen sesi duydu ve patent onaylandi.

Dr. Flanagan daha sonra Tafts Üniversitesi'ne çatismak üzere gitti. Burada nörofonun bir sonraki arastirma kademesini geçme amaciyla çalisti. Deniz Kuvvetleri için insan ile yunus ko-nusmasi üzerine çalismaya basladi. Bu arastirma 3 boyutlu (3-D) holografik ses sisteminin gelisme-sine olanak sagladi. Bu sistemin özü bir sesin uzayda herhangi bir yere yerlestirilmesi ve bir dinleyicinin bu sesi fark edebilmesine dayanir. ilave çalismalar dijital nörofonun gelismesine büyük olanak sagladi. Cihazin önemini kesfeden ABD Savunma îstihbarat Ajansi (DIA) acil olarak onu ulusal güvenlik maddesi olarak gizlilik altina akli.

Dr. Flanagan yeni çalismalar yapmaktan ve teknolojisi hakkinda konusmaktan 4 yil boyunca men edildi. Güvenlik gerekçesi sonunda kaldirildiktan ve ilk nörofonun icadindan 20 yil sonra Dr. FIanagan sinirli olarak Mark XI ve Thinkman Model 50 ürete-bilme asamasina geldi ve bunlar ögrenme aletleri olarak kullanildi çünkü ilkel örneklerdi. 0 yillardan itibaren Flanagan periyodik olarak yeni konsept üzerinde çalisti ve nörofonik teknoloji için gelismeler dizayn etti. Bu cihazin gelismis sekilleri, bilgisayar beyin etkilesimi cihazlari olarak kullanilabilir. Büyük miktarlarda düzgün olarak formatlanmis enformasyonun uzun dönem hafizaya transfer edilmesi fikri egitimde devrim niteliginde bir gelismedir. Nörofon simdiye kadar gelistirilmis en güçlü beyin yönlendirme aletlerinden biridir. Flanagan son yillarda, diger iletim modelleri üzerine vurgu ile, bu teknolojiler üzerine çalismaya devam etti. DIA'nin nörofona ilgisi vardi. Onu gelistirmek için çalismaya devam ettiler.

Patrick ve Crystel Flanagan HAARP projesinin, bu radyo transmiterinin veya ionosferik isiticinin, kablosuz bir nörofon olarak kullanilabilmesinin mümkün oldugunu söylüyorlar. Bu kullanimin hangi imkanlara sahip oldugu ise çok açik. "Real Time Brain Biofeedback" (Ayni Anda Beyin Destek Yankisi) beyin arastirmalarinda baska bir alan. Bu alan, düsünce kontrolünün elde edilmesinde yeni yaklasimlar sunuyor. interaktif beyin teknolojileri ile simdi beyin dalgalarini "gerçek zaman temelinde görmek mümkün, böylece bu aletleri kullanan bireyler bir kimse düsünürken beyin dalgalarinin grafiksel olarak neye benzedigini bilgisayar ekraninda görebilirler. Hükümetler bu teknolojilerle tehlike olarak gördükleri kalabaliklari kontrol altinda tutmak için ilgileniyorlar.

HAARP'in kontrat dokümanlarinda ve planlama kayitlarinda açiklanan olanaklarin, yazarlar tarafindan toplanan Hava Kuvvetleri materyallerinin teshiriyle birlikte dikkatlice yeniden gözden geçirilmesinden sonra, elektromanyetik dalgalarin düsünce kontrolü için sundugu imkanlar apaçik ortaya çikti.



HAARP iletim (transmiting) sistemi, dikkatsizce veya kasten zihinsel fonksiyonlari degistirmek için kullanilabilir. Dr. Delgado 1952'den beri insan beynini arastiriyor ve sonuçlarini yayimliyor. Çalismalari düsünce kontrolü üzerinde odakli. Onun ilk çalismalari bizim insan beynini anlamamiza öncülük etti. Çalismalarini 1969 yilinda yazdigi Physical Control of the Minâ: Toward a Psychocivilized Society (Düsüncenin Fi-ziksel Kontrolü: Psikomedeni Bir Toplum doilu a,dU Idtabuida. özetledi Bu erken çalisma temelde hayvanlarin arastirilmasiydi ve hayvanlarin beynine elektrod sokmayi içeriyordu. Subjesinin beyninde elektrik akimi imal ederek davranisi manipüle edebilecegini buldu.

Delgado, uykudan yüksek heyecanli bilinç durumlarina kadar bir dizi etki yaratabilecegini kesfetti. Daha sonraki çalismalari kablosuz olarak yapildi. Düsünce manipülasyonu etkisini belirli bir uzakliktan, herhangi bir fiziksel kontak veya manipüle edilen canli üzerinde araç olmadan aktivite etti. Delgado, frekansi veya kobay üzerindeki dalga formunu degistirerek, onlarin düsünmelerini ve duygusal durumlarini tamamen degistirebilecegini buldu. Ayni zamanda hükümet tarafindan kötüye kullanma olanaklari açilirken, Delgado'nun çalismalari diger pek çok arastirmaci için temel oldu. Delgado'nun arastirmasi 1969'da CIA/OR için-çalisan Dr. Gottlieb tarafindan, bu teknolojinin mümkün kullanimlarini ararken, yeniden degerlendirildi. O zamanlarda çalismanin hâlâ ham olmasiyla birilikte, CIA Delgado'nun görüsünü psikomedeni bir topluma izin verecek teknikler açisindan paylasiyordu.

Bu süre içinde Tulana Üniversitesi'nden bir nöroloji operatörü olan Dr. Heath bu ihtimali, beyinde elektriksel tahrik (ESB) çalismasiyla gerçege yakin hale getirdi. ESB insanda zevkli ve kor-kutucu halüsünasyonlar yaratabiliyordu.

CIA'nm düsünce kontrolüyle ilgilenmesi Kore Savasi ile baslamisti. CIA bu alanda çesitli fiyaskolarla sonuçlanan arastirmalara basladi. Bunlarin bazilari üstü örtülmüs skandallardir: Kanadali vatandaslarin izinleri olamadan zihinsel olarak manipüle edilmeye çalisilmalari, binlerce üniversite ögrencisi ve askeri personel üzerinde LSD denemeleri gibi. Delgado'nun kablosuz etkileri, CIA'nm agzini sulandiran bir düsünce oldu. Delgado hayvanlarin belirli bir elektromanyetik alanin içine konup sonra herhangi bir fiziksel kontak olmadan manipüle edilebilecegini kesfetti. Bu teknolojiler baska arastirmacilar tarafindan fark edildi ve çok hizli bir gelisme yasandi. HAARP program menajeri J. Heckscher, HAARP içinde kullanilan frekanslarini ve enerjilerin kontrol edilebilir oldugunu ve bazi uygulamalarda 1-20 Hertz dizisinde titrestirilecegini söylüyor.

Bu da HAARP'in düsünce kontrolü amaciyla kullanilabilecegini gösteriyor. HAARP sistemi çok büyük kontrol edilebilir bir elektromanyetik alan yaratiyor ki bu, Delgado'nun EMF'si ile karsilastirilabilir. Bir nokta disinda: HAARP sadece bir odayi doldurmuyor, potansiyel olarak büyük bir bölgeyi hatta bir yarimküreyi doldurmasi mümkün. Temelde HAARP transmiteri bu uygula-mada dünyaninkiyle (ki Dr Dolego'inin kablosuz deneylerinde ihtiyaç olunandan 50 kat daha fazladir) ayni düzeyde enerjiyi disariya yayiyor. Bunun anlami eger HAARP dogru frekansa getirilirse, sadece dogru dalga formlarini kullanarak, zihinsel ayirma, bir bölgenin tamaminda kasten veya radyo frekans iletiminin yan etkisi olarak olusturulabilir.



Sonuç :
Basta Dr. Nick Begich ve Jeane Man-ning'in arastirmalari olmak üzere tüm arastirmacilarin çalismalari, HAARP'm pek de masum bir girisim olmadiginin isaretlerini veriyorlar. Bu görüslere göre HAARP tamamlandigi zaman ABD'nin elindeki olanaklar sunlar: ·
-Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak,·
-Askeri ve güçlü bir silaha sahip olmak,·
-Genis kitlelerin düsüncelerinin ve ruhsal durumlarinin kontrol edilmesini saglamak,·
-Kendi komünikasyon sistemini gelistirip, istenilen ülkelerin sistemlerini çökertmek.

ABD'nin kirli sicili; bilimi, teknolojiyi ve bilim insanlarini nasil kullana geldigi düsünülürse ve ortaya konan deliller göz önünde tutulursa yapilmak istenenlerin bunlar olmadigini söylemek çok zor.

Diyorlar ki! Nereden biliyorsunuz? CERN'i! İstanbul'a saldıracağını… Bilimsel kanıtlarınız var mı?

Belki de! 'Mehdiyet' yakındır...


'Bir' uyanma! 'İstanbul' için...



Belki de! 'Mehdiyet' yakındır...Diyorlar ki! Nereden biliyorsunuz? CERN'i! İstanbul'a saldıracağını… Bilimsel kanıtlarınız var mı? Hangi bilimsel kanıtları istiyorsunuz? 'Kraliyet Bilimler Akademisi'nin kanıtlarını mı? Açıkladıkları her bilgi bugün oldukları yerin en az on yıl gerisinden gelen eski bilgilerdir! Siz! Uyuyor musunuz? Şeytandan! Onun şürekâsından! Kanıt mı bekliyorsunuz? 'Biz'ler... Şöyle 'oku'maya çalışırız olup biten her 'şey'i! Kadim kaynaklarımız üzerinden! Ve şirk-etleşmemiş tüm kalıcı bilgileri tarayarak! Hepsiyle birden! Ve onca birbiriyle ilgisizmiş gibi gözüken işaretlerle…  Olaylar! Yeni buluşlar! Savaşlar! Depremler! Ritüeller! Astroloji! Fizik! Simya! Ve uzay! Bunların içine gizledikleri sembollerin… Hermetik 'oku'malarını da yapmaya gayret ederek! Ve kalbin tüm halleri içinden inşaAllah… Bir sonuca varırız…

Şimdi! Tüm bu 'oku'maları yaptıktan sonra diyebiliriz ki! CERN! İstanbul'a saldırtacaktır! Açığa çıkan! Negatif-Ters Enerjiyi! Siz! İçerde-dışarıda yaşatılan 'kaos'un girdabından kurtulamazsanız… Ruhunuzun berraklığını bozarsanız… 'Bir' dua edecek gücünüz kalmayabilir… 'Kaos' çıkarmalarının da amacı budur! Sizleri! Güçsüz bırakmak… Manevi kalkanınızı iyice güçsüzleştirmek! Dua 'Bir'liğimizi bozmak…

Şehirler de! İnsanlar gibidirler… Manevi kalkanları vardır! Şu an! İstanbul'u! Bunca zamandır koruyan…  Koruyabilen… Manevi kalkanına bir saldırı vardır! İstanbul velileri! Sizlerden yardım beklemektedirler… Dua! İhlâslı 'Bir' Dua şarttır!

Ey müminler! İstanbul'un manevi enerjisini bloke etmek üzeredirler… Şeytan! Ve şürekâsı! Pozitif olun! 'Kaos'un girdabına düşmeyin… Ruhunuzu güçlendirin… Rabbinize sığının… Açık tutun 'dua' irtibatınızı… Secdelerde korunabilirsiniz ancak! Mümkünse! Seccadelerinizin üzerinde dua edin… Seccadeleriniz 'sentetik' olmasın… Öylesine şeytanidir ki bunlar! İnanın ki! İnanın ki ey müminler! Sizi! Her yerden kuşatmışlardır… Seccadelerinizin bile! 'Sentetik' olmasını… Önceden planlamışlardır… Alnınızın secdesini! Kalbinizin… Toprağa değmesini… Yapay olmayana… Hasır, yün, pamuk… Ne kadar doğal malzeme varsa! Engellemek istemişlerdir… Yapay olanlarla yer değiştirip! Her ayrıntı önemlidir şeytan için… Bunun için işte! Şeytan ayrıntıda gizlidir!

Seccadenin muhtevasında bile! Böyle yol almışlarken… Seccadelerin üzerindeki sembollerde durum daha da vahimdir! Sütunlar! Gözler! Davut yıldızı! Swastika! Hepsi şeytanidir! Bilin istedik! Manevi enerjinize sahip çıkmanız için…

İçinde olduğumuz zamanlar… Her 'şey'i önemli yapıyor! Tüm semboller! Fark edin! Şeytan sizinle eğleniyor! Sadece 'seccade' konusu böyle… Siz! Bu kapsayıcı bakış açınızla… Şu sıralar! Dünyadaki her olaya böyle bakmaya çalışın… Tevhid Aşkıyla! Hepsiyle birden tek 'bir' okuma… Akleden kalbinizle…

Ey insanlar! Şu zamanlar… Hayati önemdedir! Hepimiz için… İstanbul! 'Bir' Mehdiyet şehridir! Ve yakında! 'Bir' uyanma olacaktır inşaallah... Nasipse eğer… Bilin ki! Saldırı bunu önlemek içindir! Hazırlıklı olun… Elbette! Rabbimiz isterse… İstanbul'a! Yapılan tüm saldırılar… İstanbul'un manevi kalkanına çarpıp! O ters enerjili… 'Yapay Zekâ' sahiplerine geri dönecektir!

En doğrusunu… Rabbimiz bilir…

Dua buyurun lütfen…

Belki de! 'Mehdiyet' yakındır!


Hayati Sır

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=361685

ALINTI 

CERN! İstanbul tehlikede!

CERN! İstanbul tehlikede!


Dua zamanı...



CERN! İstanbul tehlikede!
Ülkenin geldiği yer… Tüm engellemelere rağmen… Şöyledir! Dünyayı yönetenlerin… Hepsinin… Türkiye şimdi ne yapacak diye! Korku içinde bekledikleri bir yerdir… Çünkü yüzlerce yıllık planlarını... Sadece! Türkiye'nin bozma ihtimali belirmiştir! Tapınakçıların…

İçerdekilerle! Dışarıdakiler! Tam da! Bu iş oldu derlerken… Cinler! Ülkeyi ele geçirmek üzereyken… Birdenbire! Tüm stratejileri bozuldu! Kraliçenin halifeleri kendilerini ele verdiler! Çok hızlandılar! Enerjileri önce kendilerini yaktı! Sınırı aştılar! Parladılar! Öfkelendiler! Çığlık attılar!

Kraliçe gördü ki! Artık onlarla olmaz... Yeni halifeler gerekli! Ve yeni halifeler bulundu! Şu an göreve hazırlar… Seçimi bekliyorlar!

Elbette ki! Kraliçenin karşısında olanlar da var! Mescid-i Aksa'nın muhafızları! İstanbul'da bekleyenler! Kim onlar?

Ey kalbin erenleri! 'Kara bilim'! CERN! Ve HAARP! Hepsi! Kabalist hahamlarca… İstanbul'a yönlendirilmektedir! Sed! Manevi sed! Zorlanmaktadır! Ve sizin dualarınıza ihtiyaç vardır! Seddin sağlamlaştırılması için! Zülkarneyn Seddi gibi! Demir! Ve Dua! Şarttır!

İstanbul'da her kim yaşıyorsa! Küfre düşmemişse! Dua zincirine katılmalıdır… CERN! Nepal gibi! İstanbul'un altını da hareketlendirecektir! 'Sed' şarttır! Dua birliği! Yecüc ve Mecüc için! 'Bir' engel! Şarttır!

O zaman! Gelmiş midir? Bu sorunun cevabını ancak… Rabbimiz bilebilir… Hiçbir insan gaybı bilemez… Sadece dikkat çekebilir... Uyarır! Tedbir alın diyebilir… Hepsi o kadar! Bunu da yaparken… Kadim kaynaklarımız üzerinden 'bir' okuma yapmalıdır… O 'oku'mayı da! Rabbimizin salih kulları yapmalıdır… Suretsiz olanlar… Bilinmeyenler… Kendilerini bile daha bilmeyenler… 'Sır' olanlar… Kalplerinde hayati 'bir' sır taşıyanlar… Kalbin erenleri! Ve İstanbul velileri!

Şimdi! Tekrarlayalım… Küfre bulaşmamış her kim varsa! İstanbul'da! Dua zincirimize katılmalıdır! 'Demir'! Yoksa! CERN! Nepal gibi İstanbul'un yer-altını hareketlendirebilir…

Geceler boyu! Belirli bir zamana kadar… Dua birliği içinde! Seccadelerimizin üzerinde… Duaya durmalıyız… 'Bir' dua! İstanbul için… 'Mehdiyet' şehri İstanbul!

Yoksa! Deccalı durduramayız… HAARP başlamıştır… Metafizik HAARP! CERN! İstanbul'u geçerse… Göklerin kapısına saldıracaktır! Kudüs! 'Muallâk Kayası'!

Bilin ki! Dünya zordadır… Yer-altı! Ve göklerin kapısı! CERN'in saldırıları altındadır… Şiva'dır! Yokoluş dansı!

Yazıların iç yolculuğu için! Farklı 'oku'malar gerekmektedir! Diğer yazılarımız... 'Oku'yun! Bulun okuyun… 'Oku'madan olmaz! Bilgi tamamlanmaz! Ümmî bilgi! Akleden kalbin 'oku'maları için…  Bu yazılanları…  Ön kabullerinizi unutarak… 'Oku'yun… Yoksa! Şiva! Yokoluş dansıyla… Tüm dünyayı! Kara deliğin içine sürükleyecek…

Şimdi! 'Bir' dua zinciri için… Secde zamanıdır! Gelin…

İstanbul için…

'Bir' Mehdiyet!

Ey müminler! 'Bir' ses verin… Aşka gelin…

Gizli halifeler harekete geçmeden…

Secde edin…

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=361497

Alıntı
Hayati Sır 

Matrix'i gerçekleştirecek teknoloji CERN'den çıkabilir!

Bu teknolojiye çok dikkat edin: GRID


Matrix'i gerçekleştirecek teknoloji CERN'den çıkabilir!



Bu teknolojiye çok dikkat edin: GRIDWilliam Henry adında bir adamdan bahsedeceğiz bugün. Kendisini araştırmacı mitolog, yazar ve öğretmen olarak tanımlıyor. Tıpkı Indiana Jones gibi... Neden kendisinden bahsetme gereği duyduk sorusunun cevabını anlayabilmek için, bu adamın düşüncelerine kısaca değinmek gerekiyor. Henry, günümüzde bilimin geldiği son noktanın, aslında binyıllar önce tüm insanlık tarafından bilindiğini, şu an tanık olduğumuz bilimsel gelişmelerin, aslında tarihsel dairenin tamamlanışı olduğunu söylüyor.



Bay William, birbirinden farklı gözüken çeşitli mitolojilerin, destanların ve efsanelerin, dünya üzerindeki tüm medeniyetlerin paylaştığı ortak bir sırrın, farklı dillerde anlatımı olduğunu savunuyor. O sır da şu: Samanyolu galaksisinin 'ışığından'gelen akıllı varlıklar dünyaya indi ve çeşitli yıldız kapıları oluşturdu (Kabalistlerin ışığıyla benzer mi?). İnsanlık bu kapıların sırrını çözebilsin diye arkalarında çeşitli ipuçları bıraktılar ve sonra dünyayı terk ettiler. İşleri güçleri yok, ışıktan gelen yabancı varlıklar neden insanların anlaması için yıldız geçitleri inşa eder ve sonra ortadan yok olur, buna Henry'nin açık bir cevabı yok. Ona göre bu kapıların sırlarını keşfetmek, insanlığı toplu olarak tekamül ettirecek. Yani daha üst bilinç seviyesine ulaşacağız (tanıdık geldi mi? Bkz: Anlamak için felsefe taşı lazım)
Bütün bu hikaye size bilimkurgu senaryosu gibi gelebilir. Hatta 1994 yapımı Stargate adlı filmden alıntı olduğunu bile düşünebilirsiniz. (Şu an yayınlanan ve o filmin hikayesinin üzerine kurulu Stargate-Atlantis adlı dizinin CERN ile olan ilişkisini ilerleyen günlerde inceleyeceğiz.)



Neden iyibilgi bu tür "deli-saçmaları" ile uğraşıyor diye sorabilirsiniz de...Sebebi şu: Henry, yukarıda özetlediğimiz görüşlerinden yola çıkarak, CERN'deki deneyler sonrasında kuramsal fizik alanında yaşanan ve yaşanacak olan gelişmelerin, insanlığın bilinicini açacağını, "yüksek boyutlarla" iletişime geçmemizi mümkün kılarak hepimizi birden tekamül ettireceğini düşünüyor. E ama biz bunu ilk defa duymadık, evanjelikler de, kabalistler de aynı beklenti içersindeler. William Henry'i diğerlerinden ayrı kılan ne?
1) CERN'i ve orada gerçekleştirilen deneyleri ilk elden (orayı ziyaret ederek, oradaki biliminsanları ile irtibata geçerek) takip ediyor. (CERN kampüsündeki Şiva heykeli bilgisi internete onun blogundan yayıldı)
2) ABD'de okült ve metafizikle ilgilenen çevrelerin önde gelen isimlerinden biri. Blogunu incelediğiniz zaman karşınıza Henry Lincoln (Da Vinci Şifresi'nden çok önce Hz. İsa ile ilgili iddiaları Kutsal Kan, Kutsal Kase adlı kitabında dile getiren yazar), Jordan Maxwell (İzlenme rekorları kıran Zeitgeist adlı belgeselin alt yapısını oluşturan kitapların yazarı) gibi isimlerle içli-dışlı olduğunu görüyorsunuz. Kendi imkanlarıyla yayınladığı birçok "eğitim kitabı" ve dvd'si mevcut. Müspet ilimler ile sipiritüel düşünce arasında kurduğu bağlar, pek çok kimse tarafından takip ediliyor, ciddiye alınıyor (Türkiye'de bu tür şeylerin duyulmaması, konuşulmaması ve ciddiye alınmaması onların başka yerlerde konuşulmadığı anlamına gelmiyor)
3) Ve gelelim en önemli sebebe: Bay Henry'nin bir radyo programında geleceğe dair çizdiği bir tablo var ki, şimdiye kadar iyibilgi'nin karşısında durduğu, eleştirdiği hemen hemen bütün değerleri bir araya getiriyor ve bunu insanlık için "iyi" bir gelecek olarak sunuyor.
Nedir o tablo?
Bay Henry'e göre insanoğlu, şu an CERN sayesinde bir teknolojik sıçrayış eşiğinde. Tek-boyutlu, organik, "offline" (bağlantısız) bir bünyeden, çok-boyutlu yarı-dijital "online" bir bünyeye dönüşmek üzereyiz. Nasıl antik ilim doğayı dört temel element üzerine oturtmuşsa (ateş, hava, su, toprak), modern teknoloji de dünyayı yeni dört temelin üzerine oturtmak üzere. Bu elementler: Gen, byte, nöron ve atom. Williams bunlarla insan doğasının nasıl değeşeceğini söylememiş ama biz daha önce söylenenlerden yola çıkarak, bir düşünce egzerzisi yapalım:
- Genetik bilim sayesinde insanın yapı taşları DNA ile oynanacak, tıpkı yediğimiz gıdalara yaptıkları gibi. Normalde vücudumuzla uyumsuz olan inorganik maddelere vücudumuz uyumlu hale getirilecek. Böylece biyonik uzuvlara veya organlara yer açılacak. (Yarı biyolojik / Yarı Dijital )
- Dijital dünyanın yapı taşları 0 ve 1 (byte=bit) ile insan beyninin yapı taşları, hücreleri nöronlar bir araya getirilecek (beyne takılan çipler, bilgisayar işlemcileri, hafızalar) İnsanlar beyinlerine takılmış bilgisayarlar sayesinde "düşünce gücüyle" iletişim kurabilecek, "online" hale geçecekler.
- Ya atom? Bu resimde atom nereye oturacak? Nanoteknoloji ile yakından alakası olduğunu tahmin edebiliriz. CERN'deki parçacık deneylerinden sonra ortaya çıkacak bulgularda daha fazlasını göreceğiz herhalde. Ama bir tahmin yaparsak, büyük ihtimalle tek-boyutluluk, çok-boyutluluk ile ilgili bir şey olacağını düşünebiliriz.
Dediğimiz gibi, bu yukarıdaki üç maddeyi William Henry'nin programında kullandığı insan geçişi tanımından yola çıkarak biz kurguladık. Yalnız o programda bir öngörü de bulunuyor ki, onu yazmazsak, bu tabloyu abartmışız gibi gözükebilir. Oysa Bay Henry'nin dile getirdiği bir öngörüsü var ki, onu okuyunca bize hak vereceğinizi düşünüyoruz.
Bildiğiniz üzere, bugün kullandığımız internet, CERN'de oluşturuldu. Teknik altyapısı, CERN laboratuvarlarında geliştirildi. Bay Henry' göre bugün, CERN'de yeni bir "internet doğmak" üzere. "Grid" olarak adlandırılan bu sistem, LHC deneyinde ortaya çıkan muazzam büyüklükteki verileri analiz edebilmek için geliştirildi, keza klasik bilgisayar sistemleri bu işin altından kalkabilecek düzeyde değildi. Özel üretim binlerce bilgisayarın fiberobtik bağlantı ile birlikte çalıştığı bu sistem, internetin geleceği. William Henry aynen şöyle diyor: "Internet bir bisikletse, Grid Harley Davidson'dur". Bu analojiden sadece şu anlamı çıkarmak yanlış olur: Grid çok daha hızlı bir internet. Hayır. William Henry, Grid'in çok gelişmiş bir yapaya zekanın temelini oluşturacağını, bu yapay zeka sayesinde, beynimize takacağımız çipler arasında iletişimin mümkün kılınabileceğini öngörüyor. Grid ile ilgili bu bilgilere, bu öngörüye nasıl eriştiğini bilemiyoruz. Tamamen spekülatif de olabilir, William'ın CERN'deki bağlantılarından edindiği bilgilere de dayanıyor olabilir. Önemli olan, yukarıda çizdiğimiz tablonun kendi içersinde ne kadar uyumlu ve tutarlı olduğu. Biz bu korkunç tabloyu ilk kez William Henry'den duymadık. Ama CERN ile alakasını ilk kez ondan duyduk. Anlaşılan o ki, sadece LHC ile yapılan deneyler değil, o deneyleri anlayabilmek için geliştirilen teknolojiler de bazılarının ağzını sulandırmış durumda...
www.iyibilgi.com özel

alıntı

CERN, Kabala ve 248

CERN, Kabala ve 248


Matematiğin en güzel şekli, CERN'deki deneyde ortaya çıkar mı? Çıkarsa buna matematikçiler mi sevinir sadece? Yoksa 248'i özlemle bekleyen başka birileri mi var? iyibilgi özel



CERN, Kabala ve 248248 sayısının sizin için bir özelliği var mı?
Antony Garrett Lisi adındaki kuramsal fizik uzmanı için çok büyük bir anlamı var. "Herşeyin fevkalade basit bir teorisi" adlı makalesi ile mikro ve makro fizik teorilerini bir araya getirerek, bilim insanlarının yıllardır hayalini kurduğu, herşeyi tek bir formül ile açıklayacak teoriyi bulmaya çok yaklaşmıştı. Dahi çocuk olarak lanse edilmişti, 2008'in Mart ayında Scientific American dergisinde makalesi yayınlandığında. Tüm bilim dallarında etkisini gösterecek, Einstein'in rölativitesi ile kuantum fiziğini aynı sepete koyacak, mucize teori olacaktı. Lisi mucize teorisini, matematik konusunda doktora yapmadıysanız, detaylarını pek de kolay anlayamayacağınız Lie Cebiri adında bir matematik dalı üzerine temellendirmişti. Kısaca E8 Lie Grubu olarak bilinen bir cebir modeli üzerine kurulu. Bu grupla ilişkili olarak bizi ilgilendiren kısım ise kimi matematikçi tarafından, matematiğin en güzel şekli olarak adlandırılan 248 boyutlu şekil. Aşşağıdaki resim, E8 kök sisteminin 2 boyut üzerinde temsili.


Bu da CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısından bir kesit.


Daha sonra Jacques Distler ve Skip Garibaldi adlı iki uzman, Lisi'nin teorisinin "ne yazık ki" doğru olmadığını, yazdıkları bir makaleyle, bilim dünyasına gösterdiler. Fakat Lisi'nin attığı taş, hala dalgalanmaya sebep oluyor. Daha doğrusu onun attığı taşı kullanan birileri. Kısaca iki ayrı grup var. Birincisi Lie Grubu Atlası ve Temsili adlı 20 kişilik bilim insanı topluluğu. Konu üzerinde en detaylı çalışmaları yapan uzmanların yayınladığı makaleler ve çalışmalar, CERN'deki bilim topluluğu tarafından takip ediliyor ve kimi çalışmalarda kullanılıyor. Hatta kimi uzmanlara göre E8 grup cebiri, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda gerçekleştirilen deneyin temeli sayılıyor.(Ancak tüm bilim insanları aynı görüşte değil, bunu da belirtelim) Son safhada Atlas grubundaki uzmanlar için CERN'deki deney bu sebeple gayet önemli, keza onların ilgilendikleri matematik, CERN'deki bilim insanlarınca da kullanılıyor. Ve LHC deneyinde o matematikten yararlanılırsa, hem kendilerinin hem de E8 cebirinin prestiji artacak.
Bir başka grup daha var ki, onların matematiğin bu dalı ve 248 sayısı ile ilgilenmelerinin bilim dışı bir sebebi var. 248 sayısı Yahudiler'in kutsal kitabı Torah'daki mitzvot aseh ("pozitif emirler") denk geliyor. Torah'ın mistik yorumu olan Zohar kitabına göre 248 sasyısı,  insan vücudundaki parça sayısını temsil ediyor.Ve Kabala ile ilgilenen bir takım Musevi "mistiği", E8 grubundaki 248 boyut / parçacık ile yüzyıllardır inceledikleri Kabala mistisizminin kesiştiğini düşünüyorlar. Örneğin Torah'da, kabalistlerin en çok önem atfettikleri isim Hz. İbrahim, kabala numerolojisine göre 248'e denk geliyor. Kabala içersinde daha buna benzer o kadar çok hesapta 248 sayısı geçiyor ki, hepsini burada tek tek anlatmaya kalkarsak, günlerce yazmamız gerekebilir.
Kısaca şunu bilmek yeterli olacaktır: CERN'deki deneyi takip eden matematikçiler, 248 boyutlu E8 grubundan ne kadar faydalanıyor bilinmez. Ama onların arkasında, deneyin sonuçlarından 248 elementi çıkartmak için bekleyen onlarca Kabalacı olduğu kesin.

www.iyibilgi.com özel

ALINTI

CERN, Kabalist bir proje mi?

CERN, Kabalist bir proje mi?


Bilimin 'Yeni Boyutu', Kabalistlerin 'Üst Dünyası' mı?



"Günümüzün önde gelen kabalistlerinden" Dr. Rav Michael Laitman'ı iyibilgi okuyucuları gayet yakından tanıyor. Kabalanın öğretilmesine ve yaygınlaşmasına kendini adamış Dr. Laitman, Bnei Baruch Kabbalah Eğitim & Araştırma Enstitüsü'nün kurucusu ve başkanı. Aynı zamanda felsefe konusunda doktorası, biyosibernetik dalında da yüksek lisansı var. Kendileri geçen sene Antalya'nın ev sahipliği yaptığı, 1’inci Avrasya Kabala Kongresi'nin önde gelen davetlilerindendi. Yaptığı bir açıklama ile bütün semavi dinlerin kökenine kabalayı yerleştirmeye kalkmıştı. (Hafıza tazelemek isteyenler için iki adet iyibilgi özel makalemiz var: Bu kabala hangi kabala? Ne istedikleri artık sır değil!)
Kabalacı Dr. Laitman bir kez daha karşımızda. Nasıl mı? İşte o hikaye:
Konumuz İnsanlık tarihinin en önemli deneylerinden biri sayılan, CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'ndaki deney. Evrenin sırrını ifşa etmek amacıyla yola çıkan CERN'deki bilimadamları, 2008'de başlayan deneyin devamını 30 Mart 2010'da, çizilen korku senaryolarını atlatarak, başarıyla gerçekleştirdi. Son deneyi yorumlayan, projede görevli Türk biliminsanı Dr. Bilge Demirköz deneyin yolaçabileceği sonuçları şöyle yorumlamıştı:
"Daha yüksek boyutlarda yaşıyor olabiliriz. Fakat farkında olmayabiliriz. Görmediğimiz boyutlar olabilir. Bu da evrenin sırrı olabilir... Bu boyutları şu anki doğada değil ama yüksek enerjilerde görme ihtimalimiz artıyor. Mesela burada bulmaya çalıştığımız olaylardan bir tanesi ekstra boyutların izini bulabilmek. Tüm maddeye kütlesini verdiğini düşündüğümüz 'Higgs' parçacığını bulmaya çalışıyoruz. Bunun olduğunu tahmin ediyoruz ve varsa bulmak istiyoruz." (Yeni boyutlar açılabilir)
Böylesine önemli sonuçlar doğurabilecek bu deney ve CERN bütün dünyanın gündemindeyken, biz de iyibilgi olarak konuya dikkat çekmek amacıyla bir araştırmaya girdik. Tesadüfe bakın ki, yerin kilometrelerce altından bakın kimler ve neler çıktı? Birazdan, Dr. Laitman'ın bu projeye 'dolaylı ve dolaysız yollardan' nasıl dahil olduğunu okuyacaksınız. Biz nasıl haberdar olduk, diye soruyorsanız, cevabı çok basit. Laitman'ın kendi sitesinden. Ve açıklamaların hepsi, deneyin ilk bölümün gerçekleştiği 2008 senesine ait.
Öncelikle, CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda gerçekleştirilen parçaçık deneyi için Laitman gibi bir Kabalacı neden yorum yapar? Bir tarafta bilim, öbür tarafta bir "mistik"...İkisi bir araya nasıl gelirin cevabını merak ettik. Ve gördük ki, Dr. Laitman bu deneye iki yoldan dahil oluyor. Biri uzun zamandır öğrencim dediği, projede yer alan doktor ünvanlı bir şahıs yoluyla. Diğeri de kendi sitesinde, kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarla. Genelde bu sorular, deney öncesi üretilen felaket senaryoları üzerine kurgulanmış. Laitman da kimi zaman eski öğrencisi ile sohbet ederek, kimi zaman da soruları cevaplandırarak, CERN'deki deney ve Kabala hakkında detaylı bilgiler veriyor.
Başlangıç olarak şu soruyu ele alalım: Bu deney yüzünden oluşması muhtemel kara delikler, dünyanın sonunu getirir mi sorusuna şöyle bir yorum getiriyor, Sayın Laitman:
"İnsan kısıtlı algılara sahiptir, bu yüzden isteklerinin ve düşüncelerinin kaynağı olarak kendini görür, fiziksel hareketle şeyleri değiştirebileceğini sanır. Oysa gerçekte bu sadece yukarıdan, Yaratıcı (Çevreleyen Işığın - Ohr Makif) yoluyla gerçekleşebilir. O yüzden sakin olmanızı tavsiye ederim, keza bilim insanları kukla gibidir, bütün hareketleri Yaratıcı tarafından yönlendirilir." (http://www.laitman.com/2008/07/is-a-gigantic-underground-particle-accelerator-a-cause-for-worry/)
Konusunda uzman bilimadamlarının bile korku senaryoları ürettikleri bu deneye, Laitman'ın yaklaşımı ne kadar sakin, değil mi? Ortalıkta kara-delik senaryolarının gezdiği bir dönemde, Laitman bilim insanlarını 'onlar zaten Ohr Makif'in kuklaları' diye nitelendiriyor. Kim bu Ohr Makif denilen yaratıcı? Laitman'ın felaket senaryolarına karşı "güvencesi" ve bilgisi neye dayanıyor?



Yukarıdakine benzer, kendine yöneltilen soruları sitesinde cevaplandırmasının dışında, CERN ve Laitman arasındaki ilişki daha dolaysız ve kişisel boyutlara varabiliyor. Örneğin "Fiziğin kaderi, Büyük Hadron Çarpıştırıcısına bağlı" başlıklı yazısında şöyle denmiş:
" İsviçre'deki küresel fizik deneyinin katılımcılarından biri olan eski öğrencim Dr. Valdas Rapsevichus ile LHC üzerine sohbet ettik. Özetle, fizik yeni veriler aldıkça gelişir. Yüksek enerji fiziği dalında, 30 yıla yakın bir zamandır ciddi anlamda yeni veriler alınmamıştı. Eğer bu LHC sayesinde yeni keşifler olursa, örneğin Higgs Boson parçacığı, süper-simetri vs...- işte o zaman fizik bir bilim olarak ilerleyebilir, ve bunun için ödenek alabilir.Eğer hiçbir keşif yapılmazsa, o zaman finansman duracak ve fiziğin bilim olarak sonu olacaktır." (30 Ekim 2008'deki konuşması)
Çok ilginç, değil mi?
1) Deneyde çalışan bir bilim adamı (Dr. Valdas Rapsevichus), Kabalacı Laitman'ın uzun süredir öğrencisiymiş. Hem bir bilim adamı hem de Kabala öğrencisi...
2) Yeni keşifler olmazsa, finansman da bitecek ve fiziğin sonu gelecekmiş bir bilim dalı olarak. Kim finansman sağlayacak peki bu deneylere? CERN'e yatırılan milyarlarca avronun sahibi gerçekten hükümetler mi? Yoksa Laitman'ın bildiği, bizim bilmediğimiz bir finansör mü söz konusu?
Biz de sayın Laitman'a soruyoruz: Diyelim ki, petabytelarca verinin analiz edilmesinden sonra, bekleneni veremedi bu deney. O zaman fizik bir bilim olarak bitmiş sayılacaksa, yerine  yeni bir şey gelecek mi? Mesela Kabala?
Laitman bu soruyu aslında cevaplamış. Hem de aylar önce!
Kendisine yöneltilen "Teklik maddesi ve Yüksek Işık (Partzufim ve Sefirot) bilimsel olarak kanıtlanırsa, o zaman Kabala öğretisi dünyayı ele geçirir! Ama öteki taraftan fizik, kabalanın bir parçası değilse, bu asla mümkün olmayacak. Bu yüzden kabalanın savunduğu şeyler gerçek dünyada mümkün olamaz" şeklinde bir 'eleştiriye' şu şekilde cevap vermiş:
"Yüksek ışık" (Sefirot) insan tarafından kendi içinde üretilmediği sürece varolmaz. Ayrıca insanlar bu ışığı yaratmak için gerekli olan algılardan yoksundurlar. O ışığı üretebilmek için algıları genişletmek gerekir. Kabbalah bu algıların geliştirilmesi için bir metodtur. Maddi olarak nitelendirdiğimiz dünyayı doğuştan edindiğimiz algılar sonucu vardır. Yüksek dünya ise Kabbalah sayesinde geliştirdiğimiz ruhani algılarımızla duyumsayabiliriz. Bu manevi algılarımızla hissetiğiz şey de 'ışıktır'.
Kabbalah'ın bilimi, dünyamızın bilimini asla yenmeyecek, çünkü biz her ikisini birbirinden tamamen farklı iki dünya olarak algılıyoruz: maddi ve manevi."
(Bundan sonrasına çok dikkat! Bir önceki paragrafta Laitman'ın şu varsayımını göz önünde bulundurmanızı rica ediyoruz: "Eğer bu deney sonucu yeni bir keşif olmazsa, fizik bir bilim olarak sona erer...")
Laitman devam ediyor:
"Peki nasıl olacak? İnsanlar gayet basit bir şekilde kavrayacaklar ki, doğal algılarıyla edindikleri hisler, kendilerini tatmin etmeyecek, ve amacı bu algılarımız gelştirmek olan müspet bilimlerin ne kadar beyhude olduğu anlaşılacak. Bunu anladıklarında, kendi algılarını ve müspet ilimleri reddecekler, yüzlerini Kabbalah'a dönecekler." (19 Haziran 2008'deki konuşması)
Kısaca toparlayalım. Bir Kabala uzmanı olan Prof. Laitman'ın uzun süreli öğrencilerinden biri, CERN'deki LHC deneyinde görev alıyor. Onunla yaptıkları bir programda, bu deney, fiziğin kaderini belirleyecek manasına gelen sözler ediliyor. Ve şöyle bir fikir ortaya atılıyor: Eğer keşif sağlanırsa, finansman gelir, fizik bir bilim dalı olarak devam eder. Yok eğer keşif sağlanmazsa, fizik bilimsel bir disiplin olarak sona erer. Laitman, bu sözlerinden tam 4 ay önce ise, müspet ilimlerin insanları tatmin etmeyeceğini ve herkesin kabalaya döneceğini 'öngörüyor'.
Şimdi sıra iyibilgi sorularında:
1- Laitman'ın, benim uzun süreli öğrencim dediği Dr. Rapsevichus dışında daha kaç tane kabalist, bu deneyde görev alıyor?
2- Madem Kabala, beyhude olarak nitelendirdiği müspet ilimlerden daha iyi, neden Laitman'ın öğrencisi(leri?) bu projede yer alıyor? Madem bütün insanlık müspet ilimi bırakacak, kabalistler neden bu projeyle ilgileniyorlar?
3- O kadar para harcanan bu proje ve deneyden hiçbir sonuç alınamazsa, yetkililer halka nasıl hesap verecek? Sonuçta bu para, katılımcı 20 ülkenin vatandaşlarının ödediği vergilere ait. Acaba birileri, bütün bu deney ile birlikte insanların müspet bilimlere olan güvenini mi sarsmayı hedefliyor?
Asıl tehlikeli soru şu: Kabala ne? Masum bir mistik akım mı? Yoksa işin içinde simya ve kara büyünün olduğu ezoterik bir öğreti mi? Kabala'nın Ohr Makif diye nitelendirdiği ve ışıkla bağdaştırdığı 'yaratıcısı' kim? Kabalistler, yerin altında ne arıyor?
www.iyibilgi.com özel

alıntı

CERN'de esrarengiz yokoluş dansı

CERN'de esrarengiz yokoluş dansı


Bu heykeli deneyin tepesine neden diktiler? iyibilgi özel



CERN'de esrarengiz yokoluş dansıCERN'in sırları dizisinde ikinci bölüm
Aşşağıdaki resim Fransa-İsviçre sınırında bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)'in kampüsünde çekildi. Hani şu yerin altındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda  "Büyük Patlama"yı taklit etmeye çalışan, "Tanrı parçacığı" olarak da bilinen Higgs Boson parçacığının varlığını araştıran deneyin yapıldığı yer.

Resimde gördüğünüz heykel, bir tanrıya ait:
Hindu tanrısı Şiva'ya...
"Neden nükleer araştırma merkezinde bir Hindu tanrısının heykeli var?"
CERN'de bir tanrı heykelinin, Şiva heykelinin, ne işi var sorusunu anlamak için, Hinduizm'de Şiva neyi temsil eder ona bakmak gerekiyor.
Hinduizm çok-tanrılı dinler içersinde, öğrenilmesi en zor olanlardan. Binlerce tanrının bulunduğu, bir o kadar mezhebin boy gösterdiği bu din hakkında, makalenin konusundan sapmaması için şunu bilmemiz yeterli olacaktır: Şiva, Hinduizm'in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Milyonlarca insan tarafından en büyük tanrı olarak kabul ediliyor. Neyi temsil ediyor diye sorarsanız, en basit şekliyle "yokoluş/varoluş çemberini" diyebiliriz.
Ama temsil ettiği kavramdan öte, daha önemli bir şey var ki, o da heykelin içinde bulunduğu durum.

Dikkat ederseniz, Şiva bu heykelde bir çemberin içinde bulunuyor. Elinde alev topu tutarken, bacaklarının pozisyonundan dans ettiğini görebiliyoruz. Heykelin pozisyonuyla ilgilenmemizin sebebi, bu imajın Hinduizm'de temsil ettiği anlamı kavrayabilmek. Tanrı Şiva'nın dans eden figürü, Hinduizm'de 'Nataraja' (Dans tanrısı) adıyla biliniyor. Ve Nataraja'nın iki türlü dansı var. Biri maskulin, öbürü feminen. Maskulin dansın adı Tandava olarak biliniyor, yokoluşu sembolize ediyor. Feminen dansın adı ise Lasya, o da varetmeyi sembolize ediyor. Yokoluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, çemberin içinde. Bilin bakalım, kampüsteki Şiva hangi dansı yapıyor?
 
Kampüsteki dans Tandava...Yani yokoluş.
Kafalar karışmadıysa, bu iki resme bir bakın. Üstteki, LHC olarak bilinin Büyük Hadron Çarpıştırıcısının parçası.

Hayalgücümüzü zorlayalım biraz. Ve...



Unutmadan: Aşşağıdaki resimler de CERN'in kampüsünden. Çeşitli alfabelerde yazıtlar. Çince, Sanskritçe ve Latince belli oluyor da diğerleri nece? Daha da önemlisi orada ne yazıyor? Aynı şeyin farklı alfabelerde temsili mi? Alttaki mavi ışıklar lazer mi? Güvenlik için mi? Yoksa basit ışıklandırma mı? Vs. vs...






Şimdi iyibilgi soruyor:CERN'deki Hindu tanrısı Şiva'nın yokoluş dansı, bir mesaj mı? Tüm dünyayı ilgilendiren bu kadar büyük bir deneyin yapıldığı yere, kim neden bu tür sembolleri yerleştiriyor? Neden "bilimsel bir deney", bu kadar çok dini motifi (tanrı parçacığı, yok oluşu sembolize eden tanrı figürleri) içersinde barındırır? Geçen yazımızda yerin altındaki Kabalistler'i gördük. Şimdi de yerin üstünde hindu tanrısı. Kimbilir daha karşımıza neler çıkacak...
Editör'ün notu: İnternette Fritjof Capra isimli bir fizik uzmanının (Fiziğin Tao'su isimli kitabın yazarı) sitesinde, bu heykelin 18 Haziran 2004 senesinde, Hindistan hükümeti tarafından hediye edildiği iddia edilmiş.Siteye buradan ulaşabilirsiniz.http://www.fritjofcapra.net/shiva.html
www.iyibilgi.com özel

ALINTI

Şimdi de 'boynuzları' çıktı!

Şimdi de 'boynuzları' çıktı!


iyibilgi 11. boyuttan bildiriyor! iyibilgi özel



Şimdi de 'boynuzları' çıktı!CERN'in sırları dizisinde beşinci bölüm
CERN'in sırları dizimizde, gene ilginç bir sembolle karşı karşıyayız. Hatırlarsanız daha önceki bir yazımızda (CERN'de esrarengiz yokoluş dansı), deneyin yapıldığı kampüste bulunan Hint tanrısı Şiva'nın 2 metrelik heykelini incelemiş, bilimsel bir deney ile sembolik ilişkisini sorgulamıştık.
Karşımızda tekrar bir "tanrı" var. Bu sefer ki bir Kelt tanrısı.
Cernnunos (Cern), Kelt tanrılarından. Kelime anlamı "Boynuzlu Tanrı". Kimi kalıntılarda boynuzlu hayvanlarla temsil edilmiş (O hayvanlardan biri de boynuzlu yılan!). Kelt panteonunda üretkenliği ve doğurganlığı temsil ediyor.
Cern, aynı zamanda "Yeraltı Dünyası"nın tanrısı.
Boynuzlu tanrı, tıpkı CERN'in yerüstündeki kampüsünde bulunan Şiva heykeli gibi, hem varolmayı (üremeyi, üretmeyi) hem de yok olmayı (ölümü) temsil ediyor.
Şimdi gelelim, isim benzerliği dışında, daha "sembolik" bir benzerliğe. Bu resimde gördüğünüz, Cern'in Hz. İsa'nın doğumundan yüzlerce sene önce dikildiği varsayılan bir sütun üzerindeki resmi. Kırmızı ile halka içine alınmış boynuzların şekline dikkat.


(Musée National du Moyen Age, Paris)


Bir de CERN'in logosuna bakalım:


CERN'in logoundaki halkalar ve ucundaki çıkıntılar, kimilerince Hristiyanlığın şeytan ile bütünleştirdiği '666' sayısına benzetilirken, başkaları tarafından Kelt tanrısının boynuzlarına benzetilmiş. Basit bir tesadüf mü yoksa 'esinlenme' mi ,onu biz bilemeyiz ama şurası bir gerçek: CERN'in ismini aldığı tanrı gibi, başka dünyalar ile olan bağlantısı üzerinde her geçen gün daha fazla "bilgi" dikkat çekiyor. Son olarak, 9 Nisan tarihinde dünyaca ünlü Kuramsal Fizik Profesör'ü Michio Kaku'nun bir yazısı yayınlandı.


Yazının başlığı bile son derece "provokatif": "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, Tanrı'nın beynini okumamıza müsade edebilir!"
Yazının anafikri şu: CERN'de yapılan deneyler sayesinde Sicim Kuramı'nın aradığı süper parçacıkları (Higgs-Boson nam-ı diğer "Tanrı parçacığı" bunlardan biri) bulunabilir, bunlardan yola çıkarak doğadaki 4 temel çekim kuvvetinin tek bir kaynağı olduğu kanıtlanabilirse, işte o zaman tek kuvvetin gözlemlenebildiği boyuttan, yani hiperuzay adı verilen 11. boyuttan sinyal alabiliriz.
Önemli Hatırlatma: Bu bir bilimkurgu senaryosu değil! Dünyaca meşhur bir Fizik profesörünün CERN'deki deney ile ilgili son yazısı (http://bigthink.com/ideas/19542)
Ünlü profesör, bu 11. boyuttan sinyal alabilmeyi, tırnak işareti içersinde tanrının aklını okumak olarak nitelendirmiş, yazısının sonunda. Belli ki bir metafor.
Ancak semboller ve kullanılan metaforlar bir araya gelince, ister istemez merak ediyor insan.
CERN'in "boynuzları" bugün kimler tarafından, ne için kullanılıyor? Önce Şiva heykeli, ardından Cernunnos'un boynuzları. Ve "tanrının beynini okumaya çalışan" bilim insanları. Şimdiye kadar karşımıza çıkan semboller ve anahtar kelimeler:
- Pagan tanrıları ve tanrı kelimesi ("Tanrı parçacağı", Şiva, Cern)
- Boyutlar (E8 LIE cebirinin 248 boyutlu mükemmel şekli, Divac'ın Antievren'i, Kaku'nun tüm kuvvetlerin bir olduğu 11. boyutu)
- Yer altı (CERN'deki deneylerin yapıldı Hadron çarpıştırıcısının bulunduğu mevkii, Şiva ve Cern tanrılarının "yer altı" tanrıları oluşu)
CERN ile ilgili olarak durmadan karşımıza çıkan bu semboller, tesadüf eseri mi orada? Algıda seçicilik mi? Yoksa ...
iyibilgi, merak etmeye ve sormaya devam ediyor.
www.iyibilgi.com özel

ALINTI

Hoşgeldin CERN cini!


Hoşgeldin CERN cini!


Antievren arayışının ardında ne yatıyor? Yoksa...



Hoşgeldin CERN cini!
Paul Dirac (1902-1984), bilim tarihine damgasını vurmuş en önemli matematikçilerden birisidir. Kuvantum mekaniğine bugünkü halini veren, bu alanda birbirinden ayrı, birleştirilemez gibi görünen teorileri bir araya toplamış isimdir. Konumuz açısından bizi ilgilendiren düşüncesi ise anti-parça ve anti-madde teorisidir. Daha sonra kendi adıyla bilinecek olan Dirac Denklemi'ni adım adım oluştururken karşısına çıkan bir problemden dolayı, atomun üç ana parçasından biri olan eksi yüklü elektronun mutlaka bir "antisi" olması gerektiği (proton artı yüklü ama zıttı değil) fikrini ortaya atar. Buna anti-elektron manasında "pozitron" denir. Tabii elektronun antisi oluyorsa, neden proton'un, neden nötron'un antisi olmasın? Onların da olması gerektiğini düşünerek bu anti-parçacıklardan, anti-madde fikrine ulaşır, Divac.
Anti-madde, Da Vinci Şifresi'nin yazarı Dan Brown'un bir diğer ses getiren kitabı, Melekler ve Şeytanlar'da geçer. Kitabı henüz okumamış olanların keyfini kaçırmamak için çok derine inmeden, şu kadarını söylesek yeter: Kitab'ın başlangıcında Antimadde ve CERN (Meşhur Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın bulunduğu) arasındaki ilişkiden bahsediliyor ve daha sonra hikayeye Illuminati karışıyor. (Melekler - Şeytanlar / Madde - antimadde) CERN'de antimadde deneylerinin yapıldığı ve çok çok çok küçük miktarlarda elde edildiği biliniyor. CERN'deki Atlas deneyi bunun üzerineydi.
İşte Divac'ın ortaya attığı ve gerçek olduğu kanıtlanan bu antimadde fikri, gene Divac tarafından bir adım daha ileri götürülüyor ve ortaya antimaddelerden yapılmış bir evren fikri çıkıyor.
Bazı kuramcılar madde ve antimadde arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor. Madde aslında enerjidir (Einstein'ın E=mc^2 denkeleminden). Enerjiden madde yapabilmeyi, bir hamur oyununa benzetin. Nasıl küçükken oyun hamurlarından kalıplar vasıtasıyla çeşitli şekiller çıkarılıyorsa, işte bu evrenin de madde halinin ortaya çıkartılmasında enerji hamur vazifesi (yani hammadde) görüyor. Peki ana hamurdan çıkardığımız kalıpın yerinde ne oluyor? Boşluk. İşte o da antimadde. Buna göre de aslında antievren bizim göremediğimiz bir şey. İşte CERN'deki deneylerinde aslında bu antievrenin bulunması ("evrenin sırrı" diye yapılan açıklamalar) olarak görüyor, aynı kuramcılar.
İşte işin dini boyutu da burada giriyor.
Kur'an-ı Kerim'in Zariyat Suresinin 49. ayetine göre: "Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız."
Internette dolaşan çeşitli iddialara göre, CERN'in antimadde arayışının ardında, aslında Cinler alemine erişme "hırsı" yatıyor. (Yeni Şafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül'de CERN ile ilgili bir yazısında bu olasılığı dile getirmişti)
Bir an için bu fikrin gerçek olduğunu düşünelim.
CERN'deki bilim insanları, neden antievrene (ya da cinler alemine) erişmek istesin?

ALINTI

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=160815


/*-----3 sütun değil 4 sütun istiyorum diyenlere-----*/

"HAARP" Cehennem Silahı..!!

"HAARP" Cehennem Silahı..!!


Bir Zamanlar 'Komplo Teorisi' Diyorlardı;

İnsanların en önemli organı olan beyinin kontrolü evrensel olarak en büyük ve en yeni silah ....KARA BiLiM HAARP VE TESLA HAARP'in gerçek amaçlari söyle özetlenebilir: Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak, genis kitlelerin düsüncelerini ve ruhsal durumlarini kontrol edebilmek, istenilen ülkelerin iletisim sistemlerini çökertmek.

Bu teknoloji tek beyni kontrol ile kalmyıp aynı zamanda depremde yapabiliyor.....

Temel prensipleri, Tesla'nin 100 yil önce gelistirdigi fikirlere dayaniyor, ikinci Dünya Savasi'ndan sonra, bugünlere kadar gelen süre içerisinde, çesitli çevrelerde en çok tartisilan konulardan biri "kara bilim" oldu. "Kara bilim" basta ABD olmak üzere büyük devletlerin, dünyayi kendi hegemonyalari altinda tutabilmek için yaptiklari bilimsel-teknik arastirmalara ve üzerinde çalistiklari çesitli projelerin toplamina verilen ad. Bu projeler büyük ölçekli ve büyük bütçelerle yürütülen, gizli veya yan gizli projelerdir. Saldin/savunma silahlari üretimi, gözetim sistemleri ve düsünce kontrolü üzerine yapilan çalismalar, dogayi manipüle etme amaçli arastirmalar, bu projelerin içerigini olusturur. Söz konusu projeler gizli oldugu için, ortalikta pek çok rivayet dolasmaktadir ve elimizde bu projeler hakkinda çok da fazla bilgi yoktur. Buna karsin, bu projeler içinde çalisan bazi insanlarini çalismalarini desifre etmesi, insanlik disi bir bilimi kabul etmeyen arastirmacilarin ve bilim insanlarinin çabalari, devletler arasindaki çelismeler ve nihayet bu projelerin bazilarinin gizli kalamayip ister istemez su yüzüne çikmasi sonucu, söz konusu projeler hakkinda az da olsa bilgi sahibiyiz.

Bu projelerin ilki, 2. Dünya Savasi sirasinda gerçeklestirilen Manhattan Projesi'ydi. 1941 yilinda çalismalarina baslanan Manhattan Projesi'nin konusu atom bombasinin üretimiydi. Bu projenin gerçekligi Hirosima ve Nagazaki'de aci bir biçimde kanitlandi.

Gerçek oldugu en son kanitlanan girisim ise ECHELON Projesi oldu. 2. Dünya Savasi'ndan sonra ABD önderliginde, ingiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada arasinda yapilan Ukusa Antlasmasi'nin uygulamalarinin 1980'lere yansimasi olan ECHELON sistemiyle; tüm e-postalar, "chat" tipin-de iletisim biçimleri, faks, teleks, telefon haberlesmeleri gözlenebiliyor. ABD ve digerleri yillardir bunun bir komplo teorisi oldugunu, ECHELON Projesi diye bir proje olmadigini iddia ediyorlardi. Geçtigimiz Şubat ayinda yasanan gelismeler ise ECHELON'un gerçekligini ortaya koydu. Basinda ve internette çikan haberlere göre, ABD'nin yukarida adi sayili diger devletler ile birlikte casusluk yapmasi ortaligi karistirdi. Fransa, ABD ve ingiltere'ye karsi hukuki islemlere basvurmaya hazirlaniyor. Alman ve italyan parlamentolari ise konu hakkinda arastirma baslatti.

Avrupa Parlamentosu, Bilimsel ve Teknolojik Seçenek Degerlendirme Dairesi (STAO), konu ile ilgili özel bir rapor hazirladi. Avrupa Parlamentosu'nun konuyla ilgili raporu 22 Şubat'ta Özgürlükler Komitesi'nde ele alinacakti.

Şimdiye kadar varligi kabul edilmeyen ECHELON'un adi, Amerikan Savunma Bakanligi'nin (Pentagon) Şubat ayinda internete verdigi, gizlilik derecesi olmayan belgelerden bazilarinda da geçiyor. İste HAARP (High-Fre-quency Active Auroral Re-search Program) Projesi'nin de bu tip bir kara proje olduguna dair ciddi iddialar ve çalismalar var.

Nikola Tesla Nikola Tesla 9 Temmuz 1856'da, Sirbistan'da dogdu. 1884'de ABD'ye göç etti. Tesla, tarih
kitaplarindan adi silinmis önemli bir arastirmaci ve mucittir. Tesla 1800'lerin sonlarinda, bugün tüm dünyada kullanilan "alternatif akim" (AC) sistemini buldu ve patentini aldi. Tesla'nin buluslari arasinda "rotatif manyetik alan", dinamo, AC endüksiyon motoru, vs. vardir. Tesla ABD'ye gidisinden bir yil sonra, 1885'de alternatif akim dinamo, transformör ve motor sisteminin patent haklarim, adi bugün Tesla'ninkinden çok daha popüler olan George Westinghouse'a satti. Tesla 1891'de ünlü bulusu olan "Tesla Bobini"ni (Tesla Coil) icat etti. Bu bulus, radyo teknolojisinde genis olarak kullanilabilecek bir endüksiyon bobiniydi. 1900'ün baslarinda Tesla, en büyük bulusu olarak gördügü "karasal sabit dalgalar"! (terrestrial stationery waves) kesfetti. Bu bulusu ile yeryüzünün belirli frekanslardaki elektrik titresimlerine duyarli oldugunu ve bir iletken/iletici (conductor) olarak kullanilabilecegini kanitladi. Tesla'nin bir diger önemli projesi ise kablosuz elektrik transferiydi. 200 ampulü arada kablo olmadan, 25 mil uzakliktan yakabildigi rivayet edilir. Tesla'nin en büyük amaçlarindan biri ionosferden bedava elektrik üretmekti.

Kablosuz ve bedava elektrik projeleri gibi çalismalari olan Tesla'nin, finansörü J. P. Morgan'a Long Island'da yapimina baslanan ancak tamamlanamayan, deneyler için kullanilacak laboratuar kulenin islevinin, mesaj gibi elektrik iletmek oldugunu itiraf etmesi, onun inisinin de baslangici oldu. Tekeller oylarin ona karsi kullandilar. Tesla, sistemin görmek istediklerinden daha fazlasini yapmisti. Konvansiyonel olmayan enerji teknolojileri alaninda Tesla çok önemli bir isim olmasina karsin, tarih kitaplarinda ona, sanki önemsiz tarihsel bir figürmüs gibi davranildi.

Tesla-Edison karsilastirmasi bu açidan ilginçtir. DC (dogru-sal akim-direct current) sisteminin mu-cidi Edison'u herkes tanir. Ancak onun DC sisteminden çok daha kullanisli olan ve bugün kullanilan AC sisteminin mucidi Tesla küçük bir çevre disinda taninmaz. Edison'un DC sistemi, merkez-den bir mil uzakliktaki ampulü yakamiyordu.

Tesla'nin AC sisteminde ise elektrik, yüksek voltajlarda yüzlerce mil yolculuk yapabilir. 20. yüzyila girmeden hemen önce Tesla yeni tip elektrik dalgasini kesfetmis ve kullanmisti. Görünüse göre kesfi o kadar esasliydi ki, Tesla'nin arkasindaki finansal destegin geri çekilmesinden, kasitli olarak izole edilmesinden ve adinin kitaplardan silinmesinden sorumluydu. Tesla 1. Dünya Savasi'ndan itibaren izole bir yasam sürdü. Ara sira yeni, bedava enerji kaynagi kesfini, bütün düsman ordulari ve yüzlerce mil öteden bütün uçaklari yok edebilecek "ates topu" silahlari teorisini, akil almaz bir savunma hazirlayabilecek bir silah düsüncesini ve kablosuz, kayipsiz enerji transferinin mükemmelligini açiklamak için yüzeye çikti. Tesla 7 Ocak 1943'de yokluk içinde ölürken arkasinda pek çok radikal icat ve fikir birakmisti. Öyle ki, kendisine "Elektrigin Tanrisi" dendi. : Pek çok arastirmaciya göre HAARP 1 Projesi, ilk kez Nikola Tesla tarafindan ileri sürülen konseptleri kendine temel aldi.

Pentagon, HAARP Projesi ile "Tesla teknolojisini" yeniden yaratip, bu teknolojiyi tehlikeli amaçlar için kullanmayi hedefliyor. HAARP: Sadece bir akademik arastirma mi? High-frequency Active Auroral Re-search Program (HAARP) dünyanin en büyük ve en güçlü radyo transmiterlerinden (iletici) birini imal etme projesidir.

Proje, Amerikan Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafindan ortaklasa finanse ediliyor. 30 milyon dolarlik programin yürütme görevi ise Alaska Üniversitesi'nin. Proje, Alaska/Gakona'nin 11 mil dogusunda hâlâ insa halindedir. 1993 yilinda uygulamaya konan programin 2002 veya 2003 yilinda tamamlanmasi bekleniyor. HAARP dev antenlerden sinyaller gönderecek yüksek frekans transmiterlerinden ve bunun disinda 19 enstrümandan ibaret. Geçen yillarda 48 anteni insa edilmis olan ve 5 arc'lik bir alana yayilan HAARP, program tamamlandiginda her biri 2 tane 10 kilowatthk radyo transmiterli 180 antene sahip olacak ve 33 acr'lik bir alana yayilacak. Enerji için dizel jeneratörler kullanilacak ve 3.6 megawatthk radyo sinyalini ionos-fere gönderme kapasitesine sahip olacak. Kisaca HAARP, inanilmaz güç düzeylerinde ELF (extremely low frequ-ency-son derece düsük frekans) ve VHF (very high frequency-çok yüksek fre-kans) transferine yetenekli, dünyanin en büyük radyo frekansi (RF) transmitteri olacak.



HAARP'm siradan bir radyo istasyonundan farki daha güçlü olmasi ve antenlerinin yönlendirilebilir ve belirli bir noktaya odaklanabilir olmasi. Bunun anlami 3.6 megawattlik radyo sinyali sadece gelisigüzel bir sekilde disari yayilmayacak, bunun ötesinde, bu radyo sinyalleri bir isinin içinde yükselebilecek. Bu isinin parlakligi radyo mühendislerinin "effective radiated power" (ERP-etkili isinsallastirilmis enerji) olarak adlandirdiklari sey. HAARP'in tamamlanmis hali 4.7 gigawatt civannda ERP'ye sahip olacak. Desinatörieri HAARP'in enerji üretmeyecegini, sadece kendine yüklenen enerjiyi istenen belirli noktalara transfer edecegini belirtiyorlar. Konuyu daha iyi kavrayabilmek için Daily News gazetesinden Doug O'Har-ra'nin verdigi bir örnegi aktaralim. iki elektrik ampulü düsünün. Bu ampullerin bir tanesi 100 watt digeri 1000 watt. Onlari bir alanin ortasina yerlestirin. 1000 wattlik ampul 100 wattlik ampul-den 10 kez daha parlaktir. 10 kat fazla enerji yayar.

Şimdi, 100 wattlik ampulü isigin isinini 10 kez parlaklastiran bir reflektör (yansitici) ile birlikte bir elektrik fenerinin içine yerlestirin. Elektrik feneri 1000 wattlik bir ERP'ye sahip olacaktir. Eger bu size çevrilirse, 100 wattlik elektrik feneri 1000 wattlik ampul gibi parlak görünecektir. Hâlâ sadece 100 watt gönderiyor fakat sinirli bir yerden 1000 wattlik ampul kadar parlak görünüyor olacaktir. Mühendisler HAARP'in antenlerinin radyo enerjisinin üzerinde elektrik feneri reflektörü gibi hareket edecegini söylüyorlar. Tonosferin bir bölümü üzerinde, 4.7 giga-watt ERP'ye sahip bir isin içinde, 3.6 megawatt
odaklayacaktir. Eger HAARP'in bütün antenleri en yüksek frekansina, 10 Mhz civarina, getirilirse ve ionosferin en alçak bölümüne, 50-55 mil civarina, hedeflenirse, radyo isini tarafindan vumlan alan 30 mil kare civarinda olacak. HAARP mühendislerine göre bu, HA" ARP'in çalisabilecegi en dar ve en çok odaklanmis alan. Diger yerlesimlerde ve irtifalarda isin, enerjisini daha genis bir alan üzerinde yayabilecek. Aslinda HAARP gizli bir proje degil. Amerikan Savunma Bakanligi da HAARP'm varligini diger projelerde oldugu gibi inkar etmiyor. Internette HAARP'in kendi web sitesi bile var.

Giz ve ihtilaf, amaçlar ve sonuçlar söz konusu oldugunda basliyor. Bu ihtilafli projenin yöneticisi olan John Heckscher'e göre HAARP'in amaci gayet masumane: HAARP, iyonosferi dev bir anten olarak kullanabilmek amaciyla, bir ionosfer yamasini isitmak için arastirmacilarin kullanabilecegi bir alet. HAARP tamamlanip harekete geçirildigi zaman, dev antenler, ayni zamanda yüksek frekansli radyo dalgalarmi dar bir isinin içinden iletecekler.

Bu radyo dalgalan ionosfere gönderilecek. Bu yüksek frekans radyasyon isini ile, arastirmacilar elektrojetin (aurorasal perde boyunca bir milyon amperlik dogal akimlar) küçük bir parçasini degistirebilecekler. Elektrojetin gücünün degistirilmesiyle, ionosferin çok düsük frekansi (extremely low ferquency-ELF) radyo dalgalan üretmek için kullanilmasi mümkün hale gelecek. Geophysical Institute (Jeofizik Enstitüsü) yöneticisi Syun Akasofu'ya göre HAARP gibi bir araç olmadan, bu frekans genisliginde yayin yapabilmek için yüzlerce mil uzunlugunda bir antene ihtiyaç vardir. HAARP etkili bir sekilde aurorayi bir çesit antene dönüstürüyor. Çünkü ELF radyo dalgalari okyanuslara nüfuz edebiliyor. Böylece denizaltilar suyun yüzeyine çikmak zorunda kalmadan radyo sinyallerini alabilecek. ELF dalgalari ayrica uzun mesafeli komünikasyonlari kolaylastirabilecek.



ELF dalgalari, aynen okyanusa oldugu gibi, yeryüzüne de derinden nüfuz edebilecek. Monitöre bagli bir alici kullanarak, objelerden dünyanin yüzeyine siçrayan dalgalar sayesinde tüneller veya gizli yeralti barinaklarinin varligi ortaya çikacak. Bu jeologlarin yeralti minerallerini ve petrol depolarini bulmak için yillardir kullandiklariyla ayni teknik. Heckscher'e göre HAARP'm yayacagi sinyaller hükümetin herhangi bir elektrik sinyali için uygun buldugu güvenlik düzeyinden bir milyon kez daha az tehlikeli. HAARP'm transmiteri halihazirda 1/3 megawatt güce sahip.

Gelecek yillarda bu rakam 3 megavvatt'a ulasacak. Heckscher HAARP'm ionosfer üzerindeki etkisinin az olacagini basit bir örnekle açiklamaya çalisiyor: Küçük bir elektrik bobmim bir fincan kahveye veya büyük bir nehire daldirmak. Heckscher'e göre HAARP ile yapilacak olan ikincisi. Akasofu da bu gibi durumlarda hep ifade edildigi gibi,

HAARP Projesi'nin dogaya ve insanlara ciddi zararlari olacagi iddiasinin bir bilim kurgu oldugunu söylüyor. Ona göre projenin, transmiter faaliyet halindeyken o yörede uçan uçaklardaki elektronik ekipman için potansiyel bir tehlikesi var.

Fakat buna karsi güvenlik tedbirleri mevcut. HAARP operatörleri Federal Aviation Administration'a HAARP'in iletim takvimini verecekler ve mühendisler yörede uçan uçaklarin güvenligini temin etmek için HAARP'a uçak belirleme radarlari yerlestirecekler. Ayni prosedür roketler için de takip edilecek. HAARP'I desifre etme girisimleri HAARP'a karsi muhalefet önce internet kanalinda basladi. Pek çok insan Alaska'daki süpheli askeri faaliyetlere dikkat çekmek için interneti kullandi.

Protestonun basili kismi, daha sonra Alaska'da yasamaya baslayan bir antinükleer aktivist Dennis Specht, Nexus adli dergiye HAARP konulu bir haber gönderdiginde basladi. Daha sonra, Alaskali bir politik aktivist ve Anchorage'da bilimsel arastirmaci olan Nick Begich, kendilerini teknokesisler olarak tanimlayan, Arizona/Sedona'da yasayan Patrick ve Gael Crystal ile net üzerinden iletisim kurdu ve onlardan bir Avustralya dergisi olan Nexus'u kontrol etmelerini istedi. Begich kendi memleketiyle ilgili bir konuyu Nexus'a görmekten çok sasirdi ve makalede zikredilen dökümanlari bulup çikarmak için acilen çalismaya basladi.

Muhalif arastirmacilara ve bilim insanlarina göre HAARP bir çesit gelismis "ionosferik isitici" (ionosferic he-ater). Bu ionosferik isitici üst atmosferi, odaklanmis ve yönlendirilmis elektro-manyetik isini ile zaplayacak. Ultragüçlü dalgalari, atmosferimizdeki elektrikle yüklü bölgenin titremesine (vibrate) ve dramatik bir sekilde yanmasina neden olabilir. ionosfer atmosferin tabakalarindan biridir. ionosfer, dünyanin üst atmosferini saran elektrik yüklü bir alandir. Dünyanin yüzeyinin üstünden, asagi yukari 35-50 milden baslayip 500-600 mil yükseklige kadar uzanir (48 km ila 50000 km). tonosfer ion ve elektron olarak adlandirilan pozitif ve negatif yüklü atomik parçaciklar içerir.

Uzaydan gelen zararli isinlara karsi dogal bir kalkan islevi görür. Amerikan ordusu HAARP için, "ionosfer üzerine yapilan bilimsel bir arastirma" gibi zararsiz bir gerekçe ileri sürmektedir. îonosfer tabakasi askeriye için önemlidir.

Çünkü ordu tarafindan kullanilan iletisim, gözetim ve denizcilik sistemlerinin hepsi ionosferin içinden geçer veya ionosfer tarafindan yansitilir. ionosferin bir bütün olarak anlasilmasi ve kontrol edilmesi Pentagon'a bu sistemler üzerinde daha iyi kontrol imkani verecek. HAARP üzerine en kapsamli arastirmayi yapip, çalismalarini Angels Don't Play Thîs HAARP-Advencis in Tesla Technology adli kitapta derleyen Dr. Nick Begich ve Jeane Manning'e göre, HAARP bir çesit radyo teleskobunun degistirilmis hali. Antenler sinyalleri almak yerine, gönderiyorlar. Yazarlar HAARP'i ionosfer alanlarini, bir isini odaklayarak, isinin odaklandigi bu bölgeleri isitip yükselten süper güçlü radyo dalgasi, isinlama teknolojisi için bir test olarak degerlendiriyorlar. Elektromanyetik dalgalar daha sonra dünyaya geri siçrayacak ve her seye nüfuz edecek.

Begich ve Manning "HA-ARP tellaUari"nm, projenin komünikasyon sistemini gelistirmek için ionosferi degistirme amaçli, iyi niyetli akademik bir proje oldugu izlenimi verdiklerini; bu programin Arerico, Porto Riko, Tromsk, Norveç ve eski Sovyetler Biriligi'ndeki diger tamamen güvenli ionosferik isitici operasyonlarindan bir farki olmadigini iddia ettiklerini, bununla birlikte askeri dökümanlarin meseleyi açikça ortaya koydugunu ifade ediyorlar. HAARP'm gerçek amaçlarindan biri, Pentagon'un hedefleri için ionosferin nasil sömürülecegini ögrenmek. RF gücü ionosferi dogal olmayan aktivitelere götürecek.



Bu proje ancak bir nükleer silahini yapabilecegi boyutlarda tehlikeler içeriyor. Ayrica bizi, ionize evrenin ve hiç durmadan bizi bombalayan yildizlara ait radyasyonun zararli etkilerinden koruyan gezegenin kalkaninin dogasini degistir-meye çabaliyor. Uygulayicilari tarafindan ionosferik bir arastirma olarak nitelenen HAARP ile gündeme gelen ilk soru: "Gökte delikler mi açiyorlar?" sorusu. Tesla'nin çalismalarini baz alan bu ihtilafli transmitter veya isiticinin dünyanin üst atmosferinde 30 millik delikler açmayi da içeren pek çok potansiyel tehlike içerdigi bilim insanlari tarafindan ciddi bir sekilde ileri sürülüyor. Çogu bilim insani, HAARP'in eger havanin kontrolü için kullanilmazsa, hava modifikasyonu için kullanilabilecegi konusunda görüs birligi içindeler.

Bunun yaninda, "HAARP'in sahipleri" onu kullanarak üst atmosferde bir reflektör yaratma imkanina sahip olacaklar.

Bunu HAARP'tan transfer edilen enerjiyi, gökyüzünün bir bölümüne odaklayarak ve elektrik akimini açarak yapacaklar. Hava tamamen dramatik olarak isinacak ve ordunun, radyo dalgalari ve radar isinlari için kullanabilecegi bir donuk nokta (opaque spot) yaratacak. Bu sekilde onlar, isinlarina dünyanin etrafini "egmek" için imkan verecek sanal yansima istasyonu (virtu-al reflectmg station) yaratmaya yetenekli olacaklar. HAARP aynca, verili bölgenin üstündeki ionosfer bölümünü kiskirtarak (uyandirarak), dünyanin herhangi bir yerindeki iletisimi engelleyebilecek. Etki, yerel bir firtina gibi olacak: bölgenin içine veya disina herhangi bir yayini total bir engelle karsilasacak. Begich ve Manning, Bernard Eastlund isimli Teksasli fizikçinin çalismalari üzerine insa edilen baska patentlere bakinca, ordunun HAARP transmiterini nasil -ne sekilde kullanmaya niyet ettiginin, daha açik hale gelecegini söylüyor-lar. Bu ayrica, hükümetin proje konusundaki yalanlamalarini daha az inanilir hale getiriyor.

Yazarlara göre Pentagon bu teknolojiyi hangi niyetlerle ve ne sekilde kullanacagini biliyor ve dokümanlarinda bu konuda "temizlik" yapiyor. Ordu kasti olarak, sofistike kelime oyunlari, hile ve açik dezenformasyon araciligi ile halki aldatiyor.

Pentagon, HAARP sisteminin: ·
-Orduya atmosferik termonükleer cihazlarinin elektromanyetik titresim etkisini tekrar yerine koyacak (yerine baskasini geçirmek) bir alet verebilecegini;·
-Çok büyük ELF denizalti iletisim sistemini, ELF dalgalari üreterek yeni ve daha siki bir teknolojiyle yeniden
yapilandiracagini;·
-Askeriyenin kendi iletisim sistemlerinin çalismasini korurken, son derece genis alanlardaki iletisimleri silip
süpürmesine yol hazirlayabilecegini;·
-Eger EMASS'in kompüterize yetenekleriyle ve Cray bilgisayarlarla birlesirse dünyanin tomografisini çekme imkani sayesinde, barisin korunmasina katkilari olacagini;·
-Büyük bir alan üstünde petrol, gaz ve mineral tortular bulmak amaciyla jeofiziksel yoklama için bir araç sagladigini;·
-Yaklasan uçaklar ve kurvazör füzelerini meydana çikarmak için kullanilabilecegini ve diger teknolojileri kullanilmaz hale getirecegini söylüyor.

HAARP'IN arka plani Kuskusuz, HAARP izole olmus bir proje degil. ABD'nin uzun yillardir üzerinde çalistigi pek çok projeden olu-san demetin bir parçasi. Aslinda HAARP "Yildiz Savaslari" (Star Wars) programinin önemli bir bölümünü olusturuyor. ABD uzayla, 2. Dünya Savasi sirasinda ve sonrasinda ciddi bir biçimde ilgilenmeye basladi. Bu derin ilginin nedenleri roket teknolojisinin baslangicinin -nükleer teknolojinin de esligiyle- bu dönemde ortaya çikmasidir. ilk çalismalar sonucunda gürültü bombalan ve rehberli füzeler ortaya çikti.

Roket ve nükleer silah teknolojisi ayni zamanda, 1945-1963 yillan arasinda gelisti. Bu süre zarfinda yeryüzünün üstünde ve altinda siddetli nükleer testler tecrübe edildi. îonosfer ve stratosfer üzerine yapilan çalismalar sonucu atmosferin bir parçasi olan ve evrenden solar ve galaktik rüzgarlarla gelen protonlar, electronlar ve alfa parçaciklari gibi yüklü parçaciklari tutarak dünyayi koruyan "Van Allen Belts" (Van Allen Kemerleri) bulundu. Bu kemerler Amerika'nin ilk uydu operasyonu -Explorer I-sirasinda 1958'de kesfedildi. Agustos-Eylül 1958 arasinda ABD, "Argus Projesi" adi altinda 3 nükleer bomba ve 2 de hidrojen bombasi deneyi yapti. Bu projenin amacinin, yüksek irtifadaki nükleer patlamalarin elektromanyetik titresim (EMP) nedeniyle radyo iletimlerine ve radar operasyonlarina etkisine deger biçmek, jeomanyetik alanlar ve onun içindeki yüklü parçaciklari daha iyi anlamak oldugu söyleniyor. 13-20 Agustos 1961'de Amerikan ordusu ionosferde bir "telekomünikasyon kalkani" yaratmayi planladi. Bu kalkan 3000 km yükseklikte kurulacakti. Kalkanin ionosferde kurulma sebebi telekomünikasyonlara manyetik firtinalar ve günes isinlari tarafindan zarar verilebilir olmasidir. 9 Temmuz 1962'de Pentagon "Project Starfish" adi altinda ionosferle ilgili bir dizi yeni deney yapmaya giristi. Bu deneyler alt Van Allen kemerine zarar verdi. 1968'de "Solar Power Satellite Project (SPS) ile günes enerjisiyle çalisan her biri bir ada büyüklügünde olan uydular üzerine çalisildi.

1975'de firlatilan "Saturn V Rocket" atmosferde yandi. Bu yanma ionosferde büyük bir delik açti. 1978'de SPS Projesi üzerine yeniden çalisilmaya baslandi. Bu dönemde antibalistik füzeler için uydu isin silahlari üzerine çalisildi.
Yüksek enerjili lazer isinlarinin bir "termal silah" olarak düsman füzelerini yok etmek için en uygun araç oldugu ileri sürüldü.



SPS ayni zamanda psikolojik ve anti-personel bir silahi da ifade etmekteydi. Lazer isinlan güç bataryalari bir SPS uydusundan diger uydulara veya platformlara yayilabilecektir. Bir psikolojik silah olarak insanlar üzerinde genel bir panik yaratma etkisi vardir. SPS'in dünyanin herhangi bir yerindeki askeri operasyonda ihtiyaç olunan enerjiyi iletme kapasitesinden bahsedilmektedir. Bunlarin disinda, gözetim ve erken uyan sistemlerinde gelismeler, düsman ordularin yayinini bozma ve ionosferde fiziksel degisiklikler yaratma yetenegine sahiptir. SPS projesine Baskan Carter'm onay vermesine karsilik, projenin çok pahali olmasi (Enerji Bakanligi'nin tüm bütçesinden daha fazla bir bütçeye ihtiyaç duyuluyordu) nedeniyle program rafa kaldirildi. Ta ki Ronald Reagen baskan olana dek. Proje Reagen, döneminde yeniden su yüzüne çikti. Reagen projeyi, Pentagon'un bütçesinden daha büyük bir bütçe ayirarak "Star Wars" (Yildiz Savaslari) adi altinda harekete geçirdi. 1970'lerin sonlarinda Pentagon, düsmana ait nükleer çevrede iletisimin radyo ve televizyon teknolojisinde kullanilan geleneksel yöntemlerle gerçeklestirilemedigini farketti. 1982'de bir komuta kontrol elektronik alt sistemi gelistirildi. "Ground Wave Emergency Net-work (GWEN)" denilen bu sistemle roketler monitörden izlenip kontrol edilebiliyordu. 1981 yilinda "Orbit Maneuvering System" (OMS) ile uzay mekikleri için SPS uzay platformlari insasi planlandi. NASA'nin ürettigi uzay mekiginin ionosfere enjekte ettigi gazlarin ionosfere etkisi üzerine çalisildi.

Deneyler sonu-cunda ABD ionosferik delikler açabildigini gördü. 1985 yilinda yeni mekik deneyleri yapilmaya baslandi. 1980'lerde ABD yilda 500-600 civarinda roket firlatiyordu. Bu sayi 1989'da zirveye (1500 adet) ulasti. Bütün bu deneylerin atmosfere ciddi etkileri oldu. 1986'da, Çernobil faciasindan hemen önce, ABD Mighty Oaks olarak bilinen Nevada'daki test bölgesinde hidrojen bombasi deneyleri yapiyordu. Bu deneyler X isinlari ve parçacik isini silahlarinin gelistirilmesi programinin bir parçasiydi. ABD 1991'de Körfez Savasi sirasin-da elektromanyetik titresim silahlari (EMP) olarak adlandirilan silahlari test etti. 1993 yilinda baslatilan HAARP projesi iste tüm bu deneylerin devami ve Star Wars programinin bir parçasi durumunda.

HAARP'in tarihi Dünyadaki en büyük petrol sirketlerinden biri olan ARCO'nun subesi ARCO Power Technologies Incorporated (AP-TI), HAARP projesini insa edecek müteahhit sirketti. ARCO bu subeyi, patentleri ve ikinci safha insa kontratiyla Haziran 1994'de E-Systems'e satti. E-Systems istihbarat servislerine is yapan, dünyadaki en büyük müteahhit sirketlerden biridir. CIA, savunma istihbarat örgütleri ve digerleri için is yapar. Yillik satislarinin 1.8 trilyon dolari, kara projeler (o kadar gizli projeler ki ABD Kongresi paranin nasil harcandigini konusmuyor) için olan 800 milyon dolarla birlikte, bu örgütlerin gideridir. E-Systems'in hisseleri, dünyadaki en genis savunma müteahhitlerinden biri olan Raytheon tarafindan satin alindi. 1994'de Raytheon Fortune, ilk 500'ler listesinde 42 numaradaydi. Raytheon, bazilari HAARP projesinde degerli olacak binlerce patente sahip. Asagidaki 12 patent, HAARP projesinin omurgasi ve simdi Raytheon ismi altinda tutulan binlerce digerleri arasinda saklaniyor. Bemard J. Eastlund'un 4686605 nolu patenti, "Method and Apparatus for Al-tering a Region in the Earth's Atmosphere, lonosphere, andor

Magnetosphere (Dünyanin Atmosferinde, îonosferinde ve/veya Magnetosferinde Bir Bölgeyi Degistirmek için Yöntem ve Cihazlar) bir yildir hükümet gizli emri altinda mühürlü. Bu patente göre, Nikola Tesla'nin 1900'lerin basindaki çalismasi arastirmanin temellerini sekillendirdi. Olayin bir de ticari boyutu olabilir tabii. Bu teknolojinin, patentlerin sahibi ARCO için ne kiymeti olacak? Elektrik gücünü gaz alanlari içinde bir güç merkezinden tüketiciye kablosuz olarak isinlayarak muazzam kazançlar elde edebilirler. Bir süre için, HAARP arastirmacilari bunun HAARP için amaçlanmis kullanimlardan biri oldugunu kamtîayamadilar. Bununla birlikte, Nisan 1995'de Begich diger patentleri buldu.

Bu yeni APTI patentlerinin bazilari gerçekten de elektrik gücünü göndermek için kablosuz bir sistemdi. Ayni, Tesla'nin projesi gibi. Eastlund'un patenti, bu teknolojinin uçaklarin ve füzelerin sofistike rehber sistemlerini bozabilecegini veya tamamen çatlatabilecegini söylüyordu. Dahasi, dünyanin genis alanlarina baskalasan frekanslarin elektromanyetik dalgalari ile bu püskürtme yetenegi ve bu dalgalardaki degisimleri kontrol, karada ve denizde, havada oldugu gibi iletisimi nakavt etmeyi mümkün hale getirecekti. Begich bunun disinda 11 tane baska APTI patenti buldu. Nükleer çapli radyasyonsuz patlamalarin, güç isinlama sistemlerinin, radarlarini, nükleer baslik tasiyan füzeler için dedektör sistemlerinin, simdiye kadar termonükleer silahlar tarafindan üretilen elektromanyetik titresimlerin ve diger Yildiz Savaslari oyunlarinin nasil yapilacagini açiklayan çalismalardi bunlar. Bu patent demeti HAARP silah sisteminin temelinde yatiyor. iki yazara göre, sanki havadaki ve zihinsel tahriplerdeki EM titresimler yetmemis gibi, Eastlund süper güçlü ionosferik isiticinin havayi kontrol edebilecegiyle övünüyor. Begich ve Manning'm aydinlattigi hükümet dökümanlari gösteriyor ki, Pentagon hava kontrol teknolojisine sahip. HAARP tam güç düzeyine eristiginde, tüm yarimküreler üzerinde hava etkileri yaratabilecek. Eger bir hükümet dünyanin hava

modelleri ile deney yapiyorsa, yapilan is gezegendeki herkesin en önemli ortak sorunlarindan biridir. Begich ve Manning'in kitabi, Prof. Elizabeth Rauscher gibi bagimsiz bilim insanlariyla görüsmeleri içeriyor. Ytiksek enerji fiziginde uzun ve etkileyici bir kariyere sahip olan ve prestijli bilim dergilerinde yazilari, kitaplari basilan Rauscher, HAARP'i yorumluyor: "Korkunç enerjiyi, son derece nazik, ionosfer olarak çagirdigimiz bu birden fazla tabakalari kapsayan moleküler konfigürasyonun içine pompaliyorsunuz." îonosfer, katalitik reaksiyonlara egilimli, Rauscher açikliyor: "Eger küçük bir parça degistirilirse, ionosferde büyük bir degisim olabilir". îonosferi nazik bir balans sistemi olarak tanimlarken, Dr. Rauscher, onun, zihnindeki resmini paylasiyor: bir çorba kabarcik. "Eger kabarcikta yeterince büyük bir delik açilirsa", Rauscher kehanette bulunuyor, "patlayabilir".



Bilinç kontrolü mü?

Begich ve Manning tarafindan yapilan arastirmalar, garip projelerin örtüsünü kaldirdi. Örnegin, ABD Hava Kuvvetleri dökümanlari insanin zihinsel eylemlerini manipüle etmek ve degistirmek [genis cografik alanlar üzerinde titresen radyo frekans radyasyonu (HAARP'in maddesi) araciligi ile] için bir sistem gelistirildigini meydana çikardi. Bu teknoloji hakkinda en çok anlatilan materyal, ünlü Zbigniew Brzezinski'nin (Carter'in eski ulusal güvenlik danismani) ve J. F. MacDonald'm (Johnson'm bilim danismani ve UCLA'da jeofizik profösörü) jeofizikal ve çevresel savas için güç isinlama transmiteri hakkinda yazdiklari yazilarindan gelir. Bu dökümanlar, bu etkilerin nasil insan sagligi ve düsüncesi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilecegini gösterir. Brzezinski 25 yil önce Kolombiya Üniversitesi'nde bir profesörken yazmis oldugu bir kitapta söyle diyor: "Politika stratejistleri beyin ve insan davranislari üzerine yapilan arastirmalari sömürmeyi özendiriyorlar. Jeofizikçi G. J. F. MacDonald (savas problemlerinde uzman) dogru olarak zamanlanmis, suni olarak uyandirilan elektronik darbelerin dünyanin belirli bölgeleri üzerinde göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek sarsmalar kalibina önderlik edebilecegini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi olarak, seçilmis bölgelerde çok genis nüfusun beyin performansini bozacak bir sistem gelistirebilir.

Ulusal çikarlar için davranislari manipüle etmede çevreyi kullanma düsüncesinin ne kadar derinden rahatsiz edici oldugu kimileri için sorun degil; böyle kullanima teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek birkaç on yil içinde gelisecek." 1966'da MacDonald, Baskan'in "Bilim Danisma Komitesi"nin ve daha sonra Baskan'in "Çevre Niteligi Konseyi"nin bir üyesiydi. Askeri amaçlar için çevresel kontrol teknolojilerinin kullanimi üzerine yazilar yazdi. Bir jeofizikçi olarak yaptigi en derin yorum, jeofiziksel savasin anahtarinin, çevresel istikrarsizliklarin (yani küçük bir miktar enerjinin ilavesinin çok daha büyük miktarlarda enerjiyi salivermesi) tanimlanmasi oldugu önermesidir. Jeofizikçiler çevresel karmasaya enerji eklemenin genis etkileri olabilecegini fark ettiler.

Bununla birlikte insanlik halihazirda çevremize, kritik kütle tesis ettigini anlamadan, ciddi miktarlarda
elektromanyetik enerji ekliyor. Begich ve Manning'in kitabi bu konuda çesitli sorular yükseltiyor: "Bu ekler etkisiz mi yoksa ötesinde onarilamaz bir zarar verecek kümülatif bir miktar var mi? HAARP geri dönemeyecegimiz bir yolculugun son basamagi mi? Baska bir seri seytani Pandora'nin Kutusu'ndan saliverecek baska bir enerji deneyi üzerine para yatirmak üzere miyiz?" 1970 baslarinda Z. Brzezins" ki, yavas yavas ortaya çikacak, teknolojye bagimli "daha kontrol edilebilir ve daha yönetilebilir bir toplum"u Öngördü. Bu topluma, oy kullananlari iddiali süper bilimsel "know-how" ile etki altinda birakacak bir elit grup tarafindan hükmedilecekti. Bu elit, halkin davranislarini etkilemek ve toplumu yakin gözetim ve kontrol altinda tutmak için son modern teknikleri kullanarak politik amaçlarina ulasmada tereddüt etmeyecekti. Begich'e göre Brzezinski'nin tahminleri dogru çikti. Bugün, söz konusu elit için birkaç yeni araç ortaya çikiyor. Araçlari kullanma izni için politikalar zaten hazir. "ABD nasil yavas yavas kontrol edilebilir teknotopluma dönüsecek?" sorusu soruluyor. Kademe taslari arasinda Brzezinski, halkinin güvenini kazanmak için, devam eden sosyal krizleri ve kitle medyasinin kullanimim umut ediyor. ABD Kongresine ait kayitlar, ionosfere gönderilen sinyallerle dünyaya nüfuz etmek için, HAARP'in kullanimiyla mesgul oluyor. Bu sinyaller gezegenin içinden kilometrelerce derine bakarak, düzenli yeralti askeri gereçlerinin, minerallerin ve tünellerin yerini bulmak için kullanilacak. Senato 1996'da sadece bu yetenegi gelistirmek için 15 milyon dolar ödenek ayirdi.

Problem su: dünyaya nüfuz eden radyasyonlar için gerekli olan frekans, insanin zihinsel fonksiyonlarinin tahribi için en çok zikredilen frekans dizisinin içinde. Ayrica baliklarin ve vahsi hayvanlarin (ki kendi rotalarini bulmak için rahatsiz edilmemis enerji alani üzerinde ilerlerler) göç modelleri üzerinde pek derin etkilere sahip olacak. Begich ve Manning yeni teknolojilerin insanin beyin potansiyelini gelistirmek için inanilmaz imkanlara sahip oldugunu söylüyorlar. Bu teknolojiler ögrenme, hafizayi gelistirme ve insan davranisi modifikasyonu için kullanilabilir. Beyin teknolojileri alaninda önemli bir isim olan Michael Hutchison, bu alani siradan insanlara açti. Hutchison'un açikladigi gibi beyin, oranli dar üstün frekanslar bagi içinde çalisir. Üstün beyin dalga frekanslari beyinde yer alan aktivite çesitlerine araci olur. 4 temel beyin dalga frekansi grubu vardir ki bunlar çogu zihinsel aktiviteyle birlesirler.

Birincisi, beta dalgalari (13-15 Hertz veya titresim saniyede), bir kisinin dikkati normal aktivitelere dogru disa yöneldigi zaman, normal aktivite ile birlesir. Bu alanin yüksek sonu, stres ve kiskirmis (heyecenli) durumlardaki düsünmeyi ve algisal becerileri bozar -ile birlesir. îkinci grup, alfa dalgalan (8-12 Hertz), gevsetmeye araci olabilir.

Alfa frekanslari ögrenme ve odaklanmis zihinsel fonksiyonlar (is görme) için idealdir. Üçüncüsü teta dalgalari (4-7 Hertz); zihinsel imgelemeye, hafizaya ve iç zihinsel odaga girise araci olur. Bu durum genellikle genç çocuklarla, davranissal n-iodifikasyon ve uyku durumlariyla ilgilidir.



Son olarak, ultra yavas delta dalgalan (5-3 Hertz), bir kimse derin uykudayken bulunur. Genel kural odur ki, beynin üstün dalga frekansi, saniyede titresim süresinde rahatlanildiginda en düsüktür ve insan en uyanik ve heyecanliyken en yüksektir. Beynin, elektromanyetik araçlar ile distan canlandirilmasi (tahrik edilmesi) bir dis cihaz (jeneratör) ile yeni bir safhaya geçirilmesine veya kilitlenmesine neden olabilir. Üstün beyin dalgalari dis tahrik tarafindan yeni frekans kaliplarina sürülebilir veya itilebilir. Baska bir deyisle, dis sinyal sürücüsü veya itici cihaz beyni bir yolculuga çikarir, normal frekanslari beyin dalgalarinda degisiklige neden olmaya bütünüyle götürür; ki bu daha sonra beyin kimyasinda degismeye neden olur; ve bu da daha sonra beyin çiktilarinda, düsünce sekillerinde, duygu veya fiziksel durum sekillerinde degismeye neden olur.

Beyin manipülasyonu iki yoldan birine çikar: Faydali veya zararli. Spesifik dalga formlari kombinasyonu ile birlikte çesitli frekanslar beynindeki belirli kimyasal karsiliklari tetikler. Bu nörokimyasallarin saliverilmesi beyinde endise duygulari, hirs, depresyon, ask vb. sonuçlari olan spesifik reaksiyonlara neden olur. Bütün bunlar ve duygusal entellektüel karsiliklarin tüm bu gidis gelisi (degisimler), spesifik elektriksel uyanlar sonucu ortaya çikan bu beyin kimyasallarin (kimyasal ajanlarin) özel kombinasyonlari sonucunda ortaya çikar. Beyin sivilarindaki bu belirli karisimlar olaganüstü özel zihinsel durumlari ortaya çikarabilirler. Örnegin, bilinçli davranis kaybi, karanlik korkusu vb. Bu alandaki çalismalar düzenli olarak yapilan yeni bulusla da çok hizli bir yüzdede ilerlemektedir. Bu spesifik frekanslarin bilgisinin çözümü, insan sagligini anlamada anlamli bir gelisme saglayabilir. ELF için tasiyici olarak hareket eden radyo frekans radyasyonu kablosuz olarak beyin dalgalarini degistirmede kullanilabilecek. Bu HAARP'ini bilinç kontrolü konusunda, uygulamalarinda neler yapabileceginin göstergesidir.

Bununla beraber, HAARP'm kayitlarinda, bunun insandaki yan etkileri henüz ortaya çikarilmamistir; fakat Begich ve Manning'in kitaplarindaki hükümet dökümanlarinda görünmektedir. Beyin aktivitesinin kontrolü için gereken güç düzeyi 5-20 mikroamper gibi çok küçük bir degerdir ki bu da 60 Wattlik bir ampulü yakmak için gereken enerjiden binlerce kat daha küçüktür. Yazarlar çalismalarinda gerekli olan çok küçük enerji üzerine konusmaktalar. Beyin aktivitesini etkilemek için gereken hiz, enerji seviyesi ve dalgalar formu kombinasyonundan olusur. Son yirmi yilda ve özellikle son birkaç yildaki gelismeler çok büyük ilerlemeler sunmaktadir. Arastirmalar, uluslararasi olarak, dis elektromanyetik alanlar tarafindan beynin kolayca yönlendirilebilecegini veya durumlari degistirmek için etkilenebilecegini buldu. Bu buluslar hem bilim insanlari hem de siradan insanlar için yeni araçlar tedarik etti.

Yeni araçlar elektrikli "cranial" kafaya iliskin uyari aletlerini, ses sistemlerini, isikli uyan sistemlerini ve diger birçok beyin yönlendirme ve geri tepki (destek yanki) cihazlarini içermektedir. Teknolojik ilerlemeler ayrica, insanlarin kendi beyin aktivitelerinin yararli sonuçlar için nasil kontrol ve manipüle edilecegini ögrenmelerine izin veren özel kontrol ve gözetim araçlarina eklendi. Raporlar digerlerinin yaninda gevsemeyi, agri kontrolünü, ögrenme hizini ve hafizanin gelistirilmesini içermektedir. Hutchison'm en son çalismasi henüz birlestirilen düsünce teknolojilerinin son tanimlarini sagliyor. Onun son kitabi "büyük beyin gücü", okuyucularini çok hizli degisen (o kadar ki bilimin uy-gulamalardan daha hizli gelistiginin farkedildigi) alana ulastiriyor.

Sinir sistemi bozukluklarinin düzeltilmesi, dikkat daginikligi ve çocuklardaki hiperaktif bozukluklarin düzeltilmesi, diger seyler arasinda ilaç ve alkole bagli bozukluklarin düzeltilmesi konusundaki son durum tartisiliyor. Bu tip elektrotip, bu tibbi arastirmalarin en ilginç alanlarini olusturur. Son yillarda arastirmalar tibbi ve psikolojik uygulamalarin sasirtici olumlu sonuçlarina dogru genislemistir. Bu sonuçlarin bazilari Amerikan Hava Kuvvetleri tarafindan fark edildi. Ne yazik ki askeri çalismalar bu teknolojiyi insanlik yararina kullanmaktan çok silah sistemlerinde kullanma yönünde devam etmektedir. Flanagan'm nörofonu Amerikanin en yetenekli mucitlerinden Dr. Patrick Flanagan, 1962'de tibbin degisecegini öngörmüstü. "Bir gün tibbi pratigin tüm konsepti elektronik tarafindan degistirilecek. însanlar ilaç-tan ziyade elektronik olarak tedavi edilecek." diyen Dr. Flanagan, o zamanlarda muhtemelen hâlâ en gelismis beyin yönlendirme araci olarak kabul edilen "Neurophone"u (elektronik telepati makinesi) kesfetmisti.

Flanagan son söylesisinde, HAARP'in sadece dünyanin en büyük ionosferik isiticisi degil, ayni zamanda tasavvur edilmis en büyük beyin yönlendirme cihazi oldugunu not etmektedir. HAARP kayitlarina göre, cihaza son sekli verildiginde (cihaz tüm bölgesel topluluklari etkilemeye yetecek düzey-de enerjiye sahip birçok dalga formu kullanir), VLF ve ELP dalgalarini gönderebilecek. Dr. R. 0. Becker 60'lann basinda ELF tasimak için DC akiminin üstüne sinyal ekleyerek ELP deneyleri yapti. Becker bu konsepti bir ELF kullanarak test etti, 1-10 Hertz (pulses per second) sinyal insanlar üzerinde, test subjeleri arasinda yükselen bilinç kaybi sonucu-nu verdi. Sonuçlar ELF'nin yani insanin beyin fonksiyonlarim en çok etkileyen frekanslarin, disardan çok derin sonuçlarla manipüle edilebilir oldugunu gösterdi.

1958'de Dr. Patrick Flanagan, 14 yasindayken nörofonu icat etti. Bu ona zamanimizin en parlak mucitlerinden biri unvanini kazandirdi. Nörofon cihazi, sesi (kelimeler ve müzik gibi) elektrik uyansina (impulse), hem de bunu vücut üzerindeki herhangi bir noktadan direk olarak kulak ve bütün duyma mekanizmasini büsbütün baypas edip beyne transfer ederek, dönüstürebilir. Arastirmacilar teknolojiyi tartisirken, alti yildan fazla bir süredir "Birlesik Devletler Patent Ofisi" cihaz için patent vermeyi reddetmektedir. Sonuçta hükümet nörofonun asla çalismayacagim açikladi ve patenti reddetti. Bundan sonra Flanagan ve avukati, çalisan cihazi inceleyicisine göstermek amaciyla alet modeliyle Washington DC'ye gittiler. inceleyici ikiliye sagir olan isçilerinden biri üzerinde kullanilip olumlu sonuç alindigi takdirde cihaz için patenti tekrar açacagini ifade etti. Alet denendi, sagir isçi gönderilen sesi duydu ve patent onaylandi.

Dr. Flanagan daha sonra Tafts Üniversitesi'ne çatismak üzere gitti. Burada nörofonun bir sonraki arastirma kademesini geçme amaciyla çalisti. Deniz Kuvvetleri için insan ile yunus ko-nusmasi üzerine çalismaya basladi. Bu arastirma 3 boyutlu (3-D) holografik ses sisteminin gelisme-sine olanak sagladi. Bu sistemin özü bir sesin uzayda herhangi bir yere yerlestirilmesi ve bir dinleyicinin bu sesi fark edebilmesine dayanir. ilave çalismalar dijital nörofonun gelismesine büyük olanak sagladi. Cihazin önemini kesfeden ABD Savunma îstihbarat Ajansi (DIA) acil olarak onu ulusal güvenlik maddesi olarak gizlilik altina akli.

Dr. Flanagan yeni çalismalar yapmaktan ve teknolojisi hakkinda konusmaktan 4 yil boyunca men edildi. Güvenlik gerekçesi sonunda kaldirildiktan ve ilk nörofonun icadindan 20 yil sonra Dr. FIanagan sinirli olarak Mark XI ve Thinkman Model 50 ürete-bilme asamasina geldi ve bunlar ögrenme aletleri olarak kullanildi çünkü ilkel örneklerdi. 0 yillardan itibaren Flanagan periyodik olarak yeni konsept üzerinde çalisti ve nörofonik teknoloji için gelismeler dizayn etti. Bu cihazin gelismis sekilleri, bilgisayar beyin etkilesimi cihazlari olarak kullanilabilir. Büyük miktarlarda düzgün olarak formatlanmis enformasyonun uzun dönem hafizaya transfer edilmesi fikri egitimde devrim niteliginde bir gelismedir. Nörofon simdiye kadar gelistirilmis en güçlü beyin yönlendirme aletlerinden biridir. Flanagan son yillarda, diger iletim modelleri üzerine vurgu ile, bu teknolojiler üzerine çalismaya devam etti. DIA'nin nörofona ilgisi vardi. Onu gelistirmek için çalismaya devam ettiler.

Patrick ve Crystel Flanagan HAARP projesinin, bu radyo transmiterinin veya ionosferik isiticinin, kablosuz bir nörofon olarak kullanilabilmesinin mümkün oldugunu söylüyorlar. Bu kullanimin hangi imkanlara sahip oldugu ise çok açik. "Real Time Brain Biofeedback" (Ayni Anda Beyin Destek Yankisi) beyin arastirmalarinda baska bir alan. Bu alan, düsünce kontrolünün elde edilmesinde yeni yaklasimlar sunuyor. interaktif beyin teknolojileri ile simdi beyin dalgalarini "gerçek zaman temelinde görmek mümkün, böylece bu aletleri kullanan bireyler bir kimse düsünürken beyin dalgalarinin grafiksel olarak neye benzedigini bilgisayar ekraninda görebilirler. Hükümetler bu teknolojilerle tehlike olarak gördükleri kalabaliklari kontrol altinda tutmak için ilgileniyorlar.

HAARP'in kontrat dokümanlarinda ve planlama kayitlarinda açiklanan olanaklarin, yazarlar tarafindan toplanan Hava Kuvvetleri materyallerinin teshiriyle birlikte dikkatlice yeniden gözden geçirilmesinden sonra, elektromanyetik dalgalarin düsünce kontrolü için sundugu imkanlar apaçik ortaya çikti.



HAARP iletim (transmiting) sistemi, dikkatsizce veya kasten zihinsel fonksiyonlari degistirmek için kullanilabilir. Dr. Delgado 1952'den beri insan beynini arastiriyor ve sonuçlarini yayimliyor. Çalismalari düsünce kontrolü üzerinde odakli. Onun ilk çalismalari bizim insan beynini anlamamiza öncülük etti. Çalismalarini 1969 yilinda yazdigi Physical Control of the Minâ: Toward a Psychocivilized Society (Düsüncenin Fi-ziksel Kontrolü: Psikomedeni Bir Toplum doilu a,dU Idtabuida. özetledi Bu erken çalisma temelde hayvanlarin arastirilmasiydi ve hayvanlarin beynine elektrod sokmayi içeriyordu. Subjesinin beyninde elektrik akimi imal ederek davranisi manipüle edebilecegini buldu.

Delgado, uykudan yüksek heyecanli bilinç durumlarina kadar bir dizi etki yaratabilecegini kesfetti. Daha sonraki çalismalari kablosuz olarak yapildi. Düsünce manipülasyonu etkisini belirli bir uzakliktan, herhangi bir fiziksel kontak veya manipüle edilen canli üzerinde araç olmadan aktivite etti. Delgado, frekansi veya kobay üzerindeki dalga formunu degistirerek, onlarin düsünmelerini ve duygusal durumlarini tamamen degistirebilecegini buldu. Ayni zamanda hükümet tarafindan kötüye kullanma olanaklari açilirken, Delgado'nun çalismalari diger pek çok arastirmaci için temel oldu. Delgado'nun arastirmasi 1969'da CIA/OR için-çalisan Dr. Gottlieb tarafindan, bu teknolojinin mümkün kullanimlarini ararken, yeniden degerlendirildi. O zamanlarda çalismanin hâlâ ham olmasiyla birilikte, CIA Delgado'nun görüsünü psikomedeni bir topluma izin verecek teknikler açisindan paylasiyordu.

Bu süre içinde Tulana Üniversitesi'nden bir nöroloji operatörü olan Dr. Heath bu ihtimali, beyinde elektriksel tahrik (ESB) çalismasiyla gerçege yakin hale getirdi. ESB insanda zevkli ve kor-kutucu halüsünasyonlar yaratabiliyordu.

CIA'nm düsünce kontrolüyle ilgilenmesi Kore Savasi ile baslamisti. CIA bu alanda çesitli fiyaskolarla sonuçlanan arastirmalara basladi. Bunlarin bazilari üstü örtülmüs skandallardir: Kanadali vatandaslarin izinleri olamadan zihinsel olarak manipüle edilmeye çalisilmalari, binlerce üniversite ögrencisi ve askeri personel üzerinde LSD denemeleri gibi. Delgado'nun kablosuz etkileri, CIA'nm agzini sulandiran bir düsünce oldu. Delgado hayvanlarin belirli bir elektromanyetik alanin içine konup sonra herhangi bir fiziksel kontak olmadan manipüle edilebilecegini kesfetti. Bu teknolojiler baska arastirmacilar tarafindan fark edildi ve çok hizli bir gelisme yasandi. HAARP program menajeri J. Heckscher, HAARP içinde kullanilan frekanslarini ve enerjilerin kontrol edilebilir oldugunu ve bazi uygulamalarda 1-20 Hertz dizisinde titrestirilecegini söylüyor.

Bu da HAARP'in düsünce kontrolü amaciyla kullanilabilecegini gösteriyor. HAARP sistemi çok büyük kontrol edilebilir bir elektromanyetik alan yaratiyor ki bu, Delgado'nun EMF'si ile karsilastirilabilir. Bir nokta disinda: HAARP sadece bir odayi doldurmuyor, potansiyel olarak büyük bir bölgeyi hatta bir yarimküreyi doldurmasi mümkün. Temelde HAARP transmiteri bu uygula-mada dünyaninkiyle (ki Dr Dolego'inin kablosuz deneylerinde ihtiyaç olunandan 50 kat daha fazladir) ayni düzeyde enerjiyi disariya yayiyor. Bunun anlami eger HAARP dogru frekansa getirilirse, sadece dogru dalga formlarini kullanarak, zihinsel ayirma, bir bölgenin tamaminda kasten veya radyo frekans iletiminin yan etkisi olarak olusturulabilir.



Sonuç :
Basta Dr. Nick Begich ve Jeane Man-ning'in arastirmalari olmak üzere tüm arastirmacilarin çalismalari, HAARP'm pek de masum bir girisim olmadiginin isaretlerini veriyorlar. Bu görüslere göre HAARP tamamlandigi zaman ABD'nin elindeki olanaklar sunlar: ·
-Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak,·
-Askeri ve güçlü bir silaha sahip olmak,·
-Genis kitlelerin düsüncelerinin ve ruhsal durumlarinin kontrol edilmesini saglamak,·
-Kendi komünikasyon sistemini gelistirip, istenilen ülkelerin sistemlerini çökertmek.

ABD'nin kirli sicili; bilimi, teknolojiyi ve bilim insanlarini nasil kullana geldigi düsünülürse ve ortaya konan deliller göz önünde tutulursa yapilmak istenenlerin bunlar olmadigini söylemek çok zor.

Diyorlar ki! Nereden biliyorsunuz? CERN'i! İstanbul'a saldıracağını… Bilimsel kanıtlarınız var mı?

Belki de! 'Mehdiyet' yakındır...


'Bir' uyanma! 'İstanbul' için...



Belki de! 'Mehdiyet' yakındır...Diyorlar ki! Nereden biliyorsunuz? CERN'i! İstanbul'a saldıracağını… Bilimsel kanıtlarınız var mı? Hangi bilimsel kanıtları istiyorsunuz? 'Kraliyet Bilimler Akademisi'nin kanıtlarını mı? Açıkladıkları her bilgi bugün oldukları yerin en az on yıl gerisinden gelen eski bilgilerdir! Siz! Uyuyor musunuz? Şeytandan! Onun şürekâsından! Kanıt mı bekliyorsunuz? 'Biz'ler... Şöyle 'oku'maya çalışırız olup biten her 'şey'i! Kadim kaynaklarımız üzerinden! Ve şirk-etleşmemiş tüm kalıcı bilgileri tarayarak! Hepsiyle birden! Ve onca birbiriyle ilgisizmiş gibi gözüken işaretlerle…  Olaylar! Yeni buluşlar! Savaşlar! Depremler! Ritüeller! Astroloji! Fizik! Simya! Ve uzay! Bunların içine gizledikleri sembollerin… Hermetik 'oku'malarını da yapmaya gayret ederek! Ve kalbin tüm halleri içinden inşaAllah… Bir sonuca varırız…

Şimdi! Tüm bu 'oku'maları yaptıktan sonra diyebiliriz ki! CERN! İstanbul'a saldırtacaktır! Açığa çıkan! Negatif-Ters Enerjiyi! Siz! İçerde-dışarıda yaşatılan 'kaos'un girdabından kurtulamazsanız… Ruhunuzun berraklığını bozarsanız… 'Bir' dua edecek gücünüz kalmayabilir… 'Kaos' çıkarmalarının da amacı budur! Sizleri! Güçsüz bırakmak… Manevi kalkanınızı iyice güçsüzleştirmek! Dua 'Bir'liğimizi bozmak…

Şehirler de! İnsanlar gibidirler… Manevi kalkanları vardır! Şu an! İstanbul'u! Bunca zamandır koruyan…  Koruyabilen… Manevi kalkanına bir saldırı vardır! İstanbul velileri! Sizlerden yardım beklemektedirler… Dua! İhlâslı 'Bir' Dua şarttır!

Ey müminler! İstanbul'un manevi enerjisini bloke etmek üzeredirler… Şeytan! Ve şürekâsı! Pozitif olun! 'Kaos'un girdabına düşmeyin… Ruhunuzu güçlendirin… Rabbinize sığının… Açık tutun 'dua' irtibatınızı… Secdelerde korunabilirsiniz ancak! Mümkünse! Seccadelerinizin üzerinde dua edin… Seccadeleriniz 'sentetik' olmasın… Öylesine şeytanidir ki bunlar! İnanın ki! İnanın ki ey müminler! Sizi! Her yerden kuşatmışlardır… Seccadelerinizin bile! 'Sentetik' olmasını… Önceden planlamışlardır… Alnınızın secdesini! Kalbinizin… Toprağa değmesini… Yapay olmayana… Hasır, yün, pamuk… Ne kadar doğal malzeme varsa! Engellemek istemişlerdir… Yapay olanlarla yer değiştirip! Her ayrıntı önemlidir şeytan için… Bunun için işte! Şeytan ayrıntıda gizlidir!

Seccadenin muhtevasında bile! Böyle yol almışlarken… Seccadelerin üzerindeki sembollerde durum daha da vahimdir! Sütunlar! Gözler! Davut yıldızı! Swastika! Hepsi şeytanidir! Bilin istedik! Manevi enerjinize sahip çıkmanız için…

İçinde olduğumuz zamanlar… Her 'şey'i önemli yapıyor! Tüm semboller! Fark edin! Şeytan sizinle eğleniyor! Sadece 'seccade' konusu böyle… Siz! Bu kapsayıcı bakış açınızla… Şu sıralar! Dünyadaki her olaya böyle bakmaya çalışın… Tevhid Aşkıyla! Hepsiyle birden tek 'bir' okuma… Akleden kalbinizle…

Ey insanlar! Şu zamanlar… Hayati önemdedir! Hepimiz için… İstanbul! 'Bir' Mehdiyet şehridir! Ve yakında! 'Bir' uyanma olacaktır inşaallah... Nasipse eğer… Bilin ki! Saldırı bunu önlemek içindir! Hazırlıklı olun… Elbette! Rabbimiz isterse… İstanbul'a! Yapılan tüm saldırılar… İstanbul'un manevi kalkanına çarpıp! O ters enerjili… 'Yapay Zekâ' sahiplerine geri dönecektir!

En doğrusunu… Rabbimiz bilir…

Dua buyurun lütfen…

Belki de! 'Mehdiyet' yakındır!


Hayati Sır

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=361685

ALINTI 

CERN! İstanbul tehlikede!

CERN! İstanbul tehlikede!


Dua zamanı...



CERN! İstanbul tehlikede!
Ülkenin geldiği yer… Tüm engellemelere rağmen… Şöyledir! Dünyayı yönetenlerin… Hepsinin… Türkiye şimdi ne yapacak diye! Korku içinde bekledikleri bir yerdir… Çünkü yüzlerce yıllık planlarını... Sadece! Türkiye'nin bozma ihtimali belirmiştir! Tapınakçıların…

İçerdekilerle! Dışarıdakiler! Tam da! Bu iş oldu derlerken… Cinler! Ülkeyi ele geçirmek üzereyken… Birdenbire! Tüm stratejileri bozuldu! Kraliçenin halifeleri kendilerini ele verdiler! Çok hızlandılar! Enerjileri önce kendilerini yaktı! Sınırı aştılar! Parladılar! Öfkelendiler! Çığlık attılar!

Kraliçe gördü ki! Artık onlarla olmaz... Yeni halifeler gerekli! Ve yeni halifeler bulundu! Şu an göreve hazırlar… Seçimi bekliyorlar!

Elbette ki! Kraliçenin karşısında olanlar da var! Mescid-i Aksa'nın muhafızları! İstanbul'da bekleyenler! Kim onlar?

Ey kalbin erenleri! 'Kara bilim'! CERN! Ve HAARP! Hepsi! Kabalist hahamlarca… İstanbul'a yönlendirilmektedir! Sed! Manevi sed! Zorlanmaktadır! Ve sizin dualarınıza ihtiyaç vardır! Seddin sağlamlaştırılması için! Zülkarneyn Seddi gibi! Demir! Ve Dua! Şarttır!

İstanbul'da her kim yaşıyorsa! Küfre düşmemişse! Dua zincirine katılmalıdır… CERN! Nepal gibi! İstanbul'un altını da hareketlendirecektir! 'Sed' şarttır! Dua birliği! Yecüc ve Mecüc için! 'Bir' engel! Şarttır!

O zaman! Gelmiş midir? Bu sorunun cevabını ancak… Rabbimiz bilebilir… Hiçbir insan gaybı bilemez… Sadece dikkat çekebilir... Uyarır! Tedbir alın diyebilir… Hepsi o kadar! Bunu da yaparken… Kadim kaynaklarımız üzerinden 'bir' okuma yapmalıdır… O 'oku'mayı da! Rabbimizin salih kulları yapmalıdır… Suretsiz olanlar… Bilinmeyenler… Kendilerini bile daha bilmeyenler… 'Sır' olanlar… Kalplerinde hayati 'bir' sır taşıyanlar… Kalbin erenleri! Ve İstanbul velileri!

Şimdi! Tekrarlayalım… Küfre bulaşmamış her kim varsa! İstanbul'da! Dua zincirimize katılmalıdır! 'Demir'! Yoksa! CERN! Nepal gibi İstanbul'un yer-altını hareketlendirebilir…

Geceler boyu! Belirli bir zamana kadar… Dua birliği içinde! Seccadelerimizin üzerinde… Duaya durmalıyız… 'Bir' dua! İstanbul için… 'Mehdiyet' şehri İstanbul!

Yoksa! Deccalı durduramayız… HAARP başlamıştır… Metafizik HAARP! CERN! İstanbul'u geçerse… Göklerin kapısına saldıracaktır! Kudüs! 'Muallâk Kayası'!

Bilin ki! Dünya zordadır… Yer-altı! Ve göklerin kapısı! CERN'in saldırıları altındadır… Şiva'dır! Yokoluş dansı!

Yazıların iç yolculuğu için! Farklı 'oku'malar gerekmektedir! Diğer yazılarımız... 'Oku'yun! Bulun okuyun… 'Oku'madan olmaz! Bilgi tamamlanmaz! Ümmî bilgi! Akleden kalbin 'oku'maları için…  Bu yazılanları…  Ön kabullerinizi unutarak… 'Oku'yun… Yoksa! Şiva! Yokoluş dansıyla… Tüm dünyayı! Kara deliğin içine sürükleyecek…

Şimdi! 'Bir' dua zinciri için… Secde zamanıdır! Gelin…

İstanbul için…

'Bir' Mehdiyet!

Ey müminler! 'Bir' ses verin… Aşka gelin…

Gizli halifeler harekete geçmeden…

Secde edin…

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=361497

Alıntı
Hayati Sır 

Matrix'i gerçekleştirecek teknoloji CERN'den çıkabilir!

Bu teknolojiye çok dikkat edin: GRID


Matrix'i gerçekleştirecek teknoloji CERN'den çıkabilir!



Bu teknolojiye çok dikkat edin: GRIDWilliam Henry adında bir adamdan bahsedeceğiz bugün. Kendisini araştırmacı mitolog, yazar ve öğretmen olarak tanımlıyor. Tıpkı Indiana Jones gibi... Neden kendisinden bahsetme gereği duyduk sorusunun cevabını anlayabilmek için, bu adamın düşüncelerine kısaca değinmek gerekiyor. Henry, günümüzde bilimin geldiği son noktanın, aslında binyıllar önce tüm insanlık tarafından bilindiğini, şu an tanık olduğumuz bilimsel gelişmelerin, aslında tarihsel dairenin tamamlanışı olduğunu söylüyor.



Bay William, birbirinden farklı gözüken çeşitli mitolojilerin, destanların ve efsanelerin, dünya üzerindeki tüm medeniyetlerin paylaştığı ortak bir sırrın, farklı dillerde anlatımı olduğunu savunuyor. O sır da şu: Samanyolu galaksisinin 'ışığından'gelen akıllı varlıklar dünyaya indi ve çeşitli yıldız kapıları oluşturdu (Kabalistlerin ışığıyla benzer mi?). İnsanlık bu kapıların sırrını çözebilsin diye arkalarında çeşitli ipuçları bıraktılar ve sonra dünyayı terk ettiler. İşleri güçleri yok, ışıktan gelen yabancı varlıklar neden insanların anlaması için yıldız geçitleri inşa eder ve sonra ortadan yok olur, buna Henry'nin açık bir cevabı yok. Ona göre bu kapıların sırlarını keşfetmek, insanlığı toplu olarak tekamül ettirecek. Yani daha üst bilinç seviyesine ulaşacağız (tanıdık geldi mi? Bkz: Anlamak için felsefe taşı lazım)
Bütün bu hikaye size bilimkurgu senaryosu gibi gelebilir. Hatta 1994 yapımı Stargate adlı filmden alıntı olduğunu bile düşünebilirsiniz. (Şu an yayınlanan ve o filmin hikayesinin üzerine kurulu Stargate-Atlantis adlı dizinin CERN ile olan ilişkisini ilerleyen günlerde inceleyeceğiz.)



Neden iyibilgi bu tür "deli-saçmaları" ile uğraşıyor diye sorabilirsiniz de...Sebebi şu: Henry, yukarıda özetlediğimiz görüşlerinden yola çıkarak, CERN'deki deneyler sonrasında kuramsal fizik alanında yaşanan ve yaşanacak olan gelişmelerin, insanlığın bilinicini açacağını, "yüksek boyutlarla" iletişime geçmemizi mümkün kılarak hepimizi birden tekamül ettireceğini düşünüyor. E ama biz bunu ilk defa duymadık, evanjelikler de, kabalistler de aynı beklenti içersindeler. William Henry'i diğerlerinden ayrı kılan ne?
1) CERN'i ve orada gerçekleştirilen deneyleri ilk elden (orayı ziyaret ederek, oradaki biliminsanları ile irtibata geçerek) takip ediyor. (CERN kampüsündeki Şiva heykeli bilgisi internete onun blogundan yayıldı)
2) ABD'de okült ve metafizikle ilgilenen çevrelerin önde gelen isimlerinden biri. Blogunu incelediğiniz zaman karşınıza Henry Lincoln (Da Vinci Şifresi'nden çok önce Hz. İsa ile ilgili iddiaları Kutsal Kan, Kutsal Kase adlı kitabında dile getiren yazar), Jordan Maxwell (İzlenme rekorları kıran Zeitgeist adlı belgeselin alt yapısını oluşturan kitapların yazarı) gibi isimlerle içli-dışlı olduğunu görüyorsunuz. Kendi imkanlarıyla yayınladığı birçok "eğitim kitabı" ve dvd'si mevcut. Müspet ilimler ile sipiritüel düşünce arasında kurduğu bağlar, pek çok kimse tarafından takip ediliyor, ciddiye alınıyor (Türkiye'de bu tür şeylerin duyulmaması, konuşulmaması ve ciddiye alınmaması onların başka yerlerde konuşulmadığı anlamına gelmiyor)
3) Ve gelelim en önemli sebebe: Bay Henry'nin bir radyo programında geleceğe dair çizdiği bir tablo var ki, şimdiye kadar iyibilgi'nin karşısında durduğu, eleştirdiği hemen hemen bütün değerleri bir araya getiriyor ve bunu insanlık için "iyi" bir gelecek olarak sunuyor.
Nedir o tablo?
Bay Henry'e göre insanoğlu, şu an CERN sayesinde bir teknolojik sıçrayış eşiğinde. Tek-boyutlu, organik, "offline" (bağlantısız) bir bünyeden, çok-boyutlu yarı-dijital "online" bir bünyeye dönüşmek üzereyiz. Nasıl antik ilim doğayı dört temel element üzerine oturtmuşsa (ateş, hava, su, toprak), modern teknoloji de dünyayı yeni dört temelin üzerine oturtmak üzere. Bu elementler: Gen, byte, nöron ve atom. Williams bunlarla insan doğasının nasıl değeşeceğini söylememiş ama biz daha önce söylenenlerden yola çıkarak, bir düşünce egzerzisi yapalım:
- Genetik bilim sayesinde insanın yapı taşları DNA ile oynanacak, tıpkı yediğimiz gıdalara yaptıkları gibi. Normalde vücudumuzla uyumsuz olan inorganik maddelere vücudumuz uyumlu hale getirilecek. Böylece biyonik uzuvlara veya organlara yer açılacak. (Yarı biyolojik / Yarı Dijital )
- Dijital dünyanın yapı taşları 0 ve 1 (byte=bit) ile insan beyninin yapı taşları, hücreleri nöronlar bir araya getirilecek (beyne takılan çipler, bilgisayar işlemcileri, hafızalar) İnsanlar beyinlerine takılmış bilgisayarlar sayesinde "düşünce gücüyle" iletişim kurabilecek, "online" hale geçecekler.
- Ya atom? Bu resimde atom nereye oturacak? Nanoteknoloji ile yakından alakası olduğunu tahmin edebiliriz. CERN'deki parçacık deneylerinden sonra ortaya çıkacak bulgularda daha fazlasını göreceğiz herhalde. Ama bir tahmin yaparsak, büyük ihtimalle tek-boyutluluk, çok-boyutluluk ile ilgili bir şey olacağını düşünebiliriz.
Dediğimiz gibi, bu yukarıdaki üç maddeyi William Henry'nin programında kullandığı insan geçişi tanımından yola çıkarak biz kurguladık. Yalnız o programda bir öngörü de bulunuyor ki, onu yazmazsak, bu tabloyu abartmışız gibi gözükebilir. Oysa Bay Henry'nin dile getirdiği bir öngörüsü var ki, onu okuyunca bize hak vereceğinizi düşünüyoruz.
Bildiğiniz üzere, bugün kullandığımız internet, CERN'de oluşturuldu. Teknik altyapısı, CERN laboratuvarlarında geliştirildi. Bay Henry' göre bugün, CERN'de yeni bir "internet doğmak" üzere. "Grid" olarak adlandırılan bu sistem, LHC deneyinde ortaya çıkan muazzam büyüklükteki verileri analiz edebilmek için geliştirildi, keza klasik bilgisayar sistemleri bu işin altından kalkabilecek düzeyde değildi. Özel üretim binlerce bilgisayarın fiberobtik bağlantı ile birlikte çalıştığı bu sistem, internetin geleceği. William Henry aynen şöyle diyor: "Internet bir bisikletse, Grid Harley Davidson'dur". Bu analojiden sadece şu anlamı çıkarmak yanlış olur: Grid çok daha hızlı bir internet. Hayır. William Henry, Grid'in çok gelişmiş bir yapaya zekanın temelini oluşturacağını, bu yapay zeka sayesinde, beynimize takacağımız çipler arasında iletişimin mümkün kılınabileceğini öngörüyor. Grid ile ilgili bu bilgilere, bu öngörüye nasıl eriştiğini bilemiyoruz. Tamamen spekülatif de olabilir, William'ın CERN'deki bağlantılarından edindiği bilgilere de dayanıyor olabilir. Önemli olan, yukarıda çizdiğimiz tablonun kendi içersinde ne kadar uyumlu ve tutarlı olduğu. Biz bu korkunç tabloyu ilk kez William Henry'den duymadık. Ama CERN ile alakasını ilk kez ondan duyduk. Anlaşılan o ki, sadece LHC ile yapılan deneyler değil, o deneyleri anlayabilmek için geliştirilen teknolojiler de bazılarının ağzını sulandırmış durumda...
www.iyibilgi.com özel

alıntı

CERN, Kabala ve 248

CERN, Kabala ve 248


Matematiğin en güzel şekli, CERN'deki deneyde ortaya çıkar mı? Çıkarsa buna matematikçiler mi sevinir sadece? Yoksa 248'i özlemle bekleyen başka birileri mi var? iyibilgi özel



CERN, Kabala ve 248248 sayısının sizin için bir özelliği var mı?
Antony Garrett Lisi adındaki kuramsal fizik uzmanı için çok büyük bir anlamı var. "Herşeyin fevkalade basit bir teorisi" adlı makalesi ile mikro ve makro fizik teorilerini bir araya getirerek, bilim insanlarının yıllardır hayalini kurduğu, herşeyi tek bir formül ile açıklayacak teoriyi bulmaya çok yaklaşmıştı. Dahi çocuk olarak lanse edilmişti, 2008'in Mart ayında Scientific American dergisinde makalesi yayınlandığında. Tüm bilim dallarında etkisini gösterecek, Einstein'in rölativitesi ile kuantum fiziğini aynı sepete koyacak, mucize teori olacaktı. Lisi mucize teorisini, matematik konusunda doktora yapmadıysanız, detaylarını pek de kolay anlayamayacağınız Lie Cebiri adında bir matematik dalı üzerine temellendirmişti. Kısaca E8 Lie Grubu olarak bilinen bir cebir modeli üzerine kurulu. Bu grupla ilişkili olarak bizi ilgilendiren kısım ise kimi matematikçi tarafından, matematiğin en güzel şekli olarak adlandırılan 248 boyutlu şekil. Aşşağıdaki resim, E8 kök sisteminin 2 boyut üzerinde temsili.


Bu da CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısından bir kesit.


Daha sonra Jacques Distler ve Skip Garibaldi adlı iki uzman, Lisi'nin teorisinin "ne yazık ki" doğru olmadığını, yazdıkları bir makaleyle, bilim dünyasına gösterdiler. Fakat Lisi'nin attığı taş, hala dalgalanmaya sebep oluyor. Daha doğrusu onun attığı taşı kullanan birileri. Kısaca iki ayrı grup var. Birincisi Lie Grubu Atlası ve Temsili adlı 20 kişilik bilim insanı topluluğu. Konu üzerinde en detaylı çalışmaları yapan uzmanların yayınladığı makaleler ve çalışmalar, CERN'deki bilim topluluğu tarafından takip ediliyor ve kimi çalışmalarda kullanılıyor. Hatta kimi uzmanlara göre E8 grup cebiri, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda gerçekleştirilen deneyin temeli sayılıyor.(Ancak tüm bilim insanları aynı görüşte değil, bunu da belirtelim) Son safhada Atlas grubundaki uzmanlar için CERN'deki deney bu sebeple gayet önemli, keza onların ilgilendikleri matematik, CERN'deki bilim insanlarınca da kullanılıyor. Ve LHC deneyinde o matematikten yararlanılırsa, hem kendilerinin hem de E8 cebirinin prestiji artacak.
Bir başka grup daha var ki, onların matematiğin bu dalı ve 248 sayısı ile ilgilenmelerinin bilim dışı bir sebebi var. 248 sayısı Yahudiler'in kutsal kitabı Torah'daki mitzvot aseh ("pozitif emirler") denk geliyor. Torah'ın mistik yorumu olan Zohar kitabına göre 248 sasyısı,  insan vücudundaki parça sayısını temsil ediyor.Ve Kabala ile ilgilenen bir takım Musevi "mistiği", E8 grubundaki 248 boyut / parçacık ile yüzyıllardır inceledikleri Kabala mistisizminin kesiştiğini düşünüyorlar. Örneğin Torah'da, kabalistlerin en çok önem atfettikleri isim Hz. İbrahim, kabala numerolojisine göre 248'e denk geliyor. Kabala içersinde daha buna benzer o kadar çok hesapta 248 sayısı geçiyor ki, hepsini burada tek tek anlatmaya kalkarsak, günlerce yazmamız gerekebilir.
Kısaca şunu bilmek yeterli olacaktır: CERN'deki deneyi takip eden matematikçiler, 248 boyutlu E8 grubundan ne kadar faydalanıyor bilinmez. Ama onların arkasında, deneyin sonuçlarından 248 elementi çıkartmak için bekleyen onlarca Kabalacı olduğu kesin.

www.iyibilgi.com özel

ALINTI

CERN, Kabalist bir proje mi?

CERN, Kabalist bir proje mi?


Bilimin 'Yeni Boyutu', Kabalistlerin 'Üst Dünyası' mı?



"Günümüzün önde gelen kabalistlerinden" Dr. Rav Michael Laitman'ı iyibilgi okuyucuları gayet yakından tanıyor. Kabalanın öğretilmesine ve yaygınlaşmasına kendini adamış Dr. Laitman, Bnei Baruch Kabbalah Eğitim & Araştırma Enstitüsü'nün kurucusu ve başkanı. Aynı zamanda felsefe konusunda doktorası, biyosibernetik dalında da yüksek lisansı var. Kendileri geçen sene Antalya'nın ev sahipliği yaptığı, 1’inci Avrasya Kabala Kongresi'nin önde gelen davetlilerindendi. Yaptığı bir açıklama ile bütün semavi dinlerin kökenine kabalayı yerleştirmeye kalkmıştı. (Hafıza tazelemek isteyenler için iki adet iyibilgi özel makalemiz var: Bu kabala hangi kabala? Ne istedikleri artık sır değil!)
Kabalacı Dr. Laitman bir kez daha karşımızda. Nasıl mı? İşte o hikaye:
Konumuz İnsanlık tarihinin en önemli deneylerinden biri sayılan, CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'ndaki deney. Evrenin sırrını ifşa etmek amacıyla yola çıkan CERN'deki bilimadamları, 2008'de başlayan deneyin devamını 30 Mart 2010'da, çizilen korku senaryolarını atlatarak, başarıyla gerçekleştirdi. Son deneyi yorumlayan, projede görevli Türk biliminsanı Dr. Bilge Demirköz deneyin yolaçabileceği sonuçları şöyle yorumlamıştı:
"Daha yüksek boyutlarda yaşıyor olabiliriz. Fakat farkında olmayabiliriz. Görmediğimiz boyutlar olabilir. Bu da evrenin sırrı olabilir... Bu boyutları şu anki doğada değil ama yüksek enerjilerde görme ihtimalimiz artıyor. Mesela burada bulmaya çalıştığımız olaylardan bir tanesi ekstra boyutların izini bulabilmek. Tüm maddeye kütlesini verdiğini düşündüğümüz 'Higgs' parçacığını bulmaya çalışıyoruz. Bunun olduğunu tahmin ediyoruz ve varsa bulmak istiyoruz." (Yeni boyutlar açılabilir)
Böylesine önemli sonuçlar doğurabilecek bu deney ve CERN bütün dünyanın gündemindeyken, biz de iyibilgi olarak konuya dikkat çekmek amacıyla bir araştırmaya girdik. Tesadüfe bakın ki, yerin kilometrelerce altından bakın kimler ve neler çıktı? Birazdan, Dr. Laitman'ın bu projeye 'dolaylı ve dolaysız yollardan' nasıl dahil olduğunu okuyacaksınız. Biz nasıl haberdar olduk, diye soruyorsanız, cevabı çok basit. Laitman'ın kendi sitesinden. Ve açıklamaların hepsi, deneyin ilk bölümün gerçekleştiği 2008 senesine ait.
Öncelikle, CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda gerçekleştirilen parçaçık deneyi için Laitman gibi bir Kabalacı neden yorum yapar? Bir tarafta bilim, öbür tarafta bir "mistik"...İkisi bir araya nasıl gelirin cevabını merak ettik. Ve gördük ki, Dr. Laitman bu deneye iki yoldan dahil oluyor. Biri uzun zamandır öğrencim dediği, projede yer alan doktor ünvanlı bir şahıs yoluyla. Diğeri de kendi sitesinde, kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarla. Genelde bu sorular, deney öncesi üretilen felaket senaryoları üzerine kurgulanmış. Laitman da kimi zaman eski öğrencisi ile sohbet ederek, kimi zaman da soruları cevaplandırarak, CERN'deki deney ve Kabala hakkında detaylı bilgiler veriyor.
Başlangıç olarak şu soruyu ele alalım: Bu deney yüzünden oluşması muhtemel kara delikler, dünyanın sonunu getirir mi sorusuna şöyle bir yorum getiriyor, Sayın Laitman:
"İnsan kısıtlı algılara sahiptir, bu yüzden isteklerinin ve düşüncelerinin kaynağı olarak kendini görür, fiziksel hareketle şeyleri değiştirebileceğini sanır. Oysa gerçekte bu sadece yukarıdan, Yaratıcı (Çevreleyen Işığın - Ohr Makif) yoluyla gerçekleşebilir. O yüzden sakin olmanızı tavsiye ederim, keza bilim insanları kukla gibidir, bütün hareketleri Yaratıcı tarafından yönlendirilir." (http://www.laitman.com/2008/07/is-a-gigantic-underground-particle-accelerator-a-cause-for-worry/)
Konusunda uzman bilimadamlarının bile korku senaryoları ürettikleri bu deneye, Laitman'ın yaklaşımı ne kadar sakin, değil mi? Ortalıkta kara-delik senaryolarının gezdiği bir dönemde, Laitman bilim insanlarını 'onlar zaten Ohr Makif'in kuklaları' diye nitelendiriyor. Kim bu Ohr Makif denilen yaratıcı? Laitman'ın felaket senaryolarına karşı "güvencesi" ve bilgisi neye dayanıyor?



Yukarıdakine benzer, kendine yöneltilen soruları sitesinde cevaplandırmasının dışında, CERN ve Laitman arasındaki ilişki daha dolaysız ve kişisel boyutlara varabiliyor. Örneğin "Fiziğin kaderi, Büyük Hadron Çarpıştırıcısına bağlı" başlıklı yazısında şöyle denmiş:
" İsviçre'deki küresel fizik deneyinin katılımcılarından biri olan eski öğrencim Dr. Valdas Rapsevichus ile LHC üzerine sohbet ettik. Özetle, fizik yeni veriler aldıkça gelişir. Yüksek enerji fiziği dalında, 30 yıla yakın bir zamandır ciddi anlamda yeni veriler alınmamıştı. Eğer bu LHC sayesinde yeni keşifler olursa, örneğin Higgs Boson parçacığı, süper-simetri vs...- işte o zaman fizik bir bilim olarak ilerleyebilir, ve bunun için ödenek alabilir.Eğer hiçbir keşif yapılmazsa, o zaman finansman duracak ve fiziğin bilim olarak sonu olacaktır." (30 Ekim 2008'deki konuşması)
Çok ilginç, değil mi?
1) Deneyde çalışan bir bilim adamı (Dr. Valdas Rapsevichus), Kabalacı Laitman'ın uzun süredir öğrencisiymiş. Hem bir bilim adamı hem de Kabala öğrencisi...
2) Yeni keşifler olmazsa, finansman da bitecek ve fiziğin sonu gelecekmiş bir bilim dalı olarak. Kim finansman sağlayacak peki bu deneylere? CERN'e yatırılan milyarlarca avronun sahibi gerçekten hükümetler mi? Yoksa Laitman'ın bildiği, bizim bilmediğimiz bir finansör mü söz konusu?
Biz de sayın Laitman'a soruyoruz: Diyelim ki, petabytelarca verinin analiz edilmesinden sonra, bekleneni veremedi bu deney. O zaman fizik bir bilim olarak bitmiş sayılacaksa, yerine  yeni bir şey gelecek mi? Mesela Kabala?
Laitman bu soruyu aslında cevaplamış. Hem de aylar önce!
Kendisine yöneltilen "Teklik maddesi ve Yüksek Işık (Partzufim ve Sefirot) bilimsel olarak kanıtlanırsa, o zaman Kabala öğretisi dünyayı ele geçirir! Ama öteki taraftan fizik, kabalanın bir parçası değilse, bu asla mümkün olmayacak. Bu yüzden kabalanın savunduğu şeyler gerçek dünyada mümkün olamaz" şeklinde bir 'eleştiriye' şu şekilde cevap vermiş:
"Yüksek ışık" (Sefirot) insan tarafından kendi içinde üretilmediği sürece varolmaz. Ayrıca insanlar bu ışığı yaratmak için gerekli olan algılardan yoksundurlar. O ışığı üretebilmek için algıları genişletmek gerekir. Kabbalah bu algıların geliştirilmesi için bir metodtur. Maddi olarak nitelendirdiğimiz dünyayı doğuştan edindiğimiz algılar sonucu vardır. Yüksek dünya ise Kabbalah sayesinde geliştirdiğimiz ruhani algılarımızla duyumsayabiliriz. Bu manevi algılarımızla hissetiğiz şey de 'ışıktır'.
Kabbalah'ın bilimi, dünyamızın bilimini asla yenmeyecek, çünkü biz her ikisini birbirinden tamamen farklı iki dünya olarak algılıyoruz: maddi ve manevi."
(Bundan sonrasına çok dikkat! Bir önceki paragrafta Laitman'ın şu varsayımını göz önünde bulundurmanızı rica ediyoruz: "Eğer bu deney sonucu yeni bir keşif olmazsa, fizik bir bilim olarak sona erer...")
Laitman devam ediyor:
"Peki nasıl olacak? İnsanlar gayet basit bir şekilde kavrayacaklar ki, doğal algılarıyla edindikleri hisler, kendilerini tatmin etmeyecek, ve amacı bu algılarımız gelştirmek olan müspet bilimlerin ne kadar beyhude olduğu anlaşılacak. Bunu anladıklarında, kendi algılarını ve müspet ilimleri reddecekler, yüzlerini Kabbalah'a dönecekler." (19 Haziran 2008'deki konuşması)
Kısaca toparlayalım. Bir Kabala uzmanı olan Prof. Laitman'ın uzun süreli öğrencilerinden biri, CERN'deki LHC deneyinde görev alıyor. Onunla yaptıkları bir programda, bu deney, fiziğin kaderini belirleyecek manasına gelen sözler ediliyor. Ve şöyle bir fikir ortaya atılıyor: Eğer keşif sağlanırsa, finansman gelir, fizik bir bilim dalı olarak devam eder. Yok eğer keşif sağlanmazsa, fizik bilimsel bir disiplin olarak sona erer. Laitman, bu sözlerinden tam 4 ay önce ise, müspet ilimlerin insanları tatmin etmeyeceğini ve herkesin kabalaya döneceğini 'öngörüyor'.
Şimdi sıra iyibilgi sorularında:
1- Laitman'ın, benim uzun süreli öğrencim dediği Dr. Rapsevichus dışında daha kaç tane kabalist, bu deneyde görev alıyor?
2- Madem Kabala, beyhude olarak nitelendirdiği müspet ilimlerden daha iyi, neden Laitman'ın öğrencisi(leri?) bu projede yer alıyor? Madem bütün insanlık müspet ilimi bırakacak, kabalistler neden bu projeyle ilgileniyorlar?
3- O kadar para harcanan bu proje ve deneyden hiçbir sonuç alınamazsa, yetkililer halka nasıl hesap verecek? Sonuçta bu para, katılımcı 20 ülkenin vatandaşlarının ödediği vergilere ait. Acaba birileri, bütün bu deney ile birlikte insanların müspet bilimlere olan güvenini mi sarsmayı hedefliyor?
Asıl tehlikeli soru şu: Kabala ne? Masum bir mistik akım mı? Yoksa işin içinde simya ve kara büyünün olduğu ezoterik bir öğreti mi? Kabala'nın Ohr Makif diye nitelendirdiği ve ışıkla bağdaştırdığı 'yaratıcısı' kim? Kabalistler, yerin altında ne arıyor?
www.iyibilgi.com özel

alıntı

CERN'de esrarengiz yokoluş dansı

CERN'de esrarengiz yokoluş dansı


Bu heykeli deneyin tepesine neden diktiler? iyibilgi özel



CERN'de esrarengiz yokoluş dansıCERN'in sırları dizisinde ikinci bölüm
Aşşağıdaki resim Fransa-İsviçre sınırında bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)'in kampüsünde çekildi. Hani şu yerin altındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda  "Büyük Patlama"yı taklit etmeye çalışan, "Tanrı parçacığı" olarak da bilinen Higgs Boson parçacığının varlığını araştıran deneyin yapıldığı yer.

Resimde gördüğünüz heykel, bir tanrıya ait:
Hindu tanrısı Şiva'ya...
"Neden nükleer araştırma merkezinde bir Hindu tanrısının heykeli var?"
CERN'de bir tanrı heykelinin, Şiva heykelinin, ne işi var sorusunu anlamak için, Hinduizm'de Şiva neyi temsil eder ona bakmak gerekiyor.
Hinduizm çok-tanrılı dinler içersinde, öğrenilmesi en zor olanlardan. Binlerce tanrının bulunduğu, bir o kadar mezhebin boy gösterdiği bu din hakkında, makalenin konusundan sapmaması için şunu bilmemiz yeterli olacaktır: Şiva, Hinduizm'in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Milyonlarca insan tarafından en büyük tanrı olarak kabul ediliyor. Neyi temsil ediyor diye sorarsanız, en basit şekliyle "yokoluş/varoluş çemberini" diyebiliriz.
Ama temsil ettiği kavramdan öte, daha önemli bir şey var ki, o da heykelin içinde bulunduğu durum.

Dikkat ederseniz, Şiva bu heykelde bir çemberin içinde bulunuyor. Elinde alev topu tutarken, bacaklarının pozisyonundan dans ettiğini görebiliyoruz. Heykelin pozisyonuyla ilgilenmemizin sebebi, bu imajın Hinduizm'de temsil ettiği anlamı kavrayabilmek. Tanrı Şiva'nın dans eden figürü, Hinduizm'de 'Nataraja' (Dans tanrısı) adıyla biliniyor. Ve Nataraja'nın iki türlü dansı var. Biri maskulin, öbürü feminen. Maskulin dansın adı Tandava olarak biliniyor, yokoluşu sembolize ediyor. Feminen dansın adı ise Lasya, o da varetmeyi sembolize ediyor. Yokoluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, çemberin içinde. Bilin bakalım, kampüsteki Şiva hangi dansı yapıyor?
 
Kampüsteki dans Tandava...Yani yokoluş.
Kafalar karışmadıysa, bu iki resme bir bakın. Üstteki, LHC olarak bilinin Büyük Hadron Çarpıştırıcısının parçası.

Hayalgücümüzü zorlayalım biraz. Ve...



Unutmadan: Aşşağıdaki resimler de CERN'in kampüsünden. Çeşitli alfabelerde yazıtlar. Çince, Sanskritçe ve Latince belli oluyor da diğerleri nece? Daha da önemlisi orada ne yazıyor? Aynı şeyin farklı alfabelerde temsili mi? Alttaki mavi ışıklar lazer mi? Güvenlik için mi? Yoksa basit ışıklandırma mı? Vs. vs...






Şimdi iyibilgi soruyor:CERN'deki Hindu tanrısı Şiva'nın yokoluş dansı, bir mesaj mı? Tüm dünyayı ilgilendiren bu kadar büyük bir deneyin yapıldığı yere, kim neden bu tür sembolleri yerleştiriyor? Neden "bilimsel bir deney", bu kadar çok dini motifi (tanrı parçacığı, yok oluşu sembolize eden tanrı figürleri) içersinde barındırır? Geçen yazımızda yerin altındaki Kabalistler'i gördük. Şimdi de yerin üstünde hindu tanrısı. Kimbilir daha karşımıza neler çıkacak...
Editör'ün notu: İnternette Fritjof Capra isimli bir fizik uzmanının (Fiziğin Tao'su isimli kitabın yazarı) sitesinde, bu heykelin 18 Haziran 2004 senesinde, Hindistan hükümeti tarafından hediye edildiği iddia edilmiş.Siteye buradan ulaşabilirsiniz.http://www.fritjofcapra.net/shiva.html
www.iyibilgi.com özel

ALINTI

Şimdi de 'boynuzları' çıktı!

Şimdi de 'boynuzları' çıktı!


iyibilgi 11. boyuttan bildiriyor! iyibilgi özel



Şimdi de 'boynuzları' çıktı!CERN'in sırları dizisinde beşinci bölüm
CERN'in sırları dizimizde, gene ilginç bir sembolle karşı karşıyayız. Hatırlarsanız daha önceki bir yazımızda (CERN'de esrarengiz yokoluş dansı), deneyin yapıldığı kampüste bulunan Hint tanrısı Şiva'nın 2 metrelik heykelini incelemiş, bilimsel bir deney ile sembolik ilişkisini sorgulamıştık.
Karşımızda tekrar bir "tanrı" var. Bu sefer ki bir Kelt tanrısı.
Cernnunos (Cern), Kelt tanrılarından. Kelime anlamı "Boynuzlu Tanrı". Kimi kalıntılarda boynuzlu hayvanlarla temsil edilmiş (O hayvanlardan biri de boynuzlu yılan!). Kelt panteonunda üretkenliği ve doğurganlığı temsil ediyor.
Cern, aynı zamanda "Yeraltı Dünyası"nın tanrısı.
Boynuzlu tanrı, tıpkı CERN'in yerüstündeki kampüsünde bulunan Şiva heykeli gibi, hem varolmayı (üremeyi, üretmeyi) hem de yok olmayı (ölümü) temsil ediyor.
Şimdi gelelim, isim benzerliği dışında, daha "sembolik" bir benzerliğe. Bu resimde gördüğünüz, Cern'in Hz. İsa'nın doğumundan yüzlerce sene önce dikildiği varsayılan bir sütun üzerindeki resmi. Kırmızı ile halka içine alınmış boynuzların şekline dikkat.


(Musée National du Moyen Age, Paris)


Bir de CERN'in logosuna bakalım:


CERN'in logoundaki halkalar ve ucundaki çıkıntılar, kimilerince Hristiyanlığın şeytan ile bütünleştirdiği '666' sayısına benzetilirken, başkaları tarafından Kelt tanrısının boynuzlarına benzetilmiş. Basit bir tesadüf mü yoksa 'esinlenme' mi ,onu biz bilemeyiz ama şurası bir gerçek: CERN'in ismini aldığı tanrı gibi, başka dünyalar ile olan bağlantısı üzerinde her geçen gün daha fazla "bilgi" dikkat çekiyor. Son olarak, 9 Nisan tarihinde dünyaca ünlü Kuramsal Fizik Profesör'ü Michio Kaku'nun bir yazısı yayınlandı.


Yazının başlığı bile son derece "provokatif": "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, Tanrı'nın beynini okumamıza müsade edebilir!"
Yazının anafikri şu: CERN'de yapılan deneyler sayesinde Sicim Kuramı'nın aradığı süper parçacıkları (Higgs-Boson nam-ı diğer "Tanrı parçacığı" bunlardan biri) bulunabilir, bunlardan yola çıkarak doğadaki 4 temel çekim kuvvetinin tek bir kaynağı olduğu kanıtlanabilirse, işte o zaman tek kuvvetin gözlemlenebildiği boyuttan, yani hiperuzay adı verilen 11. boyuttan sinyal alabiliriz.
Önemli Hatırlatma: Bu bir bilimkurgu senaryosu değil! Dünyaca meşhur bir Fizik profesörünün CERN'deki deney ile ilgili son yazısı (http://bigthink.com/ideas/19542)
Ünlü profesör, bu 11. boyuttan sinyal alabilmeyi, tırnak işareti içersinde tanrının aklını okumak olarak nitelendirmiş, yazısının sonunda. Belli ki bir metafor.
Ancak semboller ve kullanılan metaforlar bir araya gelince, ister istemez merak ediyor insan.
CERN'in "boynuzları" bugün kimler tarafından, ne için kullanılıyor? Önce Şiva heykeli, ardından Cernunnos'un boynuzları. Ve "tanrının beynini okumaya çalışan" bilim insanları. Şimdiye kadar karşımıza çıkan semboller ve anahtar kelimeler:
- Pagan tanrıları ve tanrı kelimesi ("Tanrı parçacağı", Şiva, Cern)
- Boyutlar (E8 LIE cebirinin 248 boyutlu mükemmel şekli, Divac'ın Antievren'i, Kaku'nun tüm kuvvetlerin bir olduğu 11. boyutu)
- Yer altı (CERN'deki deneylerin yapıldı Hadron çarpıştırıcısının bulunduğu mevkii, Şiva ve Cern tanrılarının "yer altı" tanrıları oluşu)
CERN ile ilgili olarak durmadan karşımıza çıkan bu semboller, tesadüf eseri mi orada? Algıda seçicilik mi? Yoksa ...
iyibilgi, merak etmeye ve sormaya devam ediyor.
www.iyibilgi.com özel

ALINTI

Hoşgeldin CERN cini!


Hoşgeldin CERN cini!


Antievren arayışının ardında ne yatıyor? Yoksa...



Hoşgeldin CERN cini!
Paul Dirac (1902-1984), bilim tarihine damgasını vurmuş en önemli matematikçilerden birisidir. Kuvantum mekaniğine bugünkü halini veren, bu alanda birbirinden ayrı, birleştirilemez gibi görünen teorileri bir araya toplamış isimdir. Konumuz açısından bizi ilgilendiren düşüncesi ise anti-parça ve anti-madde teorisidir. Daha sonra kendi adıyla bilinecek olan Dirac Denklemi'ni adım adım oluştururken karşısına çıkan bir problemden dolayı, atomun üç ana parçasından biri olan eksi yüklü elektronun mutlaka bir "antisi" olması gerektiği (proton artı yüklü ama zıttı değil) fikrini ortaya atar. Buna anti-elektron manasında "pozitron" denir. Tabii elektronun antisi oluyorsa, neden proton'un, neden nötron'un antisi olmasın? Onların da olması gerektiğini düşünerek bu anti-parçacıklardan, anti-madde fikrine ulaşır, Divac.
Anti-madde, Da Vinci Şifresi'nin yazarı Dan Brown'un bir diğer ses getiren kitabı, Melekler ve Şeytanlar'da geçer. Kitabı henüz okumamış olanların keyfini kaçırmamak için çok derine inmeden, şu kadarını söylesek yeter: Kitab'ın başlangıcında Antimadde ve CERN (Meşhur Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın bulunduğu) arasındaki ilişkiden bahsediliyor ve daha sonra hikayeye Illuminati karışıyor. (Melekler - Şeytanlar / Madde - antimadde) CERN'de antimadde deneylerinin yapıldığı ve çok çok çok küçük miktarlarda elde edildiği biliniyor. CERN'deki Atlas deneyi bunun üzerineydi.
İşte Divac'ın ortaya attığı ve gerçek olduğu kanıtlanan bu antimadde fikri, gene Divac tarafından bir adım daha ileri götürülüyor ve ortaya antimaddelerden yapılmış bir evren fikri çıkıyor.
Bazı kuramcılar madde ve antimadde arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor. Madde aslında enerjidir (Einstein'ın E=mc^2 denkeleminden). Enerjiden madde yapabilmeyi, bir hamur oyununa benzetin. Nasıl küçükken oyun hamurlarından kalıplar vasıtasıyla çeşitli şekiller çıkarılıyorsa, işte bu evrenin de madde halinin ortaya çıkartılmasında enerji hamur vazifesi (yani hammadde) görüyor. Peki ana hamurdan çıkardığımız kalıpın yerinde ne oluyor? Boşluk. İşte o da antimadde. Buna göre de aslında antievren bizim göremediğimiz bir şey. İşte CERN'deki deneylerinde aslında bu antievrenin bulunması ("evrenin sırrı" diye yapılan açıklamalar) olarak görüyor, aynı kuramcılar.
İşte işin dini boyutu da burada giriyor.
Kur'an-ı Kerim'in Zariyat Suresinin 49. ayetine göre: "Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız."
Internette dolaşan çeşitli iddialara göre, CERN'in antimadde arayışının ardında, aslında Cinler alemine erişme "hırsı" yatıyor. (Yeni Şafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül'de CERN ile ilgili bir yazısında bu olasılığı dile getirmişti)
Bir an için bu fikrin gerçek olduğunu düşünelim.
CERN'deki bilim insanları, neden antievrene (ya da cinler alemine) erişmek istesin?

ALINTI

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=160815
/* -----Bitiş-----*/